Muhasebe  

Maliye

Vergi

Sigorta

Muhasebe Forum

   Muhasebe, Güncel Mevzuat, Haber, Yorum, Duyuru  - 03.04.2007-

 

 

 
 

2006 YILI KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİNİN DOLDURULMASI

KONUSUNDA ÖZET AÇIKLAMALAR  

 

2006 yılı Kurumlar Vergisi Hesaplama Tablosu (İndir)

 

ÖZEL AÇIKLAMALAR:

Kurumlar vergisi mükellefleri kurum kazancı üzerinden kurumlar vergisi ödemek zorundadırlar. Mali tablolarda yer alan kazanç vergiye tabi kurum kazancından muhtelif sebeplerle farklı olabileceği için, matraha ulaşırken indirimi kabul edilmeyen giderlerin eklenmesi, vergiye tabi olmayan gelirler ile bazı indirimlerin ise düşülmesi gerekmektedir.

5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) 2006 yılı içinde yürürlükten kaldırılarak yerine, çoğu hükümleri 1.1.2006 yılından geçerli olmak üzere 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu yürürlüğe girmiştir. 2006 yılı kurum kazancının tespiti sırasında prensip itibariyle 5520 sayılı Kanun uygulanacaktır.

Maliye Bakanlığı 2006 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesinin şeklini yeni Kanuna uygun olarak hazırlamıştır. Madde referanslarının değiştirilmesi dışında yeni beyannamenin 2005 yılı beyannamesinden hiçbir farkı yoktur.

Bu yazımız, 2006 yılına ait kurum kazancının tespiti konusundaki bazı özellikli konularla ilgili görüşlerimizi açıklamak ve bir örnek üzerinden kurumlar vergisi hesabını açıklamak amacıyla hazırlanmıştır.

1. 2006 YILI KURUM KAZANCININ TESPİTİNE İLİŞKİN ÖZELLİKLİ KONULAR :

1.1. İstisnadan Kaynaklanan Zararlar :

Beyannamenin 4 no.lu Tablosunda geçmiş yıl zararlarının, istisna kaynaklı olan ve olmayan şeklinde dökümü istenilmektedir. Söz konusu zararların toplamlarının beyannamenin 51 ve 52 numaralı satırlarına intikal ettirilmesi gerekmektedir. Mevzuatımızda istisna kaynaklı zararların mahsubuna bağlanmış bugün itibariyle herhangi bir sonuç bulunmadığı için, mahsup edilen geçmiş yıl zararlarının istisna kaynaklı olup olmamasının hiçbir önemi ve sonucu yoktur. Bu gösterim istatistik açısından isteniyor olabilir.

1.2. Geçmiş Yıl Zararlarının Mahsubu :

Bilindiği üzere 5422 sayılı eski Kurumlar Vergisi Kanunu'nda zarar mahsubu ile ilgili esaslara " Zarar Mahsubu ve İndirimler " başlıklı mükerrer 14'üncü maddenin 1/a bendinde yer verilmiş bulunmaktaydı. Yeni Kanun'da zarar mahsubu ile ilgili esaslar, " Zarar Mahsubu " başlığını taşıyan ve 1.1.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 9'uncu maddede ayrı bir şekilde düzenlenmiştir. Kanun'da yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerden doğan zararlar birbirinden ayrılarak eski Kanun'un mükerrer 14/1'inci maddesindeki benzer esaslara bağlanmıştır.

Yeni düzenlemede, kurumların kendilerine ait geçmiş dönem mali zararlarının izleyen beş döneme ait kurum kazancından mahsup edilmesine ilişkin prensip aynen korunmuştur. Eski hükümle aradaki fark " geçmiş yıl mali bilançolarına göre meydana gelen zararlar" ibaresinin, " geçmiş yıl beyannamelerinde yer alan zararlar " şeklinde değiştirilmiş olmasıdır. Uygulamada eski hüküm de bu şekilde yorumlandığı için bu değişikliğin yaratacağı bir farklılık söz konusu değildir. Ayrıca yine eskiden olduğu gibi, zararın ticari bilançoya göre iç kaynaklarla veya ortaklarca kapatılması halinde de beş yıllık zarar mahsup hakkı kaybedilmeyip devam edecektir. Geçmiş yıl mali zararlarının mahsup hakkı ancak beş yıllık mahsup süresinin sona ermesi ile kaybedilebilir. Mali zararların mahsubu için bunların beyannamede yıllar itibariyle gösterilmesi yeterli olup ticari bilançoda yer almaları şart değildir.

Yeni Kanun devralınan kurum zararlarının mahsubunu yeni esaslara bağlamıştır. Buna göre,

- 5520 sayılı Kanun 20/1'inci maddesi çerçevesinde gerçekleşen vergisiz devirlerde, devralınan kurumların devir tarihi itibariyle öz sermaye tutarlarını geçmeyen zararları ile,

- 20/2'nci maddesi kapsamında gerçekleşen tam bölünmelerde, bölünen kurumun bölünme tarihi itibariyle öz sermaye tutarını geçmeyen ve devralınan kıymetle orantılı zararların indirilmesi mümkündür.

Ancak bu zararların mahsubu için son beş yıla ait kurumlar vergisi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması şartı devam etmektedir.

Yeni düzenlemeye göre, devir veya tam bölünme suretiyle devralınan kurumlara ait zarar mahsup haklarının kullanılabilmesi için, devir alınan kurumun faaliyetine, devir veya bölünmenin meydana geldiği hesap döneminden itibaren en az beş yıl süre ile devam ettirilmesi de şarttır.

Bu şartların ihlali halinde, zarar mahsupları nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler bakımından vergi ziyaı meydana gelmiş sayılacaktır.

5520 sayılı Kanun'un zarar mahsubuna ilişkin 9'uncu maddesi 1.1.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 21.6.2006 tarihinden yürürlüğe girdiğinden, 2006 yılında gerçekleşen vergisiz devir ve tam bölünme işlemlerinde yeni Kanun'a göre zarar mahsubunun yapılacağı anlaşılmaktadır. Bu anlayışın mükellef lehine sonuç verdiği durumlarda uygulanması mümkün ve makul olmakla birlikte, 21.6.2006 tarihinden önce gerçekleşen devir ve tam bölünme hallerinde eski hükümlerden mükellef lehine sonuç verenlerin uygulanmasına devam edilmesinin hukuk gereği olduğunu düşünüyoruz.

Devralınan zararlar da doğdukları hesap dönemini izleyen beşinci hesap döneminin sonuna kadar mahsup edilebilir. Başka bir deyişle beş yıllık süre, devir veya bölünme tarihini izleyen yıldan itibaren başlamaz. Devralınan zararın mahsubu mümkün olmayan kısmı, yani öz sermaye toplamını geçen tutarı, mali açıdan mahsup edilemeyecek olmakla birlikte, ticari açıdan mahsuba konu edilecektir. Başka bir deyişle devralan kurum varsa kendi geçmiş yıl ticari zararları ile devraldığı kurumun ticari zararlarını mahsup etmeden kâr dağıtımı yapamayacaktır. Devralan kurum devraldığı zararların mahsup edilebilecek kısmının hangi yıllardan kaynaklandığını serbestçe belirleyebilir. Başka bir deyişle devraldığı mali zararın öncelikle daha yakın tarihli zararlardan kaynaklandığını kabul edebilir. Ancak bu şekilde tespit edilen zararların da, genel prensibe uygun olarak, en eski yıldan başlayarak mahsuba konu edilmesi gerekir.

1.3. Öz Sermaye Hesaplarına İlişkin Enflasyon Fark Hesaplarının Mahsup Edilebileceği Zararlar :

Vergi Usul Kanunu'nun geçici 25 ve mükerrer 298'inci maddelerine göre, pasif kalemlere ait fark hesaplarının, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen tutarların, bu işlemlerin yapıldığı dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği dönemde vergiye tabi tutulması gerekir. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir.

Buna göre öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farklarının, ticari faaliyetten doğmuş olan (yani enflasyon düzeltmesinden kaynaklanmayan) ticari zararlara mahsup edilmesi halinde, mahsup edilen tutarların, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin vergiye tabi tutulması gerekir . Bu bakımdan mükellefleri, söz konusu mahsubu yaparken dikkatli olmaları ve bu konuda genel kurul kararı alınıyorsa, bu kararda mahsubun nerelere yapıldığının açıkça belirtilmesi konusunda uyarıyoruz . Söz konusu mahsup açık bir genel kurul kararına dayanılarak yapılabileceği gibi, mahsubun yapılmış olduğu mali tabloların genel kurulca onaylanması suretiyle zımnî genel kurul kararına dayanılarak yapılması da mümkündür.

Öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarının ticari faaliyetten kaynaklanan zararlara mahsup edilmesi halinde, vergiye tabi tutulması gereken tutardan varsa kurumun yatırım indirimi haklarının mahsubu mümkündür.(Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 31.10.2005 tarih ve 57556 sayılı muktezası.) Bize göre, söz konusu tutardan, varsa mükellefin geçmiş yıl mali zararlarının mahsubu da mümkün olmalıdır.

1.4. Serbest Bölge Faaliyeti İle İlgili Finansal Gelirlerin İstisnadan Yararlanıp Yararlanamayacağı :

Bilindiği gibi 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'na 5084 sayılı Kanun'la eklenen geçici 3'üncü maddenin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, 6.2.2004 tarihine kadar (bu tarih dahil) faaliyet ruhsatı almış kullanıcıların, ruhsatlarında belirtilen süre ile sınırlı olmak üzere serbest bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla elde ettikleri kazançlar kurumlar vergisinden müstesnadır.

Maliye Bakanlığı 85 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nde, bu istisnadan faydalanılan mükelleflerin, bu faaliyetlerinden doğan alacaklarına ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirileceğini, ancak serbest bölgede elde edilmiş olsa bile diğer faiz, repo ve kur farkı gibi finansal gelirlerinin istisnadan yararlanılmayacağını belirtmiştir.

Tebliğin söz konusu bölümünün iptali istemi ile açılmış olan davada Danıştay önce yürütmenin durdurulmasına, sonra da 26.12.2006 tarih ve E:2005/1890, K:2006/3186 sayılı Kararı ile Tebliğin bu bölümünün iptaline karar vermiş bulunmaktadır. Bu Kararın gerekçesi, sermayenin veya nakitlerin bankalarda değerlendirilmesinin ekonomik ve ticari hayatın bir gereği olduğu, bu gelirlerin ticari faaliyetin kapsamı dışında düşünülemeyeceğidir. Nitekim 3218 sayılı Kanun'da kurumlar vergisi istisnasından yararlanma şartları belirtilmiş olup, elde edilen gelirlerin niteliği açısından herhangi bir ayırıma gidilmemiştir. Bu nedenle serbest bölge kazancının bir unsuru olan finansal gelirlerin istisna uygulamasına konu edilmesi gerekir . Zaten Maliye İdaresi, yeni KVK'nuna ilişkin 1 seri no.lu Tebliğ Taslağında 85 no.lu Tebliğdeki anlayışını yumuşatmış bulunmaktadır.

1.5. Taşınmazlar ve İştirak Hisseleri İle Kurucu Senetleri, İntifa Senetleri ve Rüçhan Haklarının Satışından Doğan Kazançlarda İstisna Uygulaması :

Bilindiği gibi 5422 sayılı KVK'nun 8/12'nci maddesinde, kurumların en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerin satışından doğan ve sermayeye eklenmesine karar verilen kazançların tamamı (% 100'ü) kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştu. Söz konusu Kanun'un 8/5'inci maddesi ile de, kurumların rüçhan hakkı kuponlarının satışından elde ettikleri kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmişti.

5520 sayılı Kanun'un 5/1-e maddesi ile söz konusu istisna yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenlemeye göre, kurumların en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlarının % 75'i kurumlar vergisinden müstesnadır. İstisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacak ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulacaktır. Satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci yılın sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır.

Yeni düzenleme 21.6.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu nedenle 21.6.2006'dan önce yapılan satışlar için eski hükümler, 21.6.2006 tarihinden itibaren yapılan satışlarda ise yeni hükümler geçerlidir. Bu nedenledir ki 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde her iki hükme dayanılarak istisnadan yararlanılması mümkün bulunmaktadır. 21.6.2006 tarihinden önce yapılan satışlarda eski hükümlere göre istisna uygulanabilmesi için sermayeye ilave şartının da bu tarihten önce gerçekleştirilmiş olması zorunluluğu yoktur. Esas olan satışın bu tarihten önce gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Gerek eski düzenlemede gerekse yeni düzenlemede istisna uygulanacak kazancın gelir tablosuna dahil edilmemiş olması (yani sermayeye ilave edilmiş veya pasifte özel bir fon hesabında gösterilmiş olması) halinde, istisna uygulamasının beyanname üzerinde gösterilmesini teminen, istisna uygulanacak kazancın beyanname üzerinde önce kanunen kabul edilmeyen giderlere ilave edilmek suretiyle kazanca dahil edilmesi, sonra ilgili satırında (38 veya 39 no.lu satırlar) istisna olarak kazançtan indirilmesi gerekir.

Kurucu ve intifa senetlerinin istisnadan yararlanacağının madde metninde açıkça belirtilmiş olması, istisna uygulaması açısından bir yenilik değildir. Çünkü 5422 sayılı eski Kanun'un uygulanmasında da söz konusu senetlerin elden çıkarılmasından doğan kazançlar istisna kapsamındaydı. 5520 sayılı Kanun'da konu madde metninde açıkça belirtilmek suretiyle uygulamaya açıklık kazandırılmış ve devamı sağlanmıştır.

21.6.2006 tarihinden önce gerçekleşen rüçhan haklarının satışından doğan kazançlara, mülga 5422 sayılı Kanun'un 8/5'inci maddesine dayanılarak istisna uygulanacaktır.

1.6. Bağış ve Yardım İndirimi :

Bilindiği gibi mülga 5422 sayılı KVK'nuna, 5228 sayılı Kanun'la mükerrer 14'üncü madde ilave edilmek suretiyle bağış ve yardımların matrahtan indirim şekli değiştirilmiştir. Bu husus 5520 sayılı Kanun'la da aynen korunmuştur. Buna göre yapılan her türlü bağışın (indirimi kabul edilen veya edilmeyen) önce dönem içinde yasal defterlere gider olarak kaydedilmesi, sonra beyanname üzerinde KKEG rakamına ilave edilmek suretiyle kurum kazancına dahil edilmesi, daha sonra da, kazançtan indirilmesi mümkün olan kısımlarının beyannamede yasal dayanakları itibariyle ayrı satırlarda (55-61'inci satırlar) indirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar 5520 sayılı Kanun'da bağışların Kanun'da belirtilen sıra dahilinde indirilmesi öngörülmüşse de bunun pratikte hiçbir değeri yoktur. Çünkü yapıldığı döneme ilişkin vergi matrahından indirilemeyen bağışların sonraki dönemlere devri mümkün değildir.

Özel kanunlara istinaden indirim konusu yapılabilecek bağışların da aynı şekilde önce gider olarak kaydedilmesi, sonra indirilebilecek kısımlarının beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek suretiyle matrahtan indirilmesi gerekir. İndirim için beyannamedeki 65 no.lu satır kullanılabilir. Ancak bazı özel kanunlarda bağışların " indirim " şeklinde değil, " gider " yazılmak suretiyle matrahtan indirileceği hükme bağlandığından, bu tür bağışların gider yazılması yeterlidir. Söz konusu bağışlar zarar olsa dahi indirilebilir.

1.7. Yatırım İndirimi İle İlgili Özellikli Konular :

Bilindiği gibi GVK'nun mülga 19'uncu maddesinde düzenlenmiş olan yatırım indirimi istisnası 5479 sayılı Kanun ile 1.1.2006 tarihinden geçerli olmak üzere 8.4.2006 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.

Gelir Vergisi Kanunu'na 5479 sayılı Kanun'la eklenen geçici 69'uncu madde ile de kazanılmış hakların korunmasına yönelik olarak geçiş hükümleri öngörülmüştür. Buna göre, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri,

•  31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi tutarları ile

•  24.4.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen teşvik belgeleri kapsamında GVK'nun mülga Ek 1 ila 6'ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımlar için belge kapsamında 1.1.2006 tarihinden sonra yapılacak yatırımlar ile GVK'nun mülga 19'uncu maddesi kapsamında 1.1.2006 tarihinden itibaren başlanan yatırımlarla iktisadi ve teknik bütünlük arz eden yatırımlar nedeniyle 31.12.205 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi tutarlarını,

yine bu tarihteki mevzuat hükümleri çerçevesinde 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirileceklerdir.

Bu maddeye istinaden yatırım indirimi uygulayan kurumlara 5520 sayılı Kanun'un 32'nci maddesinde yer alan kurumlar vergisi oranı (% 20) değil, 31.12.2005 tarihinde geçerli olan % 30 oranı uygulanacaktır.

Yukarıda belirtilen hükümlerin birkaç açıdan Anayasa'ya ve hukukun temel ilkelerine aykırılık teşkil ettiği söylenebilir.

1.7.1. Yılın Başından Yatırım İndiriminin Kaldırıldığı 8.4.2006 Tarihine Kadar Olan Dönemde Başlanan Yatırımlar :

8.4.2006 tarihinden önce başlanan yatırımlar, 24.4.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden alınan teşvik belgeleri kapsamında ise veya GVK'nun mülga 19'uncu maddesi kapsamında 1.1.2006'dan önce başlamış olan yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz etmekte ise yatırım indiriminden yararlanabilecektir. Maliye Bakanlığı yatırım indiriminin 1.1.2006 tarihinden itibaren kaldırıldığını gerekçe göstererek 1.1.2006 – 8.4.2006 tarihleri arasında başlamış olan yatırımların indirimden yararlanamayacağı görüşündedir. Bize göre bu durum hukukun temel kurallarına ve dolayısıyla da Anayasa'nın, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğunu belirten 2'nci maddesine aykırıdır. Prensip olarak geleceğe yönelik hükümler ihtiva etmesi gereken kanunlar, mükellef lehine olmadıkları sürece geçmişe etkili olamazlar. Buna " kanunların geriye yürümezliği ilkesi "denir. Bu nedenle söz konusu yatırımlar üzerinden mülga 19'uncu maddeye istinaden hesaplanacak yatırım indirimine tekabül eden kurumlar vergisinin ihtirazi kayıtla beyanı mümkündür.

1.7.2. Yatırım İndiriminden Yararlanan Kurumlara % 20 Olan Genel Oranın Yerine % 30 Oranının Uygulanmasının Hukuka Uygun Olup Olmadığı:

GVK'nun geçici 69'uncu maddesinde, yatırım indiriminden yararlanan mükelleflere 31.12.2005 tarihinde geçerli vergi oranlarının uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre 2006 yılı kurumlar vergisi beyannameleri üzerinde yatırım indirimi uygulayan mükellefler, bu indirimden sonra matrahlarının oluşması durumunda, bu matraha % 30 oranını uygulamak suretiyle ödemeleri gereken kurumlar vergisini hesaplayacaklardır.

1.1.2006 tarihinden önce yatırım indiriminden yararlanan mükellefler ile yararlanmayanlar arasında vergi oranı açısından herhangi bir farklılık bulunmamaktaydı. GVK'nun geçici 69'uncu maddesi ile kazanılmış haklar korunmaya çalışılırken, bu hakları kullanan mükelleflere, cari kurumlar vergisi oranından daha yüksek bir oranının uygulanacağının öngörülmüş olması, bize göre eşitlik ilkesine ve Anayasa'nın 2'nci maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, tahakkuk eden kurumlar vergisinin % 20'yi aşan kısmının ihtirazi kayıtla beyanı mümkün bulunmaktadır.

1.7.3. Geçici Vergi İçin Yapılan, Yatırım İndirimini Kullanma Tercihinin Kurumlar Vergisi İçin Değiştirilip Değiştirilmeyeceği:

Maliye Bakanlığı GVK'nun geçici 69'uncu maddesinin verdiği yetkiye istinaden çıkardığı 3 sayılı Kurumlar Vergisi Sirküleri'nde, 2006 yılına ilişkin yatırım indirimi uygulayıp uygulamama tercihinin 2006 yılına ait geçici vergi beyannamesinin verilmesi gereken tarih olan 14 Ağustos 2006 tarihine kadar yapılması gerektiğini belirtmiştir. Sirkülerde bu tercihin ne şekilde yapılacağı belirtilmemiş olduğundan, beyanname üzerinde yatırım indirimi satırının doldurulmuş olması ile kullanılabileceği kabul edilmiştir. Tercihin yazı ile vergi dairesine ayrıca bildirilmesi talep edilmemiştir.

Sirkülerde, bu suretle yapılan tercihin izleyen geçici vergi dönemlerinde ve yıl sonunda değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle geçici vergi beyannamesini verdikleri sırada indirim uygulamak avantajlarına olduğu için geçici vergi beyanlarını yatırım indiriminden yararlanmak suretiyle veren mükelleflerin bir kısmı, dönem kazançları beklentilerinin üzerinde oluştuğu için bu tercihleri nedeniyle dezavantajlı duruma geçmişlerdir. Bunların sonradan aleyhlerine sonuç veren tercihlerini değiştirip değiştiremeyecekleri tartışılmaktadır. Maliye Bakanlığı bu tercihin değiştirilemeyeceği görüşündedir. Bize göre esas olan yıl sonundaki tercihtir. Bu nedenle mükellefler yıl sonunda tercihlerini değiştirebilmelidirler. Ancak tercih değiştiren mükelleflerin yıl sonundaki tercihlerinden farklı olarak verdikleri geçici vergi beyannamelerini pişmanlık yoluyla düzeltmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Bizim görüşümüz böyle olmakla beraber, yukarıda belirttiğimiz üzere, Maliye İdaresi, ikinci geçici vergi beyannamesi ile yapılan tercihin nihai tercih olduğu ve daha sonra değiştirilmeyeceği görüşündedir. Bakanlık görüşünün aksine yapılacak uygulama riskli olacaktır. Ancak isteyen mükellefler, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamelerini bu açıdan ihtirazi kayıtla verebilirler.

1.7.4. Geçmiş Yıl Zararlarının Yatırım İndiriminden Önce Mahsup Edilip Edilemeyeceği:

Bilindiği gibi geçmiş yıl zararlarının mahsubu konusu yakın zamana kadar mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun " indirilecek giderler " başlıklı 14'üncü maddesinde düzenlenmişti. Bu nedenledir ki geçmiş yıl mali zararları " zarar olsa dahi indirilebilecek istisna ve indirimler "den sonra mahsuba konu edilmekteydi. Ancak mülga 5422 sayılı Kanuna eklenen mükerrer 14'üncü maddede zarar mahsubu beyanname üzerinde yapılacak indirimlerden biri olarak düzenlenmiştir. Bu anlayış 5520 sayılı Kanun'un 9'uncu maddesi ile de korunmuş, ancak zarar mahsubu diğer indirimlerden ayrı bir madde olan 9'uncu maddede düzenlenmiştir. Diğer indirimleri düzenleyen 10'uncu maddede, bu maddede öngörülen indirimlerin Kanun'da belirtilen sıra dahilinde yapılacağı hükme bağlandığı halde zarar mahsubuna yönelik böyle bir hüküm yoktur. Yatırım indirimi ise GVK'nun içinde düzenlenmiş olup, kurumların da bu indirimden yararlanacağı GVK'nun ilgili maddesinde hükme bağlanmıştır. GVK'nun geçici 69'uncu maddesine istinaden yapılacak yatırım indirimi uygulaması açısından da bu durum geçerlidir.

Görüldüğü gibi, yatırım indirimi ile zarar mahsubundan hangisinin öncelikle uygulanacağına yönelik herhangi bir hüküm yoktur. Kurumlar vergisi beyannamesi üzerindeki yönlendirmede bugüne kadar öncelikle geçmiş yıl zararları mahsup edilmiş, yatırım indirimi en son sırada indirime konu edilmiştir. Yatırım indiriminin beş yıldan fazla devretme hakkının bulunduğu eski dönemlerde bu anlayış mükellef lehine olduğu için uygulana gelmiştir. Oysa GVK'nun geçici 69'uncu maddesi ile bu indirim 3 yıl ile (2006,2007 ve 2008) ile sınırlandırılmıştır. Bu nedenle 5 yıllık mahsup hakkı bulunan geçmiş yıl zararlarının yatırım indiriminden önce mahsup edilmesi bazı durumlarda mükellef lehine sonuç verebilecektir. İsteyen mükelleflere bu mahsubu öncelikle uygulama olanağı verilmelidir. Bunu engelleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

1.7.5. Dar Mükellef Kurumlara Dağıtılan Kâr Paylarının Yatırım İndirimi Kaynaklı Kısımları Üzerinden Yapılacak Stopaj :

GVK'nun geçici 69'uncu maddesi uyarınca 24.4.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden alınan teşvik belgeleri kapsamında yapılan harcamalar üzerinden hak kazanılan yatırım indiriminin uygulanması halinde GVK'nun geçici 61'inci maddesi uyarınca % 19.8 oranında stopaj yapılması gerekmektedir.

GVK'nun geçici 62'nci maddesinde, dağıtılan kâr paylarının yatırım indirimi kaynaklı kısımları üzerinden GVK'nun geçici 61'inci maddesine göre stopaj yapılmış olması halinde kâr dağıtımı sebebiyle ayrıca bir stopaj yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.

Dar mükellef kurumlara yapılacak kâr dağıtımları üzerinden artık 5520 sayılı KVK'nun 30'uncu maddesi uyarınca stopaj yapılıyor olması ve bu Kanun'da da söz konusu mükerrerliği önleyen bir düzenleme bulunmaması nedeniyle dar mükellef kurumlara yapılan kâr dağıtımları üzerinden, daha önce yatırım indirimi stopajı yapılmış olsa bile kâr dağıtım stopajı yapılacağı söylenemez. Keza Türkiye ile Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması imzalamış bir ülke mukimine dağıtılan kâr paylarının yatırım indirimi kaynaklı kısmına da, anlaşmadaki oran % 19.8'den daha düşük ise, düşük olan bu oranın uygulanması gerekir.

Maliye Bakanlığı eskiden yatırım indirimi kaynaklı kâr payları için vergi anlaşmasının uygulanmasını ve dolayısıyla yatırım indirimi stopajının beyanından önce kâr dağıtımının yapılması koşuluyla anlaşmadaki düşük oran üzerinden stopaj ödenmesini (veya stopajın beyanından sonra kâr dağıtımı yapılması halinde anlaşmaya göre fazla ödenen stopajın iadesini) kabul etmekteydi. Ancak Bakanlık bu görüşünü, GVK'nun geçici 69'uncu maddesi delaletiyle geçici 61'inci maddesine istinaden yapılan stopajın temettü stopajı mahiyetinde olmayıp, bir tür düşük oranlı nihai vergileme olduğu gerekçesiyle değiştirmiş bulunmaktadır. Bakanlığın bu anlayışının istikrar kazandığı anlaşılmaktadır. Bu görüşe katılmamız mümkün değildir. GVK'nun geçici 61'inci maddesine istinaden yapılan stopaj peşin yapılan bir temettü stopajıdır. GVK'nun geçici 62'nci maddesinde, geçici 61'inci maddeye istinaden stopaja tabi tutulmuş kazancın dağıtım halinde temettü stopajının yapılmayacağının hükme bağlanmış olması da bunu göstermektedir.

1.8. Yurt Dışındaki İştiraklerin Ödediği Kurumlar Vergisinin Mahsup İmkanı:

5520 sayılı KVK'nun 33/3'üncü maddesinde, tam mükellef kurumların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesi veya oy hakkının % 25'ine sahip olduğu yurt dışı iştiraklerinden elde ettikleri kâr payları üzerinden Türkiye'de ödenecek kurumlar vergisinden, iştirakin bulunduğu ülkede kesilen kâr payı stopajına ilaveten iştirakin kazancı üzerinden ödediği kurumlar vergisi ve benzeri vergilerin de, elde edilen kâr payına isabet eden kısım itibariyle mahsup edilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu mahsubun yapılabilmesi için yurt dışı iştirak kazancına Türkiye'de istisna uygulanmaması gerekir. Elde edilen iştirak kazancı KVK veya vergi anlaşması gereğince Türkiye'de vergiden müstesna ise bu mahsubun yapılamayacağı tabiîdir.

1.9. Yurt Dışında Ödenen Vergilerin Mahsup Edilemeyen Kısmı 3 Yıl İle Sınırlı Olmak Üzere Sonraki Yıllara Devredebilecektir :

Bilindiği gibi mülga 5422 sayılı KVK uyarınca yurt dışında ödenen vergilerin kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde mahsup edilemeyen kısmının sonraki yıllara devri mümkün değildi, mahsup edilemeyen tutarların iadesi de mümkün bulunmamaktaydı. Ancak 5520 sayılı Kanun'un 33/4'üncü maddesi uyarınca yurt dışında elde edilen kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen vergilerin kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde kısmen veya tamamen indirilemeyen kısımları, takip eden üçüncü hesap dönemi sonuna kadar indirim konusu yapılabilecektir. Nakit iade yine yoktur. Yeni kurumlar vergisi beyannamesinde, devreden yurt dışı vergilerin yazılacağı bir satır açılmamıştır. Mükellefler izleyen yıllarda devreden tutarları haricen izlemek ve beyannamelerin yurt dışında ödenen vergiler satırına (78 no.lu satır) yazmak suretiyle bu mahsubu yapacaklardır. Üçüncü yılın sonunda mahsup edilemeyen tutarların söz konusu yılda gider yazılabileceği anlaşılmaktadır.

2. ÖRNEK KURUMLAR VERGİSİ HESABI:

Aşağıdaki bölümde 2006 yılı için geçerli olan kurumlar vergisi hesabı, kapsamlı bir örnek üzerinden açıklanmıştır. Bu hesap makinesine www.bdodenet.com.tr adresinde yer alan sitemizin " e-danışmanlık " bölümünden ulaşılabilir. Söz konusu bölümde yer alan excel uygulama programı kullanılarak beyannamelerin kolaylıkla ve hatasız bir şekilde doldurulması mümkündür.
 

KAYNAK: İstanbul SMMM Odası

Mehmet MAÇ

Yeminli Mali Müşavir

Erdoğan SAĞLAM
Yeminli Mali Müşavir

muhasebenet.net

 

 

                                                                                                                                              

Copyrıght © 2005-2007  www.muhasebenet.net- Türkiye'nin Muhasebe Rehberi. Her hakkı saklıdır.