| |
Anayasa Mahkemesi
Kararı
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2002/39
Karar Sayısı : 2004/125
Karar Günü : 29.12.2004
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay İdari Dava Daireleri Genel
Kurulu
İTİRAZIN KONUSU : 6.6.1985 günlü, 3218 sayılı Serbest
Bölgeler Kanunu’nun 2. maddesinin, Anayasa’nın 2., 7., 73.,
123. ve 126. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
İpekyolu Vadisi Serbest Bölgesinin kurulup işletilmesine
dair Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemiyle açılan
davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran Danıştay İdari Dava Daireleri Genel
Kurulu’nun başvuru gerekçesinde özetle;
Dava konusu olayda, Bakanlar Kurulu’nca 3218 sayılı Serbest
Bölgeler Kanunu’nun 2. maddesini dayanak alınıp, karara ekli
krokide belirtilen alanda serbest bölge kurulmasına ve
serbest bölgenin başvuruda bulunan şirketçe işletilmesine
karar verildiği, Anayasa’nın 126. maddesine göre belli bir
coğrafi alanda belirtilen nitelikte serbest bölge
oluşturulması ve idarenin bölge ölçeğinde örgütlenmesinin
mümkün bulunduğu, 3218 sayılı Yasa ile de serbest bölgelerin
hukuki statülerinin düzenlendiği, anılan yasada serbest
bölgelerde uygulanmayacak yasalar belirtilip, kamulaştırma
ve teşvik uygulamaları konularına kısaca değinildiği ve
serbest bölgede uygulanacak hukuki rejim açıklandığı halde,
serbest bölge kurulması, yönetilmesi, işletilmesi
konularında herhangi bir ilke ve kural konulmadan, bu
konularda Bakanlar Kurulu’na düzenleme yapma yetkisi
tanınmakla yetinildiği, oysa öğretide ve Anayasa Mahkemesi
kararlarında benimsendiği üzere, yasama yetkisi asli bir
yetki olduğundan ve Türk hukukunda kanunla düzenleme alanı
konu itibariyle sınırlandırılmadığından, Anayasal ilkelere
uymak koşuluyla, yasama organının dilediği alanı düzenleme
yetkisini haiz olduğu, ancak, yasama organının, yasayla
düzenleneceği Anayasa’da öngörülen bir konuda temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız ve belirsiz, geniş bir
alanı idarenin düzenlenmesine bırakmaması gerektiği, diğer
bir deyişle yasama organının, sahibi olduğu yasama
yetkisinin asli, devredilemez niteliğiyle birlikte, yürütme
ve idarenin türevsel, istisnai, sınırlı düzenleme yeteneğini
dikkate almak suretiyle, temel esaslarını düzenlediği
konularda yürütme ve idareye düzenleme yetkisi
tanıyabileceği, nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 10.12.1962
günlü, E.1962/198, K.1962/111 sayılı; 22.10.1969 günlü,
E.1967/41, K.1969/57 sayılı; 13.6.1985 günlü, E.1984/14,
K.1985/7 sayılı; 6.7.1993 günlü, E.1993/5, K.1993/25 sayılı;
22.12.1994 günlü, E.1994/70, K.1994/65-2 ve 18.1.1996 günlü,
E.1995/28, K.1996/2 sayılı kararlarında da bu hususun
vurgulandığı, bu ölçütler çerçevesinde 3218 sayılı Yasa’nın
incelenmesinde, anılan Yasa’nın 1 inci maddesiyle kurulma
amaçlarının açıklandığı serbest bölgelerin yasal
çerçevesinin çizilmediği, bu cümleden olmak üzere serbest
bölgenin nasıl bir yöntem izlenerek hangi ilke ve kurallara
uyularak kurulacağı, serbest bölgeyi kuracak kamu veya özel
kuruluşun ne şekilde belirleneceği, serbest bölgenin yönetim
esas ve usullerinin ne olacağı, işletici kuruluşun idareyle
ve bölgede faaliyette bulunanlarla ilişkilerinin nasıl
düzenleneceği hususlarının yasal ölçütlerinin konulmadığı,
belirtilen konularda düzenleme yapma yetkisinin, herhangi
bir temel ilke koyulup, çerçevesi çizilmeden ve
sınırlandırılmadan yasa ile Bakanlar Kurulu’na devredildiği,
böylelikle bölgesel ölçekte idari örgütlenmeyi, özel yönetim
esas ve usullerin belirlenmesini gerektiren, kendine özgü
hukuki rejimi olan serbest bölge oluşumunun, hiç bir ilke ve
kural konulmaksızın idareye bırakıldığı, serbest bölgeler
konusunda yasama yetkisinin idareye devredildiği, bu durumda
ülkenin herhangi bir bölgesinde serbest bölge ilan
edilebilecek biçimde sınırsız bir yetkinin yürütme ve
idareye tanınmasının yasama karşısında yürütmeye üstünlük
sağlama anlamına geleceği ve bu nedenlerle Anayasa’ya
aykırılığın bariz hale geldiği, öte yandan 4059 sayılı
Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin (e) bendinde, Dış
Ticaret Müsteşarlığı Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’nün
görevleri arasında, kalkınma plânları ve yıllık programlar
çerçevesinde serbest bölgelerin kurulması, yönetilmesi ve
işletilmesi ile ilgili ilke ve politikaların tespiti
konusunda çalışmalar yapmanın sayılmasına karşın, ilke ve
politikalar konusunda 3218 sayılı Yasa’yla yapılmış bir
düzenlemenin bulunmaması karşısında anılan yasal
düzenlemenin de işlerliğinin bulunmadığı, incelenen dosyada
Bakanlar Kurulu’nca yer ve sınır tespit edilmeden önce
herhangi bir çalışma yapılmadığı, 17.11.1998 tarihinde bir
sermaye grubunun Dış Ticaret Müsteşarlığı’na başvurusu
üzerine fizilibilite raporu bilahare gönderilmek şartıyla
şirket ana sözleşme taslağının onaylandığı ve 9.12.1998
günlü Bakanlar Kurulu Kararı’nın alındığı, anılan kararname
ile miktarı kesin olarak ortaya konulamamakla birlikte,
meralar, ormanlar, tarımsal araziler, akarsular, hazine
arazileri, köy yerleşim yerleri, konut ve yapı
kooperatifleri ve bazı yerleşim alanlarını kapsayacak
şekilde serbest bölge sınırlarının tespit edildiği, 3218
sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca serbest bölgelerde her
türlü vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo yükümlülüklerine
ilişkin mevzuatın uygulanmaması nedeniyle, serbest
bölgelerin sınırlarının belirlenmesinin vergi ve benzeri
mali yükümlülüğe tâbi olma veya olmama açısından ilintili
duruma geldiği, oysa Anayasa’nın 73. maddesinin vergi ve
benzeri malî yükümlülüklerin kanunla koyulacağı ve
kaldırılacağı kuralını öngördüğü, serbest bölge yer ve
sınırlarını belirleme konusunda herhangi bir temel esas ve
ilke getirilmeden yürütme organına bu yetkinin verilmiş
olması karşısında, vergi ve benzeri mali yükümlülükten
istisna tutulma konusunun da yürütme organının kararıyla
belirlenebilir hale geldiği, Anayasa’nın 167. maddesinin
düzenlendiği alanın farklı olması karşısında, sözkonusu
düzenlemeye bu maddeye dayanılarak hukukilik
kazandırılamayacağı, 3218 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
belirlenen amaçlar doğrultusunda 2. maddesiyle yetkili
kılınan Bakanlar Kurulu’nun serbest bölge yer ve sınırlarını
tespit edeceği ve bu işlemin idari yargı denetimine tâbi
olduğunun düşünülebileceği, ancak bu yolda alınan bir
Bakanlar Kurulu kararına karşı idari yargıda dava
açılmayabileceği, ayrıca idare için çerçeve çizmeyen,
yetkilerini belli etmeyen bir kanuna dayanarak yapılan
işlemlerin muhtevasının yargısal denetiminin de zorlaştığı,
Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devletinin
gerçekleştirilmesinin yalnızca idari yargı kararlarıyla
sağlanamayacağı, yasama organının da bu gereklere uygun
hareket etmesi gerektiği, bu itibarla 3218 sayılı Yasa’nın
2. maddesiyle yetkili kılınan Bakanlar Kurulu’nun alacağı
kararın idari yargı denetimine açık olmasının Anayasa’nın 7.
maddesindeki kurala aykırılığı gidereceğinin
düşünülemeyeceği, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun
tümünün iptali istemiyle evvelce açılan davada, Anayasa
Mahkemesi’nin 6.10.1986 günlü, E.1985/21, K.1986/23 sayılı
kararıyla iptal isteminin reddine karar verilmişse de,
Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen
Resmi Gazete’de yayım tarihinden (14.3.1987) itibaren on
yıllık süre geçmiş olduğundan, 3218 sayılı Kanun’un 2.
maddesinin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa
Mahkemesi’ne başvurulmasına engel bulunmadığı, belirtilen
hukuksal duruma göre 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun
2. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasının Anayasa’nın 2.,
7., 73., 123. ve 126. maddelerine aykırı görüldüğü
belirtilerek; iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu
anlaşılmaktadır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
6.6.1985 günlü, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun,
itiraz konusu 2. maddesi şöyledir:
"Madde 2- Türkiye’de serbest bölgelerin yer ve sınırlarını
belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Serbest bölgelerin, kamu kurum ve kuruluşlarınca, yerli veya
yabancı gerçek veya tüzelkişilerce kurulmasına,
işletilmesine Bakanlar Kurulunca izin verilir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 7.,
73., 123. ve 126. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa
BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Sacit ADALI, Nurettin
TURAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Rüştü SÖNMEZ,
Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA’nın
katılımlarıyla, 7.3.2002 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz
konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
6.6.1985 günlü, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun
"Yetki" başlıklı 2 nci maddesinde, Türkiye’de serbest
bölgelerin yer ve sınırlarını belirleme, serbest bölgelerin
kamu kurum ve kuruluşlarınca, yerli veya yabancı gerçek veya
tüzelkişilerce kurulmasına ve işletilmesine izin verme
yetkisinin Bakanlar Kurulu’na ait olduğu ifade edilmektedir.
Anılan maddenin gerekçesinde, Bakanlar Kurulu’nun,
açılmasını uygun gördüğü serbest bölgelerin kurulmasını ve
işletilmesini, belirlenen kurum veya kuruluşlara veyahut da
kişilerle birlikte veya yalnızca verebileceği, bu işlem ve
faaliyetler ile serbest bölgelerdeki yapı ve tesislerin
kurulmasıyla ilgili hususların da, Bakanlar Kurulu kararıyla
verilecek yetki doğrultusunda bu kurum, kuruluş ve kişilerle
yapılacak protokol ve sözleşme hükümleriyle düzenleneceği
belirtilmektedir.
İtiraz konusu 2. maddeyle Bakanlar Kurulu’na kimi yetkiler
verildiği görülmektedir. Bunlar, serbest bölgelerin
kurulacağı yer ile sınırlarını belirlemek, bu bölgelerin
yerine göre kamu kurum ve kuruluşlarınca, yerli ve yabancı
gerçek veya tüzel kişilerce kurulmasına ve işletilmesine
izin vermektir. Bakanlar Kurulu, maddede sayılan yetkilerini
kullanırken, başta Anayasa’nın konuyla ilgili kuralları
olmak üzere, 3218 sayılı Yasa’nın diğer hükümleri ile
yürürlükte bulunan Orman Kanunu, Kıyı Kanunu, Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, yabancılar ve tarım
alanlarıyla ilgili mevzuat vb. diğer kanunlarda bulunan
konuyla ilgili kuralları da dikkate almak durumundadır.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
İtiraz başvurusunda; 3218 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
belirlenen amaçlar doğrultusunda 2. maddesiyle yetkili
kılınan Bakanlar Kurulu’nun serbest bölge yer ve sınırlarını
tespit edeceği, bu işlemin idari yargı denetimine tâbi
olduğu düşünülebilirse de, bu yolda alınan Bakanlar Kurulu
kararlarına karşı idari yargıda dava açılmamasının ihtimal
dahilinde olduğu, idare için yetkilerini belli etmeyen ve
çerçeve çizmeyen bir kanuna dayanarak yapılan işlemlerin
yargısal denetiminin de zorlaştığı, bu belirlemeler
karşısında hukuk devletinin gerçekleştirilmesinin yalnızca
idari yargı kararlarıyla sağlanamayacağı, yasama organının
da bu gereklere uygun hareket etmesi gerektiği, dolayısıyla
itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
düştüğü, bu kuralla getirilen düzenlemenin aynı zamanda
yasama yetkisinin devredilmezliğini öngören Anayasa’nın 7.
maddesi ile bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da
uyarlık göstermediği, belli bir coğrafi alanda belirtilen
nitelikte serbest bölge oluşturulmasının, idarenin bölge
ölçeğinde örgütlenmesine olanak veren Anayasa’nın 126.
maddesine göre mümkün bulunduğu, ancak, serbest bölgenin
kurulması, yönetilmesi, işletilmesi, bir başka deyişle bölge
ölçeğinde idari örgütlenme ve özel yönetim usulünün
oluşturulmasının, Anayasa’nın 123. ve 126. maddelerinde
belirtilen kanunilik ilkesi gereği, yasama organının yetki
alanında, yasayla düzenlenebilecek bir konu olduğu, bu
nedenle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 123. ve 126.
maddelerine de aykırı olduğu, kuralın ayrıca Anayasa’nın
vergi ödevini düzenleyen 73. maddesine de aykırı düştüğü
belirtilerek iptali istenmiştir.
6.6.1985 günlü, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun
bütününün (tüm maddelerinin) iptali için evvelce açılan
dava, Anayasa Mahkemesi’nin 6.10.1986 tarih ve E.1985/21,
K.1986/23 sayılı kararı ile (RG.14.3.1987, Sayı:19400)
reddedilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesi,
yasaların kamu yararına dayanması ögesini içerdiği gibi,
yasama organı tarafından konulacak kurallarda adalet ve
hakkaniyet ölçülerinin gözönünde tutulmasının gerekliliği,
yine bu ilkenin doğal bir yansımasıdır. Bu ölçütler ise
hukuk kurallarının korunmasında birbiriyle çatışan
yararların uzlaştırılmasını zorunlu kılar. Aynı ilke
uyarınca, Devlet organlarının görev ve yetkilerinin bu
çerçevede yasalarla belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Türkiye’deki serbest bölgelerin diğer ülke serbest
bölgeleriyle rekabet edebilecek bir iktisadi yapıya sahip
olabilmesi için, alınacak önlemler ve yapılacak
düzenlemelerin, bu bağlamda serbest bölgelerin kurulacağı
yerler ile sınırlarının, dolayısıyla alanının tespiti,
serbest bölgelerin kurulmalarının ve işletilmelerinin kamu
kurum ve kuruluşları yerine yerli ve yabancı tüzelkişilere
bırakılmasına izin verilmesi ya da gerektiğinde iznin geri
alınmasının tamamıyla zamana, tekniğin ve ekonominin
gereklerine göre belirlenmesi gereken bir sorun niteliği
göstermesi karşısında, Bakanlar Kurulu’nun, kendisine bu
konuda tanınan yetkiyi yasanın amaç ve kapsamının yer aldığı
1. maddeyle çizilen çerçeve içinde kalmak ve başta Anayasa
olmak üzere, yürürlükteki diğer mevzuat hükümlerini de
dikkate almak suretiyle kullanmak durumunda olacağı bir
gerçektir.
3218 sayılı Yasa ile yasakoyucunun yabancı sermaye ve
teknoloji girişiminin hızlandırılmasını, ihracat için
yatırım ve üretimin arttırılmasını amaçladığı, başta
ekonominin girdi ihtiyacı olmak üzere, bu bölgelerin
kurulmasıyla gözetilen amaca ulaşılabilmesinin, iptali
istenen kuralda belirtildiği biçimde, esnek ve zamana,
gelişen koşullara uyumu öngören bir düzenlemeyle mümkün
olabileceği gözetildiğinde ve hukuk devleti ilkesinin
açıklanan somut yansımaları dikkate alındığında, kuralın
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir.
Kaldı ki, Bakanlar Kurulu’nun serbest bölgelere ilişkin
kararlarının idari yargı denetimine açık olduğu, böylelikle
hukuk devletinin vazgeçilmez koşullarından birisi olan
idarenin yargısal denetiminin yapılacağı da tartışmasızdır.
Anayasa’nın 7. maddesine göre, yasama organı Anayasal
sınırlar içinde kalmak kaydıyla, herhangi bir alanı
düzenleme yetkisine sahip bulunmaktadır. Ekonomik olayların
niteliği, gelişen koşul ve durumlara göre sık sık değişik
önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket
etme zorunluluğu, yasama organının yapısı ve işleyiş biçimi
yasama organının yürütme organını yetkilendirmesini gerekli
kılabilir. Bu gibi durumlarda yasama organı, temel kuralları
saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin
hususları yürütmeye bırakabilir. İtiraz konusu kurala bu
açıdan yaklaşıldığında; serbest bölgelerin yer ve
sınırlarının hangi yöntem izlenerek kurulacağı, serbest
bölgeyi kuracak kamu veya özel kuruluşun ne şekilde
belirleneceği, serbest bölgenin yönetim usul ve esaslarının
ne olacağı, işletici kuruluşun idareyle ve bölgede
faaliyette bulunanlarla ilişkileri gibi hususların zamana,
günün koşullarına, yabancı devletlerin uygulamalarına göre
sık sık değişebilecek teknik konular olduğu düşünülerek,
yasakoyucu tarafından kanunla 3218 sayılı Yasa’nın amacının
yer aldığı 1. maddesiyle çizilen yasal çerçeve içinde kalmak
suretiyle ve yürürlükteki diğer yasal kurallara aykırı
olmamak üzere, Bakanlar Kurulu’na yasayla tanınan yetki,
yasama yetkisinin devri şeklinde nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 7.
maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir.
İtiraz başvurusunda; kuralın Anayasa’nın 73. maddesine de
aykırı düştüğü öne sürülmüştür. Anayasa’nın 73. maddesinde
vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı ve
kaldırılacağı hükme bağlanmaktadır. İtiraz konusu 2. madde
ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, doğrudan mali
mükellefiyet ya da muafiyet tesis edecek bir yetki olmayıp,
serbest bölge kurulmasına ilişkin bir düzenleme yetkisidir.
Bu nedenle, itiraz konusu 2. maddenin Anayasa’nın 73.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle
ilgili temel ilke düzenlenmekte, 126. maddede ise merkezi
idare ile ilgili kurallar yer almaktadır. Serbest bölgelerin
ekonomik yönden ifade ettikleri anlam, 3218 sayılı Yasa
düzenlemesi ile güdülen genel amaç, hukuki ve teknik yönden
statüleri dikkate alındığında, itiraz konusu kuralın,
Anayasa’nın 123. ve 126. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu 3218 sayılı Serbest
Bölgeler Kanunu’nun 2. maddesi Anayasa’ya aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fazıl SAĞLAM bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
6.6.1985 günlü, 3218 sayılı "Serbest Bölgeler Kanunu"nun 2.
maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
Fazıl SAĞLAM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 29.12.2004 gününde
karar verildi.
Başkan Başkanvekili Üye
Mustafa BUMİN Haşim KILIÇ Sacit ADALI
Üye Üye Üye
Fulya KANTARCIOĞLU Ertuğrul ERSOY Tülay TUĞCU
Üye Üye Üye
Ahmet AKYALÇIN Mehmet ERTEN Fazıl SAĞLAM
Üye Üye
A. Necmi ÖZLER Serdar ÖZGÜLDÜR
Esas Sayısı : 2002/39
Karar Sayısı : 2004/125
KARŞIOY YAZISI
Serbest Bölgeler Kanunu’nun itiraz konusu 2. maddesi
Bakanlar Kurulu’nu Türkiye’de serbest bölgelerin yer ve
sınırlarını belirlemeye ve serbest bölgelerin, kamu kurum ve
kuruluşlarınca, yerli veya yabancı gerçek veya
tüzelkişilerce kurulmasına, işletilmesine izin vermeye
yetkili kılmaktadır.
Serbest bölgelerin yasa ile düzenlenmesi gereken bir konu
olduğunda kuşku yoktur. Yasa’da düzenleniş biçimi ile
serbest bölge, ülkedeki hukuk düzeninin ve devlet
egemenliğinin önemli unsurlarının dışına çıkarılmış bir
alandır. Örneğin devlet bu bölgede fiyat standart ve kalite
kontrolünden vazgeçmekte (4/2), arazinin kullanımı, yapı ve
tesislerin projelendirilmesi, kurulması ve kullanılmasıyla
ilgili diğer bütün izinler ve ruhsatlar bölge müdürlüğünce
verilip denetlenmekte (5/3), bölge gümrük dışında tutulmakta
(6/1), gümrük ve kambiyo mükellefiyetine dair mevzuat
hükümleri uygulanmamaktadır (6/2). Yine bu bölgede hangi
defter ve belgelerin zorunlu olacağı Vergi Usul Kanunu’na
tabi olmaksızın Maliye Bakanlığı’nca düzenlenmektedir (6/3).
Ayrıca Yasa’da belli kanunlar ile diğer kanunların bu
Yasa’ya aykırı hükümlerinin uygulanmayacağı
belirtilmektedir. (1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15 inci
maddesinin 5, 22, 25, 32 ve 47 nci bentleri dışında kalan
hükümleri, 5682 sayılı Pasaport Kanunu, 5683 sayılı
Yabancıların Türkiyede Seyahat ve İkâmetleri Hakkında Kanun
ile 2007 sayılı Türkiyedeki Türk Vatandaşlarına Tahsis
Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkındaki Kanun ile ek ve
değişiklikleri; 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu;
2677 sayılı Sivil Hava Meydanları, Limanlar ve Sınır
Kapılarında Görev ve Hizmetlerin Yürütülmesi Hakkında Kanun)
İtiraz konusu kuralda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkilere
ilişkin temel ilkeler, yeterli bir genel çerçeve ve sınır
yer almış değildir. Bu eksiklik nedeniyle yargısal denetimin
güçleştiğinin Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu gibi
kendi alanında en üst derecedeki bir yargı organınca
belirtilmiş olması dikkat çekicidir. Gerçekten de Yasa
yargısal denetimi sağlayacak bir yeterliğe, somutluğa sahip
değildir. Böyle bir bölgenin yer ve sınırlarını belirleme,
bölgenin kamu ya da özel kişilerce kurulup işletilmesi izin
verme yetkisinin yasada yeterli ilke, çerçeve ve sınır
koymaksızın Bakanlar Kurulu’na verilmesi yasama yetkisinin
devri niteliğinde olduğundan itiraz konusu kuralın iptali
gerekir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine ilişkin
çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Fazıl SAĞLAM
|
|