|
Anayasa Mahkemesi
Kararı
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2004/14
Karar Sayısı : 2004/84
Karar Günü :
23.6.2004
İPTAL
DAVASINI AÇAN:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali
TOPUZ, Haluk KOÇ ve 119 Milletvekili
İPTAL DAVASININ
KONUSU:
25.12.2003 günlü, 5035 sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun’un;
A -
18.2.1963 günlü, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu’nun 5. maddesini değiştiren
23. maddesinin,
B -
197 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde yer alan (II),
(III) ve (IV) sayılı tarifeleri değiştiren
24. maddesinin,
C -
50. maddesinin (d) bendinin,
Anayasa’nın 2., 7., 8., 10., 11. ve 73.
maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve
yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I - İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve
yürürlüğün durdurulması istemini içeren
27.2.2004 günlü dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“I.
OLAY
Hükümetin hazırlayarak parlamentoya sunduğu,
ekonomik olayları
etkileyebilecek, vergilemede basitlik ve
adaleti sağlamaya yönelik düzenlemeleri
içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı parlamentoda
görüşülerek kabul edilmiştir.
5035 sayılı Kanunda yer alan düzenlemelerin
bir bölümü, motorlu taşıtlar
vergisi ile ilgilidir.
5035 sayılı Kanun, motorlu taşıtların,
değerlerinin göz önünde tutularak
vergilendirilmesini esas alan düzenlemeler
getirmemiştir. 5035 sayılı Kanun ile
motorlu taşıtlar vergisinde yapılan yeni
düzenlemelerle, vergi yükünün dağılımındaki
adaletsizlik ortadan kalkmamıştır.
Bu düzenlemeler yanında, Kanunun yürürlüğü
ile ilgili madde de, hukukun
temel ilkelerinden olan kanunların geriye
yürümezliği ilkesine aykırıdır.
Özet olarak ifade etmek gerekirse, söz
konusu düzenlemeler hukukun temel
ilkelerine ve Anayasa’ya aykırılıklar
içermektedir.
Anayasa’ya aykırı olan bu hükümlerin iptali
ve uygulanmaları durumunda giderilmesi
olanaksız hukukî durum ve zararlar ortaya
çıkacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulması istemi ile Anayasa Mahkemesi’ne
iptal davası açılmıştır.
Aşağıda önce, 5035 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun söz konusu dava çerçevesinde iptali
istenen hükümlerine yer verildikten
sonra,
iptali istenen hükümlerle ilgili olarak
Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri
açıklanmıştır.
II. İPTALİ İSTENEN HÜKÜMLER
(...)
III.
GEREKÇE
1. 5035 Sayılı Kanunun 23 üncü Maddesi ile
Değiştirilen 197 Sayılı
Kanunun 5 inci Maddesinin Anayasa’ya
Aykırılığı
Motorlu taşıtlar vergisi, emlak vergisi gibi
servet üzerinden alınan vergidir. 197
sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun
kapsamına giren taşıtlar, Kanunun 5 ve 6
ncı maddesindeki
(I), (II), (III) ve (IV) sayılı tarifelere
göre vergilendirilmektedir.
5035 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi, 197
sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5
inci maddesini değiştirerek, otomobil,
kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve
benzerleri ile motosikletlerin
vergilendirildiği (I) sayılı tarifeyi
yeniden düzenlemiştir.
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5 inci
maddesinde yapılan değişiklikler;
mükelleflerin ödeme gücünü esas almak
suretiyle mevcut adaletsiz yapıyı
değiştirmediği gibi, kimi yönlerden daha da
adaletsiz bir durumun ortaya çıkmasına
neden olmuştur.
Yapılan düzenlemeyle, Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu’nun (I) sayılı
tarifesinde yer alan otomobil, kaptıkaçtı,
arazi taşıtları ve benzerleri ile
motosikletlerin
vergilendirilmesindeki net ağırlık
uygulamasına son verilmekte, motor silindir
hacmi
ve yaş esasını baz alan bir vergi uygulaması
getirilmektedir.
Buna göre, taşıtların silindir hacimleri,
1300 cm3 ve aşağısı; 1301 - 1600
cm3;
1601 - 1800 cm3; 1801 - 2000 cm3;
2001 - 2500 cm3; 2501 - 3000 cm3;
3001 -
3500 cm3; 3501 - 4000 cm3;
4001 cm3 ve yukarısı olarak dokuz
farklı grupta
derecelendirilmiştir.
Ayrıca bu derecelendirme de kendi içinde 1-3
yaş, 4-6 yaş, 7-11 yaş, 12-15
yaş, 16 ve yukarı yaş olmak üzere 5 ayrı
gruba ayrılmıştır.
Taşıtın motor silindir hacmi arttıkça
ödenecek motorlu taşıtlar vergisinin tutarı
da artmakta; taşıtın yaşı büyüdükçe ödenecek
motorlu taşıtlar vergisinin tutarı
azalmaktadır.
Taşıtın motor silindir hacmi ve yaşı ise,
verginin konusunu oluşturan taşıtın
değerini, yani servet unsurunun değerini
doğrudan doğruya yansıtmamaktadır. Aynı silindir
hacmi ve yaştaki, değeri birbirinden çok
farklı taşıtlar için aynı verginin
öngörülmesi, eşitlik görünümünde fakat
aslında Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı
bir
durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Anayasa’nın “Vergi ödevi” başlıklı 73 üncü
maddesinin birinci fıkrasında,
“herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere,
mali gücüne göre, vergi vermekle
yükümlüdür” denilmektedir.
Fıkrada, verginin genel olması, mali güce
göre olması ve kamu giderlerini
karşılamak üzere alınması öngörülmüştür.
Genellik ilkesi, sosyal sınıf farkı
gözetilmeksizin herkesin elde ettiği gelir,
servet ya da
harcamalar üzerinden vergi ödenmesini
amaçlar.
Mali güce göre vergilendirme ise, verginin
kişilerin ekonomik ve kişisel
durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, mali
gücü fazla olanın, mali gücü az olana
oranla daha fazla vergi ödemesi gereğini
belirler. Mali gücün tanımı Anayasa’da
bulunmamakla birlikte genellikle ödeme gücü
anlamında kullanılmaktadır. Kamu
maliyesi yönünden ise gelir, servet ve
harcamalar mali gücün göstergeleridir.
Verginin mali güce göre alınması aynı
zamanda vergide eşitlik ilkesinin
uygulama aracıdır. Vergide eşitlik ilkesi,
yükümlülerin vergi ödeme güçlerinin dikkate
alınmasını gerektirir.
Vergilendirmede adalet ve eşitlik; verginin
mali güce göre ödenmesi ve
herkesin vergi ödemesi ilkesi ile hayata
geçer. Vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı bu ilkelere dayanılarak
sağlanır. Vergide eşitlik ilkesi, mali gücü
aynı
olanların aynı, mali gücü farklı olanların
ise farklı oranlarda vergilendirilmesini
gerektirir.
Anayasa’nın 73 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında, vergi yükünün adaletli ve
dengeli bir biçimde dağılımının sağlanması
amaçlanmıştır. Sermaye iratlarının
ücretlere göre farklı değerlendirilmesi, en
az geçim indirimi, artan oranlı
vergilendirme
gibi uygulamalar, vergi yükünün adalete
uygun ve sosyal amaçlı dağıtımının
araçlarıdır.
Yasakoyucu,
Anayasal kurallara uymak koşuluyla gelir,
servet ya da
harcamanın vergilendirilmesinde konulara,
nitelik veya miktarlara göre değişik ölçütler
getirebilir. Ancak, bu ölçütlerin de
Anayasa’nın 73 üncü maddesinde ifadesini
bulan verginin mali güce göre alınması ve
genel olması ilkelerine ve Anayasa’nın
diğer hükümlerine uygun olması gerekir.
5035 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin
değiştirdiği 197 sayılı Kanunun 5
inci maddesinde yapılan düzenlemede ise, bir
servet vergisi olan motorlu taşıtlar
vergisinin miktarının, vergi konusu olan
taşıtın değerine göre belirlenmediği
görülmektedir. Bunun yerine, motor silindir
hacmine ve taşıtın yaşına göre
vergilendirme esası benimsenmiştir. Bu da,
vergi yükünün adaletsiz ve eşitlik ilkesine
aykırı bir biçimde dağılımına yol açmıştır.
5035 sayılı Kanunun gerekçesinde, aracın
değeri ile bağlantılı bir vergileme
için en uygun ölçünün aracın sigorta
değerinin olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Yani,
motor silindir hacmi ve taşıtın yaşı gibi
ölçütlerin taşıtların gerçek değerini
yansıtmadığı, bu ölçütlere göre vergi
alındığında, vergi yükünün adaletsiz
dağılımına
neden olunacağı ve mükelleflerden ödeme
güçlerini aşan miktarda vergi alınacağı,
kanun
koyucu tarafından dolaylı olarak kabul
edilmektedir.
Nitekim bu kabul, 5035 sayılı Kanunun 23
üncü maddesiyle değiştirilen 197
sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5
inci maddesinin son fıkrasında açıkça
görülmektedir.
Söz konusu fıkra aynen şöyledir: (I) sayılı
tarifede yer alan otomobil,
kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerlerine
ait vergi tutarlarının Türkiye Sigorta ve
Reasürans Birliği tarafından her yılın Ocak
ayında ilan edilen
kasko sigortası
değerlerinin % 6’sını aşması halinde, aynı
yaş grubunda bulunan taşıtlara ait vergi
tutarlarını, bir alt kademedeki taşıtlara
isabet eden vergi tutarı olarak belirlemeye,
bu
oranı %
4’e kadar indirmeye ve kanuni oranına kadar
artırmaya Bakanlar Kurulu
yetkilidir.
Bu fıkra da göstermektedir ki, 5035 sayılı
Kanunun 23 üncü maddesiyle
getirilen ve taşıtlar için ödenecek olan
motorlu taşıtlar vergisinin hesabında
dikkate
alınan kriterler, taşıtın yani servetin
gerçek değerini ortaya koymamaktadır. Bu
nedenle de mali güce göre
vergilendirme ve vergi yükünün adaletli ve
dengeli bir biçimde dağılımı ve eşitlik
ilkeleriyle, dolayısıyla Anayasa’nın 10 uncu
ve 73 üncü
maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan, 5035 sayılı Kanun’un 23 üncü
maddesiyle 197 sayılı Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu’nun 5 inci maddesine eklenen
fıkra ile, mali gücü aşan ve
vergi yükünün adaletsiz dağılımına neden
olacak vergilendirme durumlarını önlemek
üzere tedbir alabilmesi için Bakanlar
Kurulu’na yetki verilmiştir. Bu
yetkilendirme;
yetkinin sınırları çok geniş olduğu için
Anayasa’nın yasama yetkisinin
devredilemezliği ilkesine aykırıdır. Kaldı
ki böyle bir yetkilendirme, keyfi
uygulamalara yol açabilecek, ölçüsüz bir
yetkilendirme niteliğini de taşımaktadır.
5 inci maddenin son fıkrasına göre, (I)
sayılı tarifede yer alan taşıtların
kasko
değerinin % 6’sından fazla miktarda vergi
ödemeleri, mali gücü aşan oranda
vergilendirme olarak kabul edilmektedir.
Taşıtların kasko
değerinin % 6’sından fazla miktarda vergi
ödemeleri halinde
Bakanlar Kurulu vergi tutarını bir alt
kademedeki taşıtlara isabet eden tutara
indirebilecektir. Örneğin, motor silindir
hacmi 4001 cm3’ten büyük ve 3
yaşından
küçük bir taşıt için ödenecek olan motorlu
taşıtlar vergisi tutarı (9 milyar TL.), aynı
taşıtın kasko
değerinin % 6’sını aşarsa, Bakanlar Kurulu
bu yaş grubundaki taşıtların
motorlu
taşıtlar vergisini bir alt kademedeki
taşıtlar için belirlenen tutara
indirebilecektir. Yani, (5 milyar 500 milyon
TL’ye). Bunun anlamı, Bakanlar Kurulu’na
verilen yetki ile taşıtın vergi tutarının %
39 oranında azaltılabilecek olmasıdır.
Bakanlar Kurulu bu yetkisini aynı anda tüm
kademeler için kullanabilir. Bu
durumda 3 yaş ve altındaki taşıtlar için
ödenecek olan motorlu taşıtlar vergisi
tutarı 9
milyar
TL’den 250 milyon TL’ye düşebilir. Bakanlar
Kurulu bu durumda motorlu
taşıtlar vergisi tutarını % 97 oranında
azaltabilecektir.
Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını
etkileyecek keyfi uygulamalara
neden olunmaması için vergilendirmede,
vergiyi doğuran olayın; vergilerin matrah ve
oranlarının alt ve üst sınırlarının; tarh,
tahakkuk ve tahsil usullerinin;
yaptırımlarının
ve
zamanaşımı gibi belli başlı temel öğelerinin
yasalarla belirlenmesi gerekir. Ancak, yasa
ile her konuyu bütün kapsam ve
ayrıntılarıyla düzenlemenin olanaklı
olmadığı durumlarda yürütme organına
açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte idari
işlem yapma
yetkisi
verilebilir.
Nitekim, Anayasa’nın 73 üncü maddesinin
dördüncü fıkrasında yer alan
hükme göre; “vergi, resim, harç ve benzeri
yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleriyle oranlarına ilişkin
hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve
aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak
yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.”
Anayasa’da Bakanlar Kurulu’na tanınan
yetkinin sınırları bellidir. Bu sınırlar
içinde
kalarak Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesi
Anayasa’ya uygundur. Ancak
Bakanlar
Kurulu’na, vergilerin kanunla konulup,
kaldırılması, değiştirilmesi ve
vergilerin yasallığı ilkesini zedeleyecek
ölçüde geniş yetkiler verilirse, bu
yetkilendirme Anayasa’ya aykırı olur.
Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında
belirtildiği gibi, yürütme organına;
asli, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi
belirsiz ve takdir yetkisinin çok geniş
olarak
kullanılmasına yol açabilecek düzenleme
yetkisi verilemez. Bunun nedeni, böyle bir
yetkilendirmenin yürütmeye yasama yetkisinin
devredilmesi anlamına gelmesi ve
böyle
bir yetki devrine Anayasa’nın 7
nci maddesinin
imkan tanımamasıdır.
Anayasa’nın 8 inci maddesinde, yürütme
yetkisi ve görevi, Anayasa ve
kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine
getirilir biçiminde tanımlanan “idarenin
kanuniliği” ilkesi de, bir konuda yapılacak
düzenlemenin, yasama yetkisinin devrine
yol
açmayacak belirginlikte olmasını gerektirir.
Oysa, dava konusu 5035 sayılı Kanunun 23
üncü maddesinin değiştirdiği 197
sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle Bakanlar
Kurulu’na takdir yetkisinin çok geniş
olarak kullanılmasına yol açabilecek
düzenleme yetkisi verilmiştir. İdareye
tanınan bu geniş yetkinin açık bir yetki
devri oluşturduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin E. 2001/36
sayılı kararında aynen şöyle
denilmektedir:
“Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun yetki
başlıklı 10 uncu maddesine göre, vergi
miktarları yeniden değerleme oranında her
yıl artmakta ve bu usulle maktu vergilerin
zamanla aşınması önlenmektedir. Ancak, dava
konusu kuralla belirtilen artışın yeterli
olmaması veya değişen ekonomik koşullara
uygunluğun sağlanması
amacıyla Bakanlar Kurulu’na yeniden
değerleme oranının % 50 fazlasını
geçmemek,
%
20’sinden az olmamak üzere yeni oranlar
belirleme yetkisi de verilmiştir. Buna ek
olarak Bakanlar Kurulu’na bir de bu
tutarları yirmi katına kadar artırma
yetkisinin
verilmiş olması, yasama yetkisinin devrine
yol açan ve vergi adaleti ile bağdaşmayan
ölçüsüz bir düzenlemedir. İptali
istenilen kuralla vergi miktarının,
taşıtların teknik
özellikleri ve/veya kullandıkları yakıt
türleri, kullanım amaçlarına göre ayrı
ayrı veya
topluca yirmi katına kadar arttırılabilmesi
için Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesi,
keyfi
bir
uygulamaya neden olabileceğinden hukuk
güvenliği ilkesi ile de
bağdaşmamaktadır”
5 inci
maddenin son fıkrasında Bakanlar Kuruluna
verilen yetki, keyfi
uygulamalara
yol
açacak kadar geniş ve belirsiz olduğu için,
hukuk güvenliğini
sarsacak ve
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesiyle
çelişecektir.
Öte yandan, Anayasa’ya aykırı hükümlerin
hukukun üstünlüğü ve hukuk
devleti ilkelerine aykırı düşeceği de
açıktır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün
işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan,
her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına
bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine
açık olan, yasaların üstünde
yasakoyucunun da
uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri
ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Anayasa’ya aykırı bir hükmün Anayasa’nın 11
inci maddesindeki Anayasa’nın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle
bağdaşması da düşünülemez. Bu yüzden söz
konusu düzenleme Anayasa’nın 11 inci
maddesine de aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 5035 sayılı
Kanunun 23 üncü maddesiyle
değiştirilen 197 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi, Anayasa’nın 2
nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; 7 nci
maddesindeki yasama yetkisinin, Türk Milleti
adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu, bu
yetkinin devredilemeyeceği kuralına; 8
inci maddesindeki, yürütme yetkisi ve
görevi, Anayasa ve kanunlara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir biçiminde
tanımlanan idarenin kanuniliği ilkesine; 10
uncu
maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine;
11 inci maddesindeki Anayasa’nın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine ve 73
üncü maddesindeki vergi yükünün adaletli ve
dengeli dağılması ve herkesin mali gücüne
göre vergi ödemesi ilkelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
2. 5035 Sayılı Kanunun 24 üncü Maddesi ile
Değiştirilen 197 Sayılı
Kanunun 6 nci
Maddesinde Yer Alan (II), (III) ve (IV)
Sayılı Tarifelerin
Anayasa’ya Aykırılığı
5035 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle
değiştirilen 197 sayılı Motorlu
Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 6
ncı maddesinin
(II) sayılı tarifesinde, minibüs; otobüs
ve benzerleri; kamyonet, kamyon, çekici ve
benzerleri, (III) sayılı tarifesinde, yat;
kotra
ve her türlü özel tekneler, (IV) sayılı
tarifesinde ise, uçak ve helikopterler yer
almaktadır.
5035 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle bazı
taşıtların tarifeleri değiştirilmiş ve
kamyon, kamyonet, çekici, ve benzeri
taşıtların vergileme kriterleri olarak
istiap haddi uygulamasına son verilerek
teknik belgelerinde yazılı azami toplam
ağırlık
esasına geçilmiştir.
Yeni düzenlemeyle panel
van ve motorlu karavanlar da (II)
sayılı tarife
kapsamına alınmıştır, (II) sayılı tarife
kapsamına girecek taşıtlar için ödenecek
olan
motorlu taşıtlar vergisinin miktarı,
minibüs; panel van
ve motorlu karavanlar; otobüs
ile
kamyon; kamyonet; çekici ve benzerleri için
farklı kriterler esas alınarak
belirlenmiştir.
Örneğin, minibüsler için belirlenen tek
kriter taşıtın yaşıdır. Buna göre
minibüsün yaşı büyüdükçe, ödenecek vergi
azalmaktadır. Minibüsler için ödenecek
olan motorlu taşıtlar vergisi miktarını
belirleyen başkaca bir kriter
bulunmamaktadır.
Panel van ve
motorlu karavanlar için motor silindir hacmi
ve taşıtın yaşı olmak
üzere iki kriter tespit edilmiştir. Taşıtın
motor silindir hacmi yükseldikçe ödenecek
motorlu taşıtlar vergisi miktarı artmakta,
taşıtın yaşı büyüdükçe motorlu taşıtlar
vergisi miktarı azalmaktadır.
Otobüsler için ise iki kriter
belirlenmiştir. Otobüsteki oturma yeri
sayısı ve
taşıtın yaşı. Otobüsteki oturma yeri sayısı
arttıkça ödenecek motorlu taşıtlar vergisi
miktarı artmakta, taşıtın yaşı büyüdükçe
motorlu taşıtlar vergisi miktarı
azalmaktadır.
Kamyon ve kamyonetler için ödenecek motorlu
taşıtlar vergisi taşıtın toplam
ağırlığına ve yaşına bağlı olarak
belirlenmektedir. Kamyon ve kamyonetin yük
azami
toplam
ağırlığı kg. olarak arttıkça ödenecek
motorlu taşıtlar vergisi miktarı artmakta,
taşıtın yaşı büyüdükçe motorlu taşıtlar
vergisi miktarı azalmaktadır.
Motorlu deniz taşıtları (III) sayılı
tarifeye göre vergilendirilmektedir. (III)
sayılı
tarife kapsamına giren deniz taşıtları için
ödenecek motorlu taşıtlar vergisi miktarı,
taşıtların motor gücü (BG) arttıkça ödenecek
motorlu taşıtlar vergisi miktarı artmakta,
deniz taşıtının yaşı büyüdükçe motorlu
taşıtlar vergisi miktarı azalmaktadır.
Uçak ve helikopterler ise (IV) sayılı
tarifeye göre vergilendirilmektedir. Uçak ve
helikopterler için ödenecek motorlu taşıtlar
vergisi miktarı, taşıtın azami kalkış
ağırlığı
ve yaşına göre belirlenmektedir. Uçak ve
helikopterin azami kalkış ağırlığı arttıkça
ödenecek motorlu taşıtlar vergisi miktarı
artmakta taşıtın yaşı büyüdükçe motorlu
taşıtlar vergisi miktarı azalmaktadır.
Motorlu taşıtlar vergisi bir servet
vergisidir ve servet (taşıt) üzerinden
alınmalıdır. Oysa, 5035 sayılı Kanunun 24
üncü maddesiyle değiştirilen 197 sayılı
Kanunun 6 ncı
maddesinde, motorlu taşıtlar vergisinin
miktarı, verginin konusunu
oluşturan taşıtların değerinden neredeyse
bağımsız olarak belirlenmektedir. Şöyle ki,
söz konusu maddedeki (II), (III) ve (IV)
sayılı tarifelerde yer alan taşıtların
motorlu
taşıtlar vergisi miktarı, taşıtın yaşına;
silindir hacmine; oturma yeri sayısına;
motor
gücüne;
azami toplam ağırlığına ve azami kalkış
ağırlığına bağlı olarak tespit
edilmektedir.
Ancak bunlardan hiçbirisi verginin konusunu
oluşturan taşıtın yani servet
unsurunun değerini doğrudan doğruya
yansıtmamakta ve taşıtlar üzerindeki motorlu
taşıtlar vergisi yükünün birbirinden çok
farklı ve adaletsiz bir şekilde oluşmasına
neden
olmaktadır. Bu da, değeri birbirinden çok
farklı araçlar için ödenecek verginin
aynı
olması gibi, eşitlik görünümünde fakat
aslında Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade
edilen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı
bir durumun ortaya çıkmasına yol
açmaktadır.
Anayasa’nın “Vergi ödevi” başlıklı 73 üncü
maddesinin birinci fıkrasında,
“herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere,
mali gücüne göre, vergi vermekle
yükümlüdür” denilmektedir.
Fıkrada, verginin genel olması, mali güce
göre olması ve kamu giderlerini
karşılamak üzere alınması öngörülmüştür.
Genellik ilkesi, sosyal sınıf farkı
gözetilmeksizin herkesin elde ettiği gelir,
servet ya da
harcamalar üzerinden vergi ödenmesini
amaçlar.
Mali güce göre vergilendirme ise, verginin
kişilerin ekonomik ve kişisel
durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, mali
gücü fazla olanın, mali gücü az olana
oranla daha fazla vergi ödemesi gereğini
belirler. Mali gücün tanımı Anayasa’da
bulunmamakla birlikte genellikle ödeme gücü
anlamında kullanılmaktadır. Kamu
maliyesi yönünden ise gelir, servet ve
harcamalar mali gücün göstergeleridir.
Verginin mali güce göre alınması aynı
zamanda vergide eşitlik ilkesinin
uygulama aracıdır. Vergide eşitlik ilkesi,
yükümlülerin vergi ödeme güçlerinin dikkate
alınmasını gerektirir.
Vergilendirmede adalet ve eşitlik; verginin
mali güce göre ödenmesi ve
herkesin vergi ödemesi ilkesi ile hayata
geçer. Vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı
bu ilkelere dayanılarak sağlanır. Vergide
eşitlik ilkesi, malî gücü aynı
olanların aynı, malî gücü farklı olanların
ise farklı oranlarda vergilendirilmesini
gerektirir.
Anayasa’nın 73 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında, vergi yükünün adaletli ve
dengeli bir biçimde dağılımının sağlanması
amaçlanmıştır. Sermaye iratlarının
ücretlere göre farklı değerlendirilmesi, en
az geçim indirimi, artan oranlı
vergilendirme
gibi uygulamalar vergi yükünün adalete uygun
ve sosyal amaçlı dağıtımının
araçlarıdır.
Yasakoyucu,
Anayasal kurallara uymak koşuluyla gelir,
servet ya da
harcamanın vergilendirilmesinde konulara,
nitelik veya miktarlara göre değişik
ölçütler getirebilir. Ancak, bu ölçütlerin
de Anayasa’nın 73 üncü maddesinde ifadesini
bulan verginin mali güce göre alınması ve
genel olması ilkelerine uygun olması
gerekir.
5035 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile
değiştirilen 197 sayılı Kanunun 6
ncı
maddesinde yer alan (II), (III) ve IV sayılı
tarifeler, yukarıda açıklanan nedenlerle
Anayasa’nın
vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılması,
herkesin mali gücüne göre
vergi ödemesi ve kanun önünde eşitlik
ilkelerine, dolayısı ile Anayasa’nın 10 ve
73
üncü maddelerine aykırıdır.
Anayasa’nın bir maddesine aykırı olan bir
düzenleme, hukukun üstünlüğüne ve dolayısı
ile, Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine
de
aykırıdır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün
işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan,
her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına
bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine
açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun
da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri
ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Anayasa’ya aykırı bir hükmün Anayasa’nın 11
inci maddesindeki Anayasa’nın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle
bağdaşması da düşünülemez. Bu yüzden söz
konusu
düzenleme Anayasa’nın 11 inci maddesine de
aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 5035 sayılı
Kanunun 24 üncü maddesi ile
değiştirilen 197 sayılı Kanunun 6
ncı maddesinde
yer alan (II), (III) ve (IV) sayılı
tarifeler, Anayasa’nın 2
nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine; 10 uncu
maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine;
11 inci maddesindeki Anayasa’nın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine ve 73
üncü maddesindeki vergi yükünün adaletli ve
dengeli dağılması ve herkesin mali gücüne
göre vergi ödemesi ilkelerine aykırı
olup,
iptal edilmeleri gerekmektedir.
3. 5035 Sayılı Kanunun 50
nci Maddesinin
(d) Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5035 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun”
02.01.2004 tarih ve 25334 sayılı (Mükerrer)
Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
5035 sayılı Kanunun 50
nci maddesinin (d) fıkrasında yer
alan düzenleme; (a),
(b) ve (c) fıkralarında belirtilenlerin
dışındaki hükümlerin 02.01.2004 tarihinde ve
01.01.2004 tarihinden geçerli olmak üzere
yürürlüğe gireceğini göstermektedir.
Kanunların geriye yürümezliği ilkesi,
hukukun temel kurallarındandır. Bu kural
genel olarak ceza hukukuna ilişkin olarak
ifade edilmekle birlikte vergi hukuku için
de
geçerli olan kuraldır. Kanunların geriye
yürümezliği ilkesi, bir hukuki eylem
ya da
davranışın, bir hukuki ilişkinin vukuu
bulduğu ya da
meydana geldiği dönemdeki
kanun
hükümlerine tabi kalmakta devam edeceğini
ifade eder. Sonradan çıkan
kanun,
kural olarak yürürlüğünden önceki olaylara
ve ilişkilere uygulanamaz.
Vergi kanunları, kamu hukukuna ilişkin
yükümlülükler getirdiğinden, bu
kanunların özellikle mali yükü artırıcı
nitelikteki hükümlerinin geçmişe
yürütülmemesi
hukuki güvenlik ilkesi açısından önem taşır.
Anayasa’nın 73 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasında ifadesini bulan vergilerin
kanuniliği ilkesi de, hukukî güvenliği
sağlama
ilkesine yöneliktir ve vergiyi doğuran
olayın vukuu döneminde yürürlükte olmayan
bir
kanuna dayanılarak vergi yükünün
artırılmasına imkan vermez.
Hukuki güvenlik ilkesi, vergi yasalarının
geçmişte meydana gelen olaylara
uygulanmamasını gerektirir. Kişiler gelecek
döneme ilişkin planlarını yürürlükteki
vergi yasalarına göre yaparlar. Sonradan
çıkartılan yasalarla geçmiş dönemler için
vergi yükünün artırılması, yükümlülerin
devlete ve hukuk düzenine olan güvenini
sarsar.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün
işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan,
her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına
bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine
açık
olan, yasa |