|
Anayasa Mahkemesi
Kararı
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2001/487
Karar Sayısı :
2005/2
Karar Günü :
6.1.2005
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN:
İstanbul 5. Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 353. maddesinin, 22.7.1998 günlü,
4369 sayılı Yasa’nın 12. maddesiyle eklenen
10 numaralı bendinin, Anayasa’nın 73.
maddesine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
213 sayılı
Yasa’nın 353. maddesinin 10 numaralı bendine
dayanılarak kesilen özel usulsüzlük
cezasının kaldırılması istemiyle açılan
davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali
için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Uyuşmazlık,
davanın özeti bölümünde tarih ve sayısına
değinilen tutanağa istinaden kesilen özel
usulsüzlük cezasından doğmuştur.
213 sayılı
VUK’nun 353/10
uncu maddesinde; (4369 sayılı Kanunun 12
nci maddesi ile
ek bent, yürürlük 1.1.1999) bu kanunun 127
nci maddesinin c
bendi uyarınca Maliye Bakanlığı’nın özel
işaretli görevlisinin ikazına rağmen
durmayan aracın sahibi adına 75.000.000.-TL
(1.1.2001 tarihinden itibaren
110.000.000.-TL) özel usulsüzlük cezası
kesileceği,
Aynı Kanunun
127. maddesinde ise, yoklamadan maksadın
mükelleflerin ve mükellefiyetle ilgili maddi
olayları kayıtları ve mevzuları araştırmak,
tesbit etmek
olduğu hükme bağlanmıştır.
Dava konusu
olayda; yukarıda gün ve sayısı belirtilip
polis memuru veya zabıta memuru
nezdinde imza
altına alınan ve yoklama yetkili denetim
elemanı tarafından düzenlenen tespit
tutanağının davacıya ait olduğu ileri
sürülen nakil vasıtasının “dur” ikazına
uymadığından dolayı 213 sayılı
VUK’nun 353/10
uncu maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası
kesildiği anlaşılmaktadır.
T.C.
Anayasası’nın “Vergi Ödeme” başlığını
taşıyan 73. maddesinde vergi, resim ve harç
ve benzeri mali yükümlülükleri kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya
kaldırılacağı, vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleri ile oranlarına ilişkin
hükümlerinde kanunun belirteceği yukarı ve
aşağı sınırlar için değişiklik yapma
yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verilebileceği
hüküm altına alınmıştır.
Tüm bu
bilgilerin ışığı altında mali yükümlülük ve
benzeri konularda mali idarenin yetki
sınırları Anayasa’da belirlenen emredici
hüküm karşısında ancak ve ancak kanunla
getirilebileceği ve kaldırılabileceği
ortadadır. Vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin konusu gelir getirici her
türlü faaliyet olup, “dur” ihtarına uymamak
gibi bir sebepten dolayı mali idarece vergi
cezası kapsamında bir ceza kesilmesi
düşünülemez.
Dava konusu
özel usulsüzlük cezası her ne kadar
VUK’nun 353 üncü
maddesinin 10 bendine eklenmiş ise de, bu
bend Vergi Usul
Kanunu’nun amacına Anayasa’ya ve tüm vergi
kanunlarının özüne ve ruhuna aykırı bir
hüküm getirmiştir. Daha açık bir ifade ile
“dur” ikazına uymamanın yaptırımı olsa
olsa trafik
cezası olabilir. Çünkü “dur” ikazına göre
düzenlenmesi gereken yasal belge
bulundurulup bulundurulmadığı hususlarının
tesbiti
yapılamamaktadır. Ceza Kanunu’nun temel
prensiplerinden olan failin
cezalandırılabilmesi için fiilin bütün
unsurlarının tamam olması gerektiği ana
prensiplerinden hareketle cezayı
gerektirecek fiilin unsurları dava konusu
VUK’nun 127.
maddesinde hüküm altına alındığı üzere
tesbit
edilememiştir.
Bu bağlamda,
kesilen özel usulsüzlük cezasında usule ve
vergi hukukunun özüne ve ruhuna Anayasa’ya
uyarlılık görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 213 sayılı
VUK’nun 353/10. bendinde Anayasa’ya
aykırılık yönünden incelenerek iptali
istemiyle dava dosyasının Anayasa
Mahkemesi’ne gönderilmesine, iş bu davanın
görüm ve çözümünde Anayasa Mahkemesi’nce bir
karar verilinceye kadar bekletilmesine,
31.10.2001 tarihinde karar verildi.”
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
213 sayılı Yasa’nın 4369 sayılı Yasa ile
değiştirilen 353. maddesinin, itiraz konusu
10 numaralı bendi şöyledir:
“10. Bu Kanunun 127
nci maddesinin
(d) bendi uyarınca Maliye Bakanlığının özel
işaretli görevlisinin ikazına rağmen
durmayan aracın sahibi adına 75.000.000 lira
özel usulsüzlük cezası kesilir.”
B - İlgili Yasa Kuralı
213 sayılı Yasa’nın 127. maddesinin ilgili
görülen bölümü şöyledir:
“Madde 127.- Yoklamadan maksat, mükellefleri
ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları,
kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit
etmektir. Yoklamaya yetkili memurlar, ayrıca
vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili
olarak:
d) Nakil vasıtalarını, Maliye ve Gümrük
Bakanlığının belirleyeceği özel işaretle
durdurmak ve taşıtta bulundurulması icap
eden taşıt pulu, yolcu listesi, fatura veya
sevk irsaliyesi, yolcu bileti ile taşıma
irsaliyelerinin muhtevası ile taşınan yolcu
ve malların miktar ve mahiyetlerini ölçmek,
tartmak, saymak suretiyle tespit etmek,
Yetkisini haizdirler.”
C - Dayanılan ve
İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında Anayasa’nın, 73. maddesine
dayanılmış, 38. maddesinin ise ilgisi
nedeniyle inceleme kapsamına alınması uygun
görülmüştür.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim
KILIÇ, Yalçın ACARGÜN,
Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY,
Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis
TUNGA’nın
katılmalarıyla 3.1.2002 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı
ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu ve ilgili Yasa kuralları,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin konusunun, gelir getirici
her türlü faaliyet olması nedeniyle, uyarıya
karşın durmamanın saptanması halinde vergi
cezası kesilemeyeceği, bu tür bir eylemin
cezasının ancak trafik cezası olabileceği,
cezayı gerektiren eylemin unsurlarının, 213
sayılı Yasa’nın 127. maddesinde belirtilen
şekilde tespit edilmediği, bu nedenle
kesilen özel usulsüzlük cezasının vergi
hukukunun özüne, ruhuna ve Anayasa’nın 73.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı
Yasa’nın 29. maddesine göre, Anayasa
Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya aykırılığı
konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen
gerekçelere dayanmaya mecbur değildir.
Taleple bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe
ile de Anayasa’ya aykırılık kararı
verebilir. Bu nedenle, kuralın Anayasa’nın
38. maddesi yönünden de incelemesi uygun
görülmüştür.
213 sayılı
Yasa’nın 127. maddesinin ilk fıkrasında,
yoklamadan amacın, mükellefleri ve
mükellefiyetle ilgili maddi olayları,
kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit
etmek olduğu, yoklamaya yetkili memurların,
ayrıca vergi yasalarının uygulanması ile
ilgili olarak (d) bendi uyarınca, nakil
vasıtalarını; Maliye Bakanlığı’nın
belirleyeceği özel işaretle durdurmak ve
taşıtta bulundurulması gereken taşıt pulu,
yolcu listesi, fatura veya sevk irsaliyesi,
yolcu bileti ile taşıma irsaliyelerinin
muhtevası ile taşınan yolcu ve malların
miktar ve mahiyetlerini ölçmek, tartmak,
saymak suretiyle tespit etmek yetkisine
sahip bulundukları belirtilmiştir.
213 sayılı Yasa’nın 353. maddesinin itiraz
konusu 10 numaralı bendinde de, bu Yasa’nın
127. maddesinin (d) bendi uyarınca Maliye
Bakanlığı’nın özel işaretli görevlisinin
ikazına rağmen durmayan aracın sahibi adına
75.000.000 lira özel usulsüzlük cezası
kesileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın,
38. maddesinin ilk fıkrasında, “kimse
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı
cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında da,
“ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek
suçun ve cezanın yasallığı esası
benimsenmiş, yedinci fıkrasında ise ceza
sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek,
herkesin kendi eyleminden sorumlu
tutulacağı, başkalarının suç oluşturan
eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı
kabul edilmiştir. İdarenin kişi hürriyetinin
kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide
uygulayamayacağına ilişkin
onbirinci fıkra
ile idarenin, hürriyeti bağlayıcı ceza
uygulamasına olanak tanınmamış ise de, para
cezası vermesi engellenmemiştir.
Yasa koyucu,
suçların niteliği, işlenme biçimi, içerik ve
yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi ve
cezaların caydırıcılığı gibi nedenleri
gözeterek, Anayasa ve ceza hukukunun temel
ilkeleri çerçevesinde, hangi eylemlerin suç
sayılacağını ve bunlara verilecek cezaların
tür ve miktarını saptayabileceği gibi
toplumsal sonuçları bakımından doğurduğu
tehlikenin ağırlığına göre, kimi eylemlere
hürriyeti bağlayıcı cezalar dışında, idari
yaptırımlar uygulanmasını da öngörebilir.
Anayasa’nın 73.
maddesinde düzenlenen vergi ödevinin,
zamanında, eksiksiz ve usulüne uygun olarak
yerine getirilmesinin sağlanması için ilgili
yasalarda hürriyeti bağlayıcı cezaların
yanısıra, adli
veya idari nitelikte para cezalarına da yer
verilmiştir. Bu bağlamda, itiraz konusu
kuralla, yoklamaya yetkili memurlarca
usulsüzlüğün saptanması halinde idari para
cezası niteliğindeki özel usulsüzlük
cezasının uygulanması öngörülmüştür.
Vergilendirme,
ağırlıklı olarak yükümlünün beyanına dayalı
olduğundan, beyan ödevinin yerine
getirilmemesini, eksik yerine getirilmesini
veya gizlenmesini önlemek, vergi sisteminin
verimli, etkin ve adaletli bir şekilde
işlemesini sağlamaya yönelik olarak, 213
sayılı Yasa ile vergiyi doğuran olayı ve
buna bağlı olarak yükümlülüğü saptamak için
kimi yöntemler benimsenmiştir. Bunlardan
biri de yoklama amacıyla araçların
durdurulmasıdır. Bu amaçla durdurulmak
istenen aracın, sürücüsünün dur ikazına
uymaması halinde görevli yoklama memurları
tarafından saptanabilecek plâkasından başka
ayırdedici bir
özelliğinin bulunmadığı ve plâkası ile
ancak, araç sahibine ulaşılabileceği
açıktır. Öte yandan aracın, çalınması, zor
kullanılarak ele geçirilmesi gibi durumlar
dışında, durmayan aracın sürücüsü ile sahibi
arasında hiç bir bağlantının bulunmadığı da
söylenemez. Kaldı ki, araç sahibi olmayan
sürücünün, dur ikazına uymayarak suç
işlemesi halinde, adına ceza kesilen araç
sahibinin sürücüye rücû
etme olanağının bulunduğu da
gözardı
edilemez.
Başvuru kararında, durmama eyleminin
cezasının, ancak trafik cezası olabileceği
ileri sürülmüş ise de, dava konusu kuralla
güdülen amaç, trafik kurallarına uyulmasının
değil, vergi ödevinin yerine getirilmesinin
sağlanmasıdır.
Açıklanan nedenlerle, vergi kayıp ve
kaçağına yol açabilecek eylemleri önlemek,
verginin zamanında ve eksiksiz ödenmesini
sağlamak için Maliye Bakanlığı’nın özel
işaretli görevlisinin ikazına karşın,
durmayan aracın sahibi adına ceza
kesilmesini öngören itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 38. ve 73. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Bu görüşlere Mehmet ERTEN katılmamıştır.
VI - SONUÇ
4.1.1961 günlü, 213
sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun 353.
maddesinin 4369 sayılı Yasa ile eklenen 10
numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE,
Mehmet
ERTEN’in
karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA, 6.1.2005 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN |
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Tülay TUĞCU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
|
Üye
Mehmet ERTEN |
Üye
Mustafa YILDIRIM |
Üye
Fazıl SAĞLAM |
|
Üye
A.
Necmi
ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Esas Sayısı
: 2004/61
Karar Sayısı :
2004/123
KARŞI OY
4.1.1961
günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353.
maddesine 4369 sayılı
Kanun’nun 12. maddesiyle eklenen
itiraz konusu (10) sayılı bent “Bu
Kanunun 127 nci
maddesinin (d) bendi uyarınca Maliye
Bakanlığı’nın özel işaretli görevlisinin
ikazına rağmen durmayan aracın sahibi adına
75.000.000 lira özel usulsüzlük cezası
kesilir.” hükmünü içermektedir.
Bu hükümle
nakil vasıtalarını, Maliye Bakanlığının
belirleyeceği özel işaretle durdurmak ve
taşıtta bulundurulması icap eden taşıt pulu,
yolcu listesi, fatura veya sevk irsaliyesi,
yolcu bileti ile taşıma irsaliyelerinin
muhtevası ile taşınan yolcu ve malların
miktar ve mahiyetlerini ölçmek, tartmak,
saymak suretiyle tespit ederek vergi
ziyaının
önlenmesi amaçlanmaktadır.
213 sayılı
Kanun’da vergi cezaları “idari” ve “adli”
nitelikli olmak üzere iki türdür. İtiraz
konusu kuralda yer alan özel usulsüzlük
cezası “idari” nitelikli bir vergi
cezasıdır. Bu durumda, uygunluk denetiminin
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devleti, 17.ve 38. maddelerinde yer alan suç
ve cezaya ilişkin temel ilkeler esas
alınarak yapılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 2.
maddesinde sözü geçen hukuk devleti, bir çok
kararımızda ayrıntılı biçimde açıklandığı
üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, yasaların
üstünde yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğunun bilincinde olan devlettir.
Diğer taraftan,
cezalandırma Devlete özgü bir hak ve
yetkidir. Bu hak ve yetkinin sınırları
Anayasa’nın 17. ve 38. maddelerinde
gösterilmiştir. Bunların bir kısmı “Kimse
insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya
veya muameleye tabi tutulamaz.”, “Cezalar ve
ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak
kanunla konulur.”, “Ceza sorumluluğu
şahsidir.” biçiminde belirtilmiştir. Bu
ilkeler korunmak şartıyla, suç ve cezaları
saptamak yasakoyucunun
taktirine bırakılmıştır.
İtiraz konusu
kural, ikaza rağmen durmayan aracın sahibi
adına özel usulsüzlük cezası kesileceğini
öngörmekle, araç sürücüsünü cezasız
bırakmakta ve onun eyleminden araç
sahibini sorumlu tutmaktadır.
Genelde, araç
sürücüsü ile araç sahibi arasında bir ilişki
olmak la beraber, bu ilişkinin her zaman
aralarında vergi kaçırmak için yapılmış
bir anlaşma gibi görülmesi, buna göre de,
eyleme iştirak etmemiş olsa bile asıl
suçlunun araç sahibi olduğu sonucuna
varılması ve özellikle de eylemi
gerçekleştiren sürücünün cezasız kalmasını
sağlayacak tarzda ve suç işlemesini teşvik
eder biçimde düzenleme yapılması öncelikle
adalet anlayışına, dolayısıyla da
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesine ve ceza hukukunun genel
kurallarına aykırılık oluşturur.
Yine kuralda,
araç sürücüsünün gerçekleştirdiği eylemden
dolayı araç sahibi sorumlu tutularak, adına
özel usulsüzlük cezası kesileceği ifade
edilmektedir. Böylece, araç sahibi, eyleme
katılmasa bile, aracın sahibi olması illiyet
rabıtasının varlığı için yeterli görülerek
suçu işlediği kabul edilmektedir.
Sürücü ile araç
sahibinin her zaman aynı kişi olmayabileceği
de gözetilerek, araç sahibi yönünden illiyet
rabıtasının ne suretle gerçekleştiği hüküm
fıkrasında açıkça gösterilmeden, sürücünün
eyleminden araç sahibinin sorumlu
tutulmasını sağlayacak biçimde düzenleme
yapılması, Anayasa’nın 38. maddesinde
belirtilen ceza sorumluluğunun şahsiliği
ilkesine aykırılık oluşturur.
Yasakoyucu
cezalandırmaya ilişkin yasama görevini
yaparken, Anayasa ve ceza hukukunda
sınırları belirtilen ilke ve kurallara uymak
zorundadır.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kuralın iptali
gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk
kararına katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
|