| |
Gelirin vergilendirilmesinde karşılaşılan sorunlar
Türkiye gibi ciddi bir
yapısal değişim sürecine giren ve ağır bir borç yükü
içinde bulunan bir ülkenin çözmesi gereken birinci
ve öncelikli sorun, hiç şüphesiz kamu finansman
ihtiyacının sağlıklı kaynaklarla karşılanması
sorunudur. Zira, sağlıktan, eğitime, adaletten,
savunmaya hangi alanda daha iyi bir yapılanma talep
edilirse edilsin sürekli olarak gündeme sağlıklı
kaynak sorunu gelmektedir. Ancak, kamu finansman
ihtiyacının ağırlıklı olarak borçlanma yoluyla
karşılandığı ülkemizde, bu sorunun bugünden yarına
çözülebilecek basit bir sorun olmadığı da herkesin
malumudur.
Yukarıda bahsedilen sağlıklı finansman ihtiyacının
karşılanmasında, şüphesiz ülkemizde yaratılan tüm
gelirlerin kavranabilmesi ve dolayısıyla da
vergilendirilebilmesi çözülmesi gereken öncelikli
bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece Gelir
İdaresi'nin sorunu olarak ele alınamayacak bu
sorunun çözümü noktasında, sivil toplum
kuruluşlarının, kamuoyunun ve tüm kamu birimlerinin
görüş ve desteklerinin de alınması suretiyle,
ülkemizin kısa, orta ve uzun vadeli çözüm
önerilerini belirlemesi ve atılması gereken adımları
atması sanırız bu sorunun çözümünü mümkün kılacak en
etkili yöntem olacaktır.
Ancak atılması gereken adımların atılabilmesi için
öncelikle karşı karşıya olduğumuz sorunun tüm
yönleri ile tespit edilmesi ve bu tespit üzerinden
çözümler üretilmesi gerekmektedir. Zira, sorun
hakkında yapılan veya yapılacak olan yanlış
teşhisler hiç şüphesiz yapılacak tedaviyi de
sonuçsuz bırakacaktır.
Gelirin vergilendirilmesi noktasında sorunları üç
ana başlık altında toplayarak irdelemek sanırız
doğru bir yaklaşım olacaktır:
1- Kanunlardan kaynaklanan sorunlar
2- İdareden kaynaklanan sorunlar
3- Mükelleflerden kaynaklanan sorunlar
Uzun yıllar boyunca ülkemizde devam eden yüksek
enflasyon, etkili olamayan gelir idaresi ile vergi
denetimleri vb. sorunlar sebebiyle mükelleflerde
gelirin beyan edilmesi ve vergi ödemeye karşı güçlü
bir direnç oluşturmuş bulunmaktadır. Özellikle
ödenen vergilerin kullanım sahası ile ilgili
mükellef şikayetleri nedeniyle de, vergi ödemeye
karşı oluşan direnç daha da güçlenmiş gözükmektedir.
Mükelleflerde, elde edilen kazancın beyan edilerek
kazancın vergisinin ödenmesi gerektiği bilincinin
yerleşmesi, bugünden yarına sağlanabilecek bir olgu
değildir. Şu anda ilkokuldan itibaren başlanacak
eğitim ile çocuklarımızın bu bilinç ile yetişmesi
için elimizden gelenin yapılması, bu alanda
atılabilecek ilk uzun vadeli adım olarak
görülmelidir.
Kısa vadede ise, Gelir İdaresi ve vergi denetiminde
etkinliğin sağlanarak gelirin kavranması önündeki
engellerin giderilmesi, ekonominin hamiline olmaktan
çıkarılıp, nama yazılı ekonomi haline
dönüştürülmesi, önümüzdeki süreçte uygulamaya
geçmesi planlanan vatandaşlık numarası benzeri bir
uygulama ile mükelleflerin tüm mali hareketlerinin
takip edilebilmesi, ödemelerde bankacılık sisteminin
yaygın olarak kullanılmasının sağlanması ve vergi
kaçırmaya dönük hileli fiillere ağır cezalar
verilmesi ilk etapta hayata geçirilebilecek önlemler
olacaktır. Ayrıca, yapılacak gerek yapısal değişim
çalışmalarında ve gerekse yasal düzenlemelerde sivil
toplum kuruluşlarının görüş ve desteğinin de
alınması, sorunun çözümüne katkı sağlayacak bir
diğer unsur olacaktır.
Bugüne kadarki değerlendirme ve tespitlere
bakıldığında, vergi kanunlarının karmaşık yapısı ile
vergi oranlarının yüksekliğinin vergi direncini
artıran nedenler olarak sürekli gündemde yer
aldıklarını görmekteyiz. Son dönemde başlayan vergi
kanunlarının yeniden yazılması aşamasında bu konular
yeniden gündeme gelmiş bulunmaktadır. Gelirin
kavranabilmesi noktasında oranların yüksekliği
kadar, asgari geçim indirimi benzeri bir yapının
sisteme etkin olarak monte edilememiş olması da
dikkati çeken bir eksiklik olarak görülmektedir.
Teknik anlamda pek çok detayın verilmesi mümkün
olmakla birlikte, mükelleflerin yaşamaları için
gerekli kabul edilebilir bir gelir kısmının vergi
dışında tutulması uygulaması, sanıyorum vergi
direncinin azaltılması yönünde önemli bir adım
olacaktır.
Bunun ötesinde gelir vergisi uygulamasında üç oranı
aşmayan artan oranlı bir gelir vergisi tarifesinin
uygulanması, vergilemede yatay ve dikey eşitliğin
sağlanmasına özen gösterilmesi, vergi tabanının
belirlenmesinde ülke gerçekleri ve realitelerin
doğru harmanlanması, gelirin tanımının geniş anlamda
yapılması, mal hareketinden ziyade para hareketinin
takibini mümkün kılan yasal hükümlerin sisteme
eklenmesi, vergisel yükümlülüklerden kaçınmanın
yaptırımlarının uygulanabilir ve etkin olması ile
uzun vadede vergi bilincinin oluşmasına imkan veren
bir eğitime ağırlık verilmesi öncelikler arasında
olmalıdır.
Gelirin vergilendirilmesi aşamasında, üzerinde
durulması gerektiğini düşündüğümüz bir diğer nokta
ise, bireyler arasındaki mali disiplin ve adaletin
temini hususudur. Bu kapsamda ülkeler için uygulanan
kredi notu uygulamasının mutlak suretle kişisel
kredi notu şeklinde ülkemizde de uygulanmasının hem
kayıtdışı ekonomi ile mücadelede hem de vergi
tabanının genişletilmesinde büyük bir rol sahibi
olacağına inanmaktayız. Ayrıca bu konu ile ilgili
olarak, mali davaların kısa sürede sonuca
kavuşturulması yönünde yargısal bazı düzenlemelerin
yapılması, bilirkişilik ve Hazine avukatlığı
müesseselerinin de yeniden ele alınmasında fayda
bulunmaktadır.
Uzun yıllardan bu yana daha ziyade dolaylı vergiler
ve borçlanma ile karşılanan kamu finansman ihtiyacı,
geniş kesimlerce de kabul edildiği üzere, mutlak
suretle dolaysız vergilerle finanse edilmelidir. Bu
kapsamda yapısal bir değişimin, toplumsal inanç ve
kabullenme ile hayat bulacağı şüphesizdir. Kamuoyu
desteğine sahip olmayan vergisel dönüşüm
çalışmalarının hedefine ulaşamayacağı, tüm dünyada
olduğu gibi ülkemizde de test edilmiş
bulunulmaktadır. Bu nedenle, gelirin
vergilendirilmesi noktasında, sermayenin
mobilitesindeki hızın da mutlaka göz önünde
bulundurulması ve mümkün olduğunca toplumun vergisel
düzenlemelere desteğinin alınması yerinde bir
yaklaşım olacaktır.
İ. Halil Bağdanlı / Gelirler Başkontrolörü Vergi
Sorunları Dergisi
Dünya
07.11.2006 |
|