| |
Naylon faturada korkulu rüya nasıl önlenir
Yasaların, hapis cezası uygulamasında,
şirketin kanuni temsilcilerini muhatap alması
nedeniyle, şirket yöneticileri, kendilerinin
almadığı ya da düzenlemediği bir faturadan dolayı,
hapis cezası istemiyle ceza mahkemesinde
yargılanabiliyor hatta hapse mahkum olabiliyorlar.
Özellikle, çalışan sayısı fazla, iş hacmi de büyük
olan şirketlerde, bu durum yönetici konumundakileri
endişelendiriyor hatta korkutuyor.
Burada sözünü ettiğimiz yöneticiler, vergi kaçırma
kastı olmayan ancak kendi bilgileri dışındaki
gelişmelerden ya da elemanların aldığı faturalardan
dolayı, güç durumda kalan yöneticiler. Yoksa,
kasıtlı olarak vergi kaçıran yada hayali ihracat
yapanların, en ağır biçimde cezalandırılmaları
gerektiği kuşkusuz.
CEZADAN KURTULMANIN YOLU
Sineklerle uğraşmayı bırakıp, bataklığı
kuruttuğumuzda, naylon fatura büyük ölçüde önlenir.
Ancak nedense bu yapılmıyor. İyi niyetli bazı
kişiler de ciddi anlamda zarar görüyorlar.
Yasalarımızda, işlenmeyen bir fiil nedeniyle, hapis
cezasından kurtulabilmek için, izlenebilecek bazı
yollar yeralıyor.
1) Vergi Usul Kanunu Yönünden
Vergi Usul Kanunu’nun 333/3. maddesine göre; tüzel
kişilerde, hapis cezasının sorumlusu "fiili işleyen"
kişi oluyor.
Bu nedenle, fiili işleyenin kanıtlanabilmesi, kanuni
temsilci açısından hapis cezası sorununu ortadan
kaldırabiliyor. Şirketin, çalışanlar arasında görev
ve yetki dağılımı, alınan mal ya da yaptırılan
hizmetle ilgili kararın ve bunun faturasının,
çalışanlardan hangisi tarafından alındığının yani
fiili işleyenin kanıtlanabilmesi halinde, hapis
cezasının muhatabı, "fiili işleyen kişi" oluyor.
Ancak, pratikte fiili işleyenin tespiti zor.
Özellikle, çok sayıda çalışanı olan bir firmada,
belgelerin herbirinin kimin tarafından alındığını
saptamak zor olduğundan, Türk Ticaret Kanunu
yönünden, şirket bünyesinde ve ana sözleşmesinde bir
düzenleme yapmakta yarar var.
2) T. Ticaret Kanunu Yönünden
Türk Ticaret Kanunu’nun 317. maddesine göre; anonim
şirket, yönetim kurulu tarafından idare ve temsil
olunur. Aynı Kanunun 319. maddesine göre de; ana
sözleşmede, yönetim ve temsil işlerinin, yönetim
kurulu üyeleri arasında taksim edilip edilmeyeceği
ve taksim edilecekse, bunun nasıl yapılacağı
belirlenir. Yönetim kurulunun en az bir üyesine de;
"şirketi temsil yetkisi" verilir.
Ana sözleşmede, temsil yetkisinin ve idare işlerinin
tamamını ya da bazılarını yönetim kurulu üyesi olan
murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu
bulunmayan murahhas müdürlere bırakabileceğinin
yazılı olması gerekiyor. Bu durumda sorumluluk;
defterler, belgeler, alınan ya da verilen faturalar
konusunda, görevlendirilen kişilere ait oluyor.
Anasözleşmede, bu tür kayıtlar bulunmadığı takdirde
317. madde hükmü uygulanır. Burada sözü edilen
murahhas müdürün, mutlaka yönetim kurulu dışından
seçilmesi gerekiyor.
Yargıtay’ın görüşü de bu doğrultuda (Yarg. 11. Ceza
Dairesi’nin 20.06.2001 Tarih ve E.2000/3350,
K.2001/7004 sayılı Kararı. Yargıtay kararının tam
metnine ve bu konudaki yedi sayfalık yorum ve
açıklamamıza "www.yaklasim.com" adresinden
ulaşabilirsiniz). Belirttiğimiz Yargıtay kararı;
"anonim şirket ana sözleşmesinde hüküm bulunması
koşuluyla, temsil ve idare işlerinin, tamamının ya
da bir kısmının, yönetim kurulu üyesi olan
murahhaslara ya da pay sahibi olması zorunlu
bulunmayan müdürlere bırakılabileceği, bu durumda
da, anonim şirketin tüm yönetim kurulu üyeleri
değil, temsil ve idare işleriyle görevlendirilen
murahhas üyesi ya da murahhas müdürleri hapis
cezasından sorumlu olacağı" yönünde.
Şükrü Kızılot Hürriyet |
|