|
ŞİRKET ORTAĞININ SORUMLULUĞU
Bankada hesapta
tutulan yabancı para döviz kuru ile değerlenir
Banka hesaplarında tutulan yabancı paralar alacak
niteliğinde olduğundan döviz niteliğindedir. Para ilgili
hesaptan çekildikten sonra yani nakde dönüşmesi halinde
efektif hale gelir.
SORU: Kasada bulunan paranın nakit olduğunda ve efektif
kur ile değerlenmesi gerektiğinde herkes mutabık, yalnız
bankada olan paralarla ilgili olarak bankada bulunan
paranın nakit gibi değil, ticari alacak gibi düşünülüp,
efektif alış kurundan değil, döviz alış kurundan
değerlenmesi gerektiğini düşünen üstatlarımız var. Sizin
bu konudaki fikriniz nedir?
YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 280. maddesi hükmü gereği
olarak yabancı paralar borsa rayici ile
değerlendirilecektir. Ülkemizde yabancı paralar için
açılmış borsa bulunmadığı için yabancı paralar dönem
sonlarında Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen kurlar
esas alınarak değerlendirilmektedir. Ayrıca geçici
vergiye ilişkin olarak kazanç tespiti aşamasında da T.C.
Merkez Bankası tarafından belirlenen ve Resmi Gazete'de
yayımlanan kurlar esas alınmaktadır.
Kasada nakit olarak bulunan yabancı para değerleme
sırasında efektif olarak kabul edilmekte ve dolayısıyla
değerlemede efektif kurlar dikkate alınmaktadır.
Gerçekte Maliye Bakanlığı tarafından ilan edilen
kurlardan birisi efektif, diğeri ise döviz alış kurudur.
Bu ayrım ülkemizde bankacılık uygulamasında nakit
yabancı paranın efektif, bunun dışındaki yabancı para
cinsinden ödeme araçlarının ise döviz olarak
adlandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Banka hesaplarında tutulan yabancı paralar da alacak
niteliğinde olduğundan döviz kuru esas alınarak
değerlendirilir. Bir başka anlatımla bankada hesapta
bulunan para döviz niteliğindedir. Para ilgili hesaptan
çekildikten sonra yani nakde dönüşmesi halinde efektif
hale gelir.
Konunun özelliği dikkate alındığında Vergi Hukuku
açısından tartışmaya neden olmayacak kadar açıktır.
Dolayısıyla "banka hesaplarında tutulan yabancı paralar
da bir alacak niteliği gösterdiği için döviz kuru ile
değerlenir." (Özyer, Mehmet Ali "Vergi Usul Kanunu
Uygulaması" 3. Baskı HUK Yayınları sf:490-491; Ürel,
Gürol "Vergi Usul Kanunu Uygulaması" Maliye ve Hukuk
Yayınları,sf:601)
Aynı görüş Maliye Hesap Uzmanları Derneği tarafından
yenilenerek yayımlanan "Beyanname Düzenleme Kılavuzu"nda
da yer almaktadır.(V. Seviğ)
ŞİRKET
ORTAĞININ SORUMLULUĞU
SORU: Şirket ortağı olmaktan başka vasfım yok. Limited
şirket ortağı idim. Ortağım yurt dışına kaçtı. Bu
şirketten dolayı hem para cezası hem hapis cezası çıktı.
Benim nereden başlamam lazım cezayı yattıktan sonra
parayı ödemenin ne anlamı var. Bir de diğer ortağım
gittiği ülkenin vatandaşlığına geçmiş. Bu nedenle tüm
cezalar bana çıkıyor. Suçumuz naylon fatura kullanmak.
Bu işten dolayı 15 ay hapis cezası almışım. Bir defa
ifademe başvurdular, ifademi verdim dava sekiz yıl sonra
sona ermiş. Ben bulunamamışım. 2006 Martında cezam
gazete yoluyla tebliğ edilmiş. Bu şirketin bütün
cezasını ben mi çekeceğim? Bunalıma girdim.
YANIT: Türk Ticaret Kanunu'nun 503. maddesinde yer alan
tanımlamadan da anlaşılacağı üzere "İki veya daha fazla
hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret ünvanı
altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt
ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen
olan şirkete limited şirket denir."
Ortak sayısı ikiden az ve elliden fazla olamaz.
Ortakların sayısı sonradan bire iner veya şirketin
zaruri organlarından biri mevcut olmazsa, münasip bir
müddet içinde bu eksiklikler tamamlanmadığı takdirde
ortaklardan birinin veya şirket alacaklısının talebi
üzerine mahkeme şirketin feshine karar verir.(Türk
Ticaret Kanunu madde:504)
Aynı kanunun 540. maddesinde hükme bağlandığı üzere
"Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte
müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi
temsile mezun ve mecburdur."
Limited şirketler "Ortaklardan birinin talebi üzerine ve
muhik sebeplerden dolayı mahkeme kararı ile infisah
eder."
Diğer yandan Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki
6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca "Limited
Şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan
amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan
doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince
takibe tabi tutulurlar."
Ayrıca Vergi Usul Yasası'nın 10. maddesi uyarınca da
"Tüzelkişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve
Cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin
mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara
düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan
teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların
temsilcileri tarafından yerine getirilir."
Limited şirkette şirketi temsile yetkili olanlar
müdürlerdir. Dolayısıyla şirketin tüm işlerinden dolayı
müdürler sorumlu olmaktadır.
Sonuçta; limited şirkette müdürler şirketin idaresinden
sorumlu oldukları gibi Vergi Usul Yasası'nda hürriyeti
bağlayıcı ceza ile müeyyidelendirilmiş bulunan naylon
fatura kullanma suçundan dolayı da sorumlu
olmaktadırlar.
Limited şirket ortağı olmanın ve aynı zamanda eğer
sözleşmede aksine hüküm yoksa müdür sıfatına da haiz
olunması dolayısıyla ortaklardan birinin yapmış olduğu
hukuka aykırı işten dolayı da sorumlu olması mevcut
hukuki düzenlemeler gereğidir.
Esasında, söz konusu olayın oluşumu sırasında konuya
vakıf olmamak veyahut da özellikle naylon fatura
kullanımı ile ilgili olarak ortaya çıkan yargılanma
aşamasında gerekli özeni göstermemiş olmanız kanımızca
sorunuzda belirttiğiniz sonuçları ortaya çıkarmıştır.
Bu nedenle konuyu uzman bir ceza hukukçusu ile
görüşmeniz daha yararlı olacaktır. (V. Seviğ)
MUHASEBECİLİK MESLEĞİNİN
GELECEĞİ
SORU: Acaba muhasebe mesleği sığ bir meslek midir? Bu
mesleğin geleceği nasıl olacak? Mesleğin katiplik
kısmından yöneticilik kısmına geçmesi için ne yapılması
gerekiyor?
YANIT: Muhasebe mesleğini sadece basit bir hesap
işleyiciliği olarak kabul etmemek gerekir. Çünkü bir
işletmenin belli bir zaman kesiti içerisindeki mali
performansını belirlemek için yapılan işlemler dizesi ve
bu işlemlerin sonuçlarını değerlendirmek ve raporlamak
muhasebe mesleğinin uğraş alanı içerisindedir.
Muhasebe ve Mali Müşavirlik mesleği dünya üzerinde de
önemli atılımlar yapmaktadır. Bu bağlamda dünyada hızla
önem kazanan bir uğraş alanı haline gelen söz konusu
mesleğin içerisinde yükselmek mümkün bulunmaktadır. (V.
Seviğ)
YARGI KARARLARINDA DAMGA
VERGİSİ
Danıştay 7.Dairesi E.2005/4229 K.2006/3369 T.13.11.2006
Otel işletmeciliği yapan davacının, seyahat
acenteleriyle yaptığı kontenjan sözleşmelerinden doğan
damga vergisini beyan etmediğinden bahisle hakkında
yapılan tarhiyatın iptali talebi ile açtığı davada
mahkemece, sözleşmelerde gösterilen rakamlardan
hareketle hesaplanan para üzerinden yapılan tarhiyatın
yerinde olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş, davacı
şirketçe, damga vergisine tabi tutulan kağıtların
sözleşme niteliği taşımadığı, teklifname olduğu ileri
sürülmüştür. Damga Vergisi Kanuna ekli 1 sayılı tabloda,
mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknamelerden
belli parayı ihtiva edenler nispi, bu belgelerden belli
parayı ihtiva etmeyenler ile teklifnameler ise maktu
vergiye tabidir. Borçlar Kanununun 1. ve 11. maddelerine
göre, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını
ifade eden akdin oluşabilmesi için, bir tarafın irade
beyanı olan icabın karşı tarafça kabul edilmesi
gerekmektedir. Ancak, gerek şekil şartının bulunmadığı,
gerekse şekil şartına uyulmasının zorunlu olduğu
hallerde düzenlenecek kağıtların, diğer şartların
varlığı halinde damga vergisine tabi tutulacak olması;
bu kağıtlardan, yazılı şekilde yapılan icabın yer aldığı
kağıdın teklifname, icaptan ayrı olarak yapılan kabulün
yer aldığı kağıdın mukavele yerine kaim mektup, yazılı
olarak yapılan icap ve kabulün birleştiği kağıdın ise
mukavele olması; ayrıca anılan Kanunun 18. maddesine
göre de, şekli kanun ile düzenlenmemiş bulunan
kağıtların mahiyetlerinin tayininde kağıdı
düzenleyenlerin o kağıda verdikleri adın değil, kağıdın
içerdiği asıl işlemin niteliğinin ve amaçlarının dikkate
alınması gerektiğinden, davacının üzerinde vergi
hesaplanan kağıtlardan bazılarının teklifname olduğu
iddiasının doğruluğunun saptanması için, söz konusu
kağıtların asıllarının getirtilip incelenmesi
gerekirken, Mahkemece eksik incelemeye dayanılarak
verilen kararda yasal isabet yoktur.
Danıştay 7.Dairesi E.2002/2760 K.2005/2751 T.16.11.2005
Davacı Banka ile X arasında toplu konut kredisi
kullanmak amacıyla 6.8.1998'de kredi sözleşmesi
imzalanmış, 10.8.1998'de kredi sözleşmesinin son
sayfasına ipotek tesis ve tescil işlemi yapılmış, davacı
Banka bu ipotek işlemi nedeniyle doğan damga vergisini
beyan ederek ödemiş, ancak akdedilen kredi sözleşmesi
nedeniyle doğan damga vergisini ödemediğinden bahisle
hakkında cezalı tarhiyat yapılmıştır. Damga Vergisi
Kanunu'nun 1, 3, 4 ve 6. maddelerinin
değerlendirilmesinden, aynı kağıttan anlaşılması
gerekenin aynı imzalar üzerindeki metinde, aynı asıldan
doğma, birden fazla akit ve işlemin bulunması olup,
işlem tamamlandıktan sonra aynı kağıt üzerinde ikinci
işlem yapılmış olmasının işlemlerin aynı kağıtta
toplandığı anlamına gelmeyecek olması; Medeni Kanunda,
ipoteğin, gayrimenkul rehni olarak tanımlanmış olması;
Damga Vergisi Kanununa ekli (I) sayılı Tabloda da, rehin
senetleri, nispi damga vergisine tabi tutulmuş olup,
Rehinin, rehin verenle üçüncü kişi ya da kişiler
arasında mevcut bir borcun ödenmesini sağlamak amacıyla
alacaklısı lehine verilen güvence olması ve Kanunda,
damga vergisini rehinden bağımsız olarak doğuran asıl
borca ilişkin kağıt yanında rehin senetlerinin de damga
vergisine tabi tutulmuş olması karşısında, Kanun
Koyucu'nun, rehin senetlerini, asıl borcu doğuran işleme
bağlı ve bir asıldan doğma olarak görmediği açık
olduğundan, aynı kağıt yaprağı üzerine, kredi sözleşmesi
ile bu sözleşmeden doğan alacağı temin amacıyla, bir gün
sonra yapılan ipotek işleminin, kredi sözleşmesinden
ayrı olarak damga vergisine tabi tutulması gerekmekte
olup, yapılan tarhiyatta isabetsizlik yoktur.
Danıştay 7.Dairesi E.1999/3374 K.2000/1069 T.13.4.2000
Davacı şirketçe sehven kurumlar vergisi borcuna karşılık
yatırılan tutarın, gelir stopaj vergisine mahsubu
esnasında damga vergisi kesintisi yapılması nedeniyle,
ödenen tutarın gelir stopaj borcunu karşılamadığından
bahisle, davacı şirket adına ödeme emri düzenlenmişse
de; 488 sayılı Kanunun 1. ve 3. maddelerine göre, bir
kağıdın damga vergisine tabi olması için, yazılıp
imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konmak
suretiyle düzenlenen ve bir hususu ispat etmeye yarayan
bir kağıt niteliğinde olmasının ve (1) sayılı tabloda
yer almasının gerekmesi, oysa olayda kamu alacağının
mahsubu nedeniyle vergi dairesince düzenlenen alındının,
Damga Vergisi Kanununa bağlı (1) sayılı tabloda yer alan
kağıtlar arasında olmayıp, davacı şirketçe yazılmak,
imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konulmak
suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispata
yarayan bir belge de olmaması sebepleriyle, vergi
dairesinin iç işlemi niteliğinde olan mahsup alındısının
damga vergisine tabi tutulmasına hukuken olanak
olmadığından, ödeme emrinin iptali gerekmektedir.
Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz
Referans /
26.03.2008 |