|
Bankalarda müşterek hesap sorunu
Borçlar Kanunu'nun 148'inci
maddesi uyarınca borcun tamamının tediyesini istemek
hakkını her birine bahşettiğini (sağladığını) borçlu
beyan ettiği hallerde, müteaddit (birden fazla)
alacaklılar arasında teselsül mevcuttur.
Yeni Borçlar Kanunu tasarısında yer alan bir benzer
düzenleme ile dei "aksi kararlaştırılmadıkça veya
alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden
anlaşılmadıkça" alacaklıların her biri edim üzerinde
eşit hak sahibi olacaktır.
Borçlar Kanunu'nun 148'inci maddesi özellikle bankalarda
sıkca rastlanan ortak hesapların çerçevesini çizmekte ve
aynı zamanda hukuki dayanağını oluşturmaktadır.
Bu yasa maddesi ile intikal ve veraset vergisi
uygulamasına mani olunmakta, çoğu kez de, kanuni
mirascıların hakları, çoğu kez de haberleri olmadan
başkalarınca kullanılmaktadır.
Çünkü ortak hesaplarda, hesap ortaklığı olanlar bankada
bulunan paranın tamamını çekme hakkına sahip
olabilmektedirler.
Bilimsel öğretide ortak hesap kavramı adı altında hem
tek imzalı (teselsüllü) ortak hesap, hem de "birlikte
imzalı" ortak hesap türü anlaşılmaktadır. Ortak hesap
türü ayrımını sağlayan tek ölçüt, banka nezdindeki hesap
üzerinde birlikte alacaklıların tasarruf yetkilerinin
şeklidir. İlkinde her bir mudi banka hesabı üzerinde
diğerlerinin katılımı olmaksızın tasarruf
edebilmektedir.
Konuya ilişkin olarak oluşan görüşlere göre "Müşterek
hesabı açan ve müşterek mevduatın konusu olan harayı
yatıran hesap sahibinin sözleşmeyi imzalaması ile
sözleşmenin banka ile diğer hesap sahipleri arasında
kurulmuş olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda diğer
hesap müşterek hesap sahiplerinin imzalarının sözleşmede
bulunmaması sonucu etkilememektedir.
Eğer, sözleşmede aksine bir hüküm varsa, yani diğer
hesap sahiplerinin de sözleşmede imzaları olmadan
sözleşmenin geçerli olmayacağı belirtilmiş ise, bu
katdirde imzalar tamamlanmadan hesap sahipleri söz
konusu hesabı kullanamazlar.
Matbu sözleşme metninde böyle bir kayıt olmamasına,
matbu sözleşme metninin banka yetkilileri ve müşterek
hesabı açtıran ve mevduatı bankaya yatıran hesap
sahibinin imzalarına rağmen sözleşmede diğer hesap
sahiplerinin imzalarının "yokluğu" nedeniyle sözleşmenin
kurulmadığını iddia etmek, doğruluk ve dürüstlük
kuralına uygun düşmez. (Kaplan, ibrahim "Banka
Sözleşmeleri Hukuku C.I. Ank. 1996, Sf:233 vd)
oluşan yargı kararlarına göre "Müşterek hesaptaki paylar
aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir.
Zira para müşterek hesaba yatırıldığına ve pay
bakımından bir anlaşma bulunmadığına göre, mülkiyetin
yarı yarıya olmak üzere hak sahiplerine ait olması
gerekir." (11.HD, 21.03.2002, 157/2539, acar, Faruk
"Türk-İsviçre Medeni Hukukunda Alacaklılar Arası
Teselsül" Doktora tezi, Sf: 336-337)
Mevduat hesabı birden fazla kişiye ait ise, mudilerin
birinin ölümü halinde, aksine sözleşme yoksa, hesaptaki
haralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye
kendi payı ödenebilecektir. (Reisoğlu, Seza "Bankalar
Kanunu Şerhi, Ankara, 2002, Sf: 390) Zira taraflardan
herbiri hesaptan para çekerken payına göre kendi adına,
payından fazla çektiği miktarda diğer hesap sahibine
göre borçlu durumuna girer. (2. HD 29.01.1987,
495/11191; HGK, 11.02.1998, 40/75)
Ülkemizde bir çok hallerde bankalar nezdinde müşterek
hesaplar açılabilmekte ve bu hesapların önemli bir
bölümü de uygulamada teselsüllü olabilmektedir. Bu tür
hesapların taraflardan birince tamamen çekilmesi söz
konusudur.
Gerek iş yaşamında ve gerekse özel yaşamda bu tür
hesaplar özellikle hastalık ve ölüm hallerinde önem
arzetmekte olup genellikle bu tür hesapların önemli bir
bölümü kanuni mirascılar tarafından da bilinmemektedir.
Herhangi bir kişinin veya bir yakınının müşterek hesap
nedeniyle paranın tamamını çekmiş olması halinde, parayı
bankaya yatıran mudinin mirascıları bu haktan
yararlanamaz hale gelebilmektedirler. Söz konusu
hesapların taraflar arasında ihtilaf yaratması halinde
de var olan hesap bakiyesinin hesaba katılımcı olan mudi
sayısına bölünerek tasarruf edilir hale gelmesi gerçek
hak sahipleri açısından önemli bir haksızlık konusu
olabilmektedir.
Diğre yandan da bu tür oluşumlarda Maliye Bakanlığı
"Veraset ve İntikal Vergisi"nden yoksun kalmaktadır.
Gerçekte bu tür hesapların açılmasına neden olan
hallerin başında söz konusu vergiden kaçınma düşüncesi
yatmaktadır.
Teknik anlamda müşterek hesap açılırken bankaya aksine
bir anlaşma bildirilmemiş ise, bankada açılan bu hesabın
aktif teselsüllü hesap olduğu kabul edilmektedir. (Tekinalp,
Ünal Banka Hukuku'nun Esasları, İstanbul, 1988, Sf: 329;
Kaplan Sf: 235,236)
Veysi Seviğ
Referans / 28.03.2008 |