| |
Dernek ve vakıflar vergi yükünden kurtarılmalı
Toplumumuzda yardımlaşma ve dayanışma duyguları
oldukça gelişti. Örf, adet ve geleneklerimize
işlemiş olan bu duygu, insanların çeşitli
müesseseler kurmasına sebep oldu. Bu müesseselerden
biri olan dernekler; kazanç paylaşma dışında,
kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir hedefi
gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek veya tüzel
kişinin oluşturduğu topluluklar.
Aynı maksada matuf mal toplulukları olan vakıflar da
asırlar ötesinden beri toplumumuzda varlık gösterdi.
Hemen her mahallede toplanan yardımlarla inşa edilen
ibadet yerleri ve bunlara ait yardımlaşma
dernekleri, hemşehrilerin aynı çatı altında
buluşmasını ve dayanışmasını sağlayan dernek ve
vakıflar, çeşitli hobi sahibi kişilerce kurulan
dernekler, meslek mensuplarının kurduğu dernekler ve
spor faaliyetleri için kurulan kulüpler
bahsettiğimiz müesseselere birer örnek olarak
gösterilebilir. Tarihte fonksiyonel olarak
kullanılan bu müesseseler günümüz kanunlarında da
yerini aldı.
Vergi kanunları da hayır işleri için kurulan bu
tüzel kişileri vergi dışında tutarken, bu
teşekküllere ait iktisadi işletmeler ise Kurumlar
Vergisi mükellefi olarak sayılıyor. Bu, dernek veya
vakıfların vergi mükellefi olmadığı; fakat bunlara
ait olup faaliyetleri devamlı bulunan ticari, sınai,
zirai ve benzer nitelikteki işletmelerin Kurumlar
Vergisi mükellefi olduğu manasına geliyor. Buna göre
ekonomik faaliyet ticari organizasyonu
gerektiriyorsa, bu faaliyet yılda (1 Ocak-31 Aralık
arası) birden fazla tekrar ettiriliyorsa veya her
yıl bir defa olmakla beraber müteakip yıllarda
periyodik olarak tekrarlanıyorsa bu faaliyet
devamlılık özelliğine sahip kabul edilecek ve bu
işleri yapan işletmeler dernek veya vakıf bünyesinde
de olsa Kurumlar Vergisi mükellefi olacak.
Mesela; aynı vergilendirme döneminde birden fazla
veya birden fazla vergilendirme döneminde bir kere
de olsa periyodik olarak, ticari bir organizasyon
çerçevesinde çay, yemek, tiyatro, kermes, konser
gibi faaliyetlerin düzenlenmesi ve bu faaliyetlerden
dolayı gelir elde edilmesi sebebiyle oluşacak olan
iktisadi işletme için Kurumlar Vergisi
mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekiyor. Dernek
veya vakıflara ait veya bağlı olarak faaliyet
gösteren ve tüzel kişiliği bulunan iktisadi
işletmelerce elde edilen kazançlar üzerinden tarh
edilecek Kurumlar Vergisi'nin muhatabı mezkur
iktisadi işletmelerdir. Ancak, bu işletmelerin ayrı
bir tüzel kişilikleri yoksa, tarhiyatın muhatabı
iktisadi işletmenin ait/bağlı olduğu dernek veya
vakıf olacak.
Geçen yıl yenilenen Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre
bu işletmelerin kazanç maksadı güdüp gütmemeleri,
faaliyetlerinin kanunla verilen görevler arasında
bulunup bulunmaması, tüzel kişiliği haiz olup
olmamaları, bağımsız muhasebelerinin mevcut olup
olmaması, kendilerine tahsis edilmiş sermaye veya
işyerlerinin bulunup bulunmaması gibi hususlar
vergilendirme açısından önem arz etmiyor. Bu
işletmeler tarafından satılan mal ve hizmet
bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması,
kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis
edilmesi de mükellefiyete mani değil. Diğer bir
ifadeyle dernek ve vakıflara ait veya bağlı olan
işletmeler ticari, sınai veya zirai nitelikte bir
işle iştigal ediyor ve satılan mal ve hizmetler
mukabili bir bedel alıyorlarsa (bağış adı altında da
olsa) her halükarda Kurumlar Vergisi mükellefi
olacaklar. Verilen mal ve hizmet mukabili bağış
olarak da alınıyorsa, mükellefiyetin tesisi ve vergi
hesaplanması gerekiyor. Ayrıca, derneklerin kamuya
faydalı derneklerden sayılması veya vakıflara
Bakanlar Kurulu'nca vergi muafiyeti tanınmış olması,
bunlara bağlı iktisadi işletmelerin
vergilendirilmesine engel teşkil etmiyor.
Dernek ve vakıflar topluma faydalı olmak maksadıyla
kurulmuş gönüllü müesseselerdir. Bu müesseselerin
faaliyetlerinde yer alan insanlar genelde gönüllülük
esasıyla hareket ediyor. Bu müesseselerin gelirleri
genel itibarla gayrimenkul gelirleri, iktisadi
işletme gelirleri, üye aidatları ve bağışlardan
oluşur. Dernek ve vakıflara gönül vermiş insanların
zaman zaman bu kurumlara gelir temin etmek
maksadıyla el emeği göz nuru ile hazırladıkları
dikiş, nakış, vb. eşyalar ile pasta, börek, tarhana,
erişte, mantı gibi yiyecekleri kermes adı altında
satmaları ve gelirini dernek veya vakfa
bağışlamalarına bu kadar katı kurallarla vergi
getirilmesini anlamak gerçekten çok zor. Sırf
yardımseverlik ve hayır duyguları ile dernek ve
vakıflara gelir elde etmek maksadıyla kermes
düzenleyen hayırseverlere bu vergi yükü reva
görülmemelidir. Bir an önce bu durumun incelenerek
özellikle kamuya faydalı olmak maksadıyla kurulan
derneklerin bu tür gelirlerinin vergi dışı
bırakılması için yeni düzenleme yapılması
gerektiğini düşünüyorum.
Bunun için kamu tarafından görülmesi gereken
hizmetleri gerçekleştiren dernek ve vakıfların yılda
birkaç kez düzenleyeceği kermes veya yemek verme
faaliyetinin devamlılık manasına gelmeyeceği kabul
edilebileceği gibi, bu tür dernek veya vakıfların
maksatlarını gerçekleştirmek için kullanacakları
gelirler de vergi dışı bırakılabilir.
Kermesteki 100
YTL'lik kazancın 32'si vergiye tabi
Dernek ve vakıflara ait işletmelerin; defter
onaylatması, fatura bastırması ve hasılatlarını bu
belgelerle tevsik etmesi, kâr elde etmeseler bile
vergi dairesine KDV, geçici vergi, Kurumlar Vergisi
ve muhtasar beyannamesi vermesi gerekiyor. Ayrıca
hasılatları üzerinden KDV, elde ettikleri kâr
üzerinden yüzde 20 Kurumlar Vergisi ödeyecekler.
Vergi hesaplanıp geriye kalan kazancın derneğe
aktarılması halinde de yüzde 15 vergi kesintisi
yapılması gerekiyor. Mesela kermeste 100 YTL kazanç
elde eden derneğe bağlı bir işletme, önce yüzde
20'sini Kurumlar Vergisi olarak devlete ödeyecek,
geriye kalan 80 YTL'yi derneğe aktarmak isterse
yüzde 15 Kurumlar Vergisi stopajı yapması gerekecek.
Böylece 20 YTL Kurumlar Vergisi + 12 YTL stopaj = 32
YTL vergi yükü düşüyor.
Ahmet YAVUZ
Zaman / 25.06.2007
MuhasebeNet.Net |
|