|
Kabahatler Kanunu (KabhK)
yürürlüğe gireli iki buçuk yıla yakın bir zaman
geçmiş olmasına rağmen, vergi idaresi Kabahatler
Kanunu'nu dikkate almaksızın vergi ziyaı ve
usulsüzlük cezaları kesmeye, vergi mahkemeleri ise
bu kanunu dikkate almaksızın kararlar vermeye devam
etmektedir. Yürütme ile yargı tarafından dikkate
alınması anayasal zorunluluk teşkil eden (Anayasa
md. 8, md.138, f.1) bir "kanun"un yok sayılması,
görmezlikten gelinmesi, çoğunlukla aynı zamanda
vergi mükellefi olan ceza sorumlularının durumdan
mağdur olmaya devam etmesi, "bilen"lerin ise tüm bu
olup bitenler karşısında susmaya devam etmesi, nasıl
açıklanabilir, nasıl gerekçelendirilebilir?
KabhK md.3, b.b, Kabahatler
Kanunu'nun -kanun yoluna ilişkin olanlar dışındaki-
genel hükümlerinin, idari para cezasını gerektiren
bütün fiiller hakkında uygulanmasını emretmektedir.
İdari nitelikli vergi suçları idari para cezası
yaptırımını gerektirdiğinden, KabhK md.3, b.b
gereğince bunlara da Kabahatler Kanunu'nun genel
hükümlerinin uygulanması zorunludur. KabhK md.2'ye
göre, kabahat, "kanunun, karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlık"tır. Bir yandan,
Vergi Usul Kanunu (VUK) md. 344 ve md. 341'de
düzenlenen vergi ziyaı ile md.351 vd.'da
düzenlenmekte olan usulsüzlükler, bir haksızlık,
başka bir deyişle "hukuka aykırılık" teşkil
ettiklerinden; diğer yandan, vergi ziyaı ile
usulsüzlük karşılığında uygulanmakta olan "para
cezası" (VUK md.344, md.352-mük.md.355), KabhK
md.16'ya göre bir "idari yaptırım" olduğundan, gerek
vergi ziyaı ve gerek usulsüzlük, "kanunun (VUK'nun),
karşılığında idari yaptırım (para cezası)
uygulanmasını öngördüğü haksızlıklar (hukuka
aykırılıklar)" olarak Kabahatler Kanunu anlamında
birer kabahattirler ve buna bağlı olarak Kabahatler
Kanunu'nun uygulama alanı içinde yer alırlar (KabhK
md.1 ve md.3, b.b).
Kaldı ki, "4.1.1961 ve 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan vergi
mahkemelerinin görevlerine ilişkin hükümler
saklıdır" şeklindeki KabhK ek md. 1'de, bu durumu
şüpheye yer bırakmayacak şekilde gözler önüne
sermektedir. Çünkü, eğer vergi kabahatleri bu Kanun
kapsamında olmasaydı, -KabhK md.3'teki 2006 tarihli
değişiklik öncesinde-, vergi kabahatleri ve
yaptırımları bakımından, KabhK md.27, f.1'de
öngörüldüğü şekilde sulh ceza mahkemelerinin değil,
vergi mahkemelerinin görevli olduklarına dair bir
istisna hükmü getirmeye gerek olmazdı. Zaten kanun
kapsamında olmayan bir kabahat türüne ilişkin olarak
ortaya çıkacak uyuşmazlıkların yargısal rejimine
ilişkin istisnai bir düzenleme konulmasına ihtiyaç
olmadığı açıktır. Vergi kabahat ve yaptırımları
Kabahatler Kanunu'nun genel hükümlerine tabi olduğu
içindir ki, yargısal sürece ilişkin genel hükümlerin
uygulanması özel bir düzenleme (KabhK ek md.1) ile
engellenmiştir.
Hemen belirtelim ki, "zaman
bakımından uygulama" kenar başlıklı KabhK md.5, f.1,
c.1'deki "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin
hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır"
şeklindeki düzenlemeden hareketle, KabhK md.3'ün,
Türk Ceza Kanunu (TCK) md. 5 çerçevesinde
uygulamanın yapılmaya başlanacağı 01.01.2009
tarihinden itibaren uygulanabileceği şeklindeki bir
görüşü de takip edebilmek mümkün değildir. Çünkü,
öncelikle, KabhK md.5, f.1, c.1 ile TCK'nın "zaman
bakımından uygulama"ya ilişkin 7. maddesine atıfta
bulunmakta olup, bu atfın KabhK md.3'ün uygulanma
(yürürlük) tarihiyle hiçbir ilişkisi yoktur. Bu atıf
çerçevesinde TCK md.7, f.2 ile bağlantılı olarak
ulaşılabilecek tek sonuç, Kabahatler Kanunu
öncesinde işlenen vergi kabahatleri bakımından lehte
oldukları sürece VUK hükümlerinin uygulanacağıdır
ki, bu sonucu zaten Anayasa md.38, f.1'in öngördüğü
kabul edilmektedir. Kaldı ki, KabhK md.5, f.1,
c.2'de, "Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen
idari yaptırımlara ilişkin kararların yerine
getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı
geçerlidir" denmek suretiyle (derhal uygulama
kuralı), yaptırımın uygulanması bakımından lehte
hüküm uygulamasına -Anayasa'ya aykırı şekilde-
Kabahatler Kanunu'nda yer verilmemiştir. Buna göre,
Kabahatler Kanunu öncesinde işlenmiş bir vergi
kabahati nedeniyle VUK'a göre verilen para cezası
uygulanmadan önce yürürlüğe giren yeni düzenleme
aleyhte olsa dahi, hemen uygulanmak zorundadır.
Başka bir deyişle, yaptırımlara ilişkin Kabahatler
Kanunu hükümleri, VUK'tan daha ağır düzenlemeler
öngörseler dahi, derhal uygulanacaklardır.
Diğer yandan, kanun koyucu,
KabhK md.3'ün yürürlüğe giriş tarihini TCK md.5'in
uygulanmaya başlanacağı tarihe bağlamayı arzu
etseydi, "yürürlük" kenar başlıklı KabhK md.44'te
"Bu Kanun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer"
şeklinde Kabahatler Kanunu'nun tüm hükümlerini
kapsayan bir düzenleme öngörmezdi. İsteğini açıkça
ortaya koyan farklı bir düzenleme getirirdi.
Dolayısıyla, KabhK md.3'ün 01.06.2005'ten itibaren
yürürlükte olduğu şüphesizdir ve uygulama da
-örneğin gümrük vergisi alanında işlenen vergi
kabahat ve yaptırımları bakımından- bu yöndedir.
Kabahatler Kanunu, VUK'taki
pek çok düzenlemeyi çoğunlukla ceza sorumlusunun
lehine düzenlemelerle ilga ettiği gibi, VUK'ta
düzenlenmemiş kimi konuları da ilk defa
düzenleyerek, vergi kabahat ve yaptırımları alanında
pek çok yenilik getirmiştir. Kendisine vergi cezası
kesilenler bakımından da büyük önem taşıyan
yeniliklerden bazılarını şu şekilde sıralamak
mümkündür:
1. Vergi kabahatleri ancak
kusurlu olarak işlenebilir, kusur sorumluluğu
esastır (KabhK md.9), dolayısıyla, vergi ziyaı ya da
usulsüzlük kabahatini kasten ya da taksirle
işlemediği sürece, kimseye ceza uygulanamaz;
2. Kabahat ihmali
davranışla da işlenebilir, ancak bunun için, belli
bir icrai davranışta bulunma konusunda hukuki
yükümlülüğün olması zorunludur (KabhK md.7);
3. Vergi kabahatinin
işlendiği zamanı tayinde netice değil, hareket esas
alınır (KabhK md.5, f.2);
4. Aksi kanunla
öngörülmediği sürece, vergi kabahatine teşebbüs
cezalandırılmaz (KabhK md.13);
5. Kural, kabahati işleyen
kimseye yaptırım uygulanmasıdır, dolayısıyla, organ,
temsilci ya da çalışan gerçek kişi tarafından
işlenen kabahat nedeniyle cezalandırılacak olan
kimse, kabahati işleyen kimsedir. Bu kimsenin yanı
sıra temsil olunan/yanında çalışılan tüzel kişi ya
da gerçek kişiye de yaptırım uygulanabilir (KabhK
md.8);
6. Vergi kabahatinin
işlenişine iştirak eden herkes, fail olarak
cezalandırılır (KabhK md.14, f.1);
7. Bir hareket ile birden
fazla kabahat işlenmesi halinde, sadece ağır olan
para cezası kesilir (KabhK md.15, f.1), dolayısıyla,
aynı hareket ile hem vergi ziyaı hem de özel
usulsüzlük kabahati işlendiğinde, iki ceza değil,
sadece ağır olan ceza kesilir;
8. Bir fiilin hem kabahat
hem de suç teşkil etmesi halinde ise kural olarak
sadece suçtan dolayı ceza uygulanabilir (KabhK
md.15, son fıkra), bu nedenle, kaçakçılığa yol açan
bir fiille vergi ziyaı kabahati işlendiğinde, artık
üç kat vergi ziyaı cezası uygulamak bir yana, vergi
ziyaı cezası uygulamak dahi mümkün değildir;
9. Dava açma hakkından
feragat etmeksizin, idari para cezasının kanun
yoluna başvurmadan önce ödenmesi halinde, cezada 1/4
indirim yapılacaktır (KabhK md.17, f.6);
10. Zamanaşımı süreleri,
işlenen kabahatin türünden bağımsız olarak yeniden
düzenlenmiştir. Buna göre, ceza kesme zamanaşımı
-hukuka aykırı hareketin işlenmesi veya neticenin
gerçekleşmesinden itibaren- nispi idari para
cezasını gerektiren kabahatlerde ise sekiz yıldır,
maktu idari para cezasını gerektiren kabahatlerde
ise cezanın miktarına bağlı olarak, üç ile beş yıl
arasında değişmektedir (KabhK md.20). Ceza tahsil
zamanaşımı ise -kararın kesinleşmesinden itibaren-
kesilen idari para cezasının miktarına bağlı olarak
üç ile yedi yıl arasında değişmektedir (KabhK
md.21);
11. Kişinin ekonomik
durumunun müsait olmaması halinde, idari para
cezasının, ilk taksitinin peşin ödenmesi koşuluyla,
bir yıl içinde ve dört eşit taksit halinde
ödenmesine karar verilebilir (KabhK md.17, f.3,
c.5).
Anayasa md.2 gereğince
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir ve
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre
hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun
olan, hukuksal güvenliği sağlayan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan devlettir. Gerek kanunları
uygulamakla ödevli vergi idaresi, gerekse vergi
idaresinin hukuki işlem ve eylemlerinin hukuka
uygunluğunu denetlemekle yükümlü vergi mahkemeleri,
uygulanması gereken bir kanunu görmezlikten
gelemezler.
İdari Yargılama Usulü
Kanunu (İYUK) md.20 gereğince, Danıştay ve vergi
mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her
çeşit incelemeyi kendiliklerinden yapmak
zorundadırlar (resen araştırma ilkesi). Vergi
yargısı, tarafların sadece hukuki talepleriyle bağlı
olup, bu talebin dayandığı hukuki
gerekçeyle/gerekçelerle bağlı değildir. Dolayısıyla,
Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınmaksızın
kesilen vergi cezalarına karşı yargı yoluna
başvurulduğunda, vergi mahkemelerinin -davada ileri
sürülmese dahi- buradaki hukuksuzluğu
kendiliklerinden dikkate alarak kesilen cezayı iptal
etmeleri gerekmektedir. Bunu yapmayan vergi
mahkemesi kararlarına karşı ise kanun yolları
açıktır (İYUK md.49, b.1-b ve md.51).
(1) 30.03.2005 t. ve 5326
SK (RG t.31.03.2005, S.25772 (mük.), Yürürlüğe giriş
t.: 01.06.2005 (KabhK md.44)
(2) KabhK md.16, f.1:
"Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari
yaptırımlar, idari para cezası ve idari
tedbirlerdir."
(3) Başaran YAVAŞLAR, İdari
Nitelikli Vergi Suç ve Cezaları, Vergi Dünyası
Dergisi, S.299 (Temmuz 2006), 116 vd. (136-137)
(4) Anayasa Mahkemesi'nin
iptal kararı (AYM t. 20.10.2005, E.201/3, K.2005/4,
www.anayasa.gov.tr) üzerine -06.12.2006 t. ve 5560
SK md.31 ile- yeniden düzenlenen KabhK md.3, b.a
gereğince, Kabahatler Kanunu'nun idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacaktır. Maddenin iptalden önceki eski hali
ise şu şekildeydi: "Bu kanunun genel hükümleri diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
(5) 06.12.2006 tarihli 5560
S.K. md.15 (RG t.19.12.2006, S.26381). Bu Kanun ile,
5326 SK'nın 3.,17.,20.,27. ve 28. maddeleri ile
geçici madde 1'i değiştirilmiştir.
(6) Tanal Mahmut, İKÜHF
tarafından 20-21 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul'da
düzenlenen İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, "İdari Ceza
Hukuku'nun Bir Alt Alanı Olarak Vergisel Kabahat ve
Yaptırımlar" başlıklı oturum, tartışmalar kısmı.
(7) TCK md.7: "İşlendiği
zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan
bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve
güvenlik tedbirleri uygulanamaz. İşlendikten sonra
yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir
fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında
güvenlik tedbirleri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya
güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni
neticeleri kendiliğinden kalkar.
Suçun işlendiği zaman
yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe
giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine
olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
Güvenlik tedbirleri
hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında
yürürlükte bulunan kanun uygulanır.
Geçici veya süreli
kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde
işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam
edilir."
(8) TCK md.7'deki diğer
fıkralar, buradaki tartışma konusuyla bağlantılı
değillerdir. Şöyle ki, KabhK yeni bir kabahati
öngörmediği ya da VUK'ta vergi kabahati olarak kabul
edilen bir hukuka aykırılığı kabahat saymaktan
vazgeçmediği için TCK md.7, f.1; vergi kabahatleri
karşılığında herhangi bir güvenlik tedbiri
uygulanması öngörülmediği için TCK md.7, f.3;
nihayet, VUK, geçici ya da süreli bir kanun
olmadığından TCK md.7, son fıkra konu dışında
kalmaktadır.
(9) Bkz. örn. Centel/Zafer/ÇAKMUT,
Türk Ceza Hukukuna Giriş, 4.B., İstanbul 2006, 45 vd.
(55-56)
(10) Ayrıntılı bilgi için
bkz. Başaran YAVAŞLAR, Vergi Dünyası Dergisi, S.299
(Temmuz 2006), 137 vd.
(11) Örn. bkz. Anayasa
Mahkemesi, t. 06.01.2005, E.2001/3, K.2005/4 (RG
t.20.10.2005, S.25972) ve t.06.07.1995, E.1994/80,
K.1995/27 (www.anayasa.gov.tr)
Doç. Dr. Funda BAŞARAN
YAVAŞLA
Marmara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi, Vergi Hukuku Anabilim Dalı
Dünya Gazetesi / 26.10.2007
|