|
Uyuşmazlık Mahkemesi
Kararları
(Toplam 25 Adet Karar)
(09.01.2006 Tarih ve 26048 No'lu Resmi Gazete)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2005/75
KARAR NO:
2005/89
KARAR TR
:14.11 2005
(Hukuk
Bölümü)
|
|
ÖZET :
İdari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için 506
sayılı Yasa’nın 80. maddesine göre düzenlenen ödeme emrine karşı
açılan davanın, anılan Yasa maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacılar : 1) Meptaş
Manisalı Evrensel Paz. ve Tic. A.Ş.
2) Metaş
İzmir Metalurji Fabrikası T.A.Ş.
3) E. A.
Vekili : Av. İ.İ.
Davalı : SSK Başkanlığı
Vekili : Av. M. E.
O L A
Y : Meptaş Manisalı
Evrensel Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi adına 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde yazılı işyeri kayıtlarının ibrazı
ile ilgili yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle anılan Kanunun
140. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiştir.
Adı geçen
şirket tarafından, idari para cezasına yapılan itirazın davalı idarece
reddi üzerine, Sivas Sulh Ceza Mahkemesi’ne iletilmek üzere Bornova
Sulh Ceza Mahkemesi’ne 29.1.2001 tarihinde verilen dilekçe ile söz
konusu cezaya itiraz edilmiştir.
Bilahare,
Sivas Sigorta İl Müdürlüğü’nce idari para cezası ile 31.8.2003
tarihine kadar hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla düzenlenen
ödeme emri, Meptaş Manisalı Evrensel
Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi’nin adresinde bulunamaması üzerine
şirket ortaklarına tebliğ edilmiştir.
Davacı
şirketler tarafından, Sivas İş Mahkemesi’nin E:2003/692 sayılı
dosyasında; davacı Ethem Alev tarafından,
Sivas İş Mahkemesi’nin E:2003/700 sayılı dosyasında, söz konusu ödeme
emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
SİVAS İŞ
MAHKEMESİ; 15.10.2003 gün ve E:2003/700; K:2003/644 sayı ile,
mahkemelerinin 2003/692 sayılı dava dosyasındaki davanın konusunun da
aynı idari para cezası ile ilgili olduğu, biri hakkında verilen
kararın diğerini de etkileyeceği anlaşıldığından, işbu davanın
2003/692 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar vermiş; daha sonra,
31.3.2004 gün ve E:2003/692; K: 2004/227 sayı ile, takiplerin yasal
dayanağının idari para cezası olup, idari para cezasına süresinde
itiraz üzerine kurum ünitesince 27.11.2000 tarih ve 2000/186-192
sayılı kararla itirazın reddine karar verildiği, komisyon ret
kararının tebliği üzerine davacıların süresinde Bornova Sulh Ceza
Mahkemesi kanalı ile Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda
bulunduğu, ancak, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5.3.2004 gün ve
2004/21 muhabere sayılı yazısına göre, söz konusu itiraz dilekçesinin
kaydının yapılmasına rağmen Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne
gönderildiğine dair posta kaydının bulunmadığı, sehven başka dosyalar
içine karışmış olabileceğinin bildirildiği, komisyon kararına
süresinde itirazda bulunulmakla birlikte, davacıların
ihtiyarı haricinde itiraz dilekçesinin merciine ulaşmadığı
anlaşıldığından, komisyon kararının, dolayısıyla idari para cezasının
kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği, böyle olunca, söz konusu dava
dilekçelerini komisyon kararının iptaline yönelik itiraz dilekçesi
mahiyetinde kabul etmek ve bu nedenle de idari yargı yeri görevli
olduğundan görevsizlik kararı vermek gerektiği, şirketin aynı
eyleminden dolayı tüzel kişiliğe haiz davacı şirket ile bunun üst
düzey yöneticileri için ayrı ayrı idari
para cezası tahakkuk ettirilmiş olup, aynı eylemden dolayı idari para
cezası tahakkuk ettirildiğinden bir kısım davacılar tarafından işbu
idari para cezasına itiraz halinde diğer sorumlular yönünden de idari
para cezasının kesinleşmediği sonucuna varıldığı, davaya bakmaya idari
yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ’nin
23.12.2004 gün ve E: 2004/5200; K: 2004/11800 sayılı kararıyla onanmak
suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı
şirketler vekili, aynı istekle bu kez, 24.2.2005 gününde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
SİVAS İDARE
MAHKEMESİ; 10.5.2005 gün ve E:2005/208 sayı ile, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19.
maddesi, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve
Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5.
maddesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi ve
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinden söz ederek,
dosyanın incelenmesinden, davanın, idari para cezasından kaynaklanan
kurum alacağının 6183 sayılı Yasa uyarınca ödeme emri gönderilmek
suretiyle tahsili yoluna gidilmesi üzerine Sivas İş Mahkemesi’nin
31.3. 2004 gün ve E: 2003/692; K:2004/227 sayılı kararıyla, tahakkuku
yapılan idari para cezasının henüz kesinleşmediğinden bahisle
uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girmesi nedeniyle davanın
görev yönünden reddedildiği ve anılan kararın Yargıtay 21. Hukuk
Dairesi’nce onanarak kesinleştiği, bunun üzerine bakılmakta olan
davanın açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, ödeme emrine karşı açılan
davanın, yürürlükteki mevzuata göre adli yargı yerinde görülmesi
gerektiği; bu itibarla, iş mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlığın
mahkemelerince esastan incelenerek sonuçlandırılmasına hukuken olanak
bulunmadığı, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 1.7.2004 gün ve
E:2004/36; K: 2004/44 sayılı kararının da niteliği itibariyle bu yönde
olduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr.
Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap
AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal
IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan
14/11/2005 günlü toplantısında;
l- İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri
arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
ll-
ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane
TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
-İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya
ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı
ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama ve
Ticaret Anonim Şirketi adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
140. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla
düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140.
maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı
reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler." yolundaki
üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225;
K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı
26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde
Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa'nın 51.
maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş
olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye tebliğ
edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren
onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı
süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi
durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini
durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80.
maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil
edilir" denilmiştir.
Ödeme emrinin ilgililere tebliğ tarihinde yürürlükte olan anılan
Yasa'nın 1.12.1993 gün ve 3917 sayılı Yasa ile değişik 80. maddesinin
dördüncü fıkrasında, “Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer
alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır”
denilmiş iken, 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci
fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer
alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı
öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak gecikme zammı
gösterilmiş;
yedinci fıkrasında ise, "Kurum
alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı
Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmüne
yer verilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ
edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren
onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya
aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği,
itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare
mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare
mahkemelerinin görevli oldukları; kurum alacaklarının tahsilinde ise
6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme
emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci
fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer
iş mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur.
Olayda, Sivas Sigorta Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasının
ödenmemesi karşısında, bu cezanın Kurum alacağına dönüşmesi üzerine
gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme
emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.
Her ne
kadar, Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama
ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından, idari para cezasına yapılan
itirazın davalı idarece reddi üzerine, 29.1.2001 tarihinde, 506 sayılı
Kanun’un 140. maddesinin o tarihte yürürlükte olan hükmüne göre Sivas
Sulh Ceza Mahkemesi’ne iletilmek üzere Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’ne
idari para cezası nedeniyle itiraz dilekçesi verilmiş ise de; İzmir 7.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5.3.2004 gün ve 2004/21 muhabere sayılı
yazısında, söz konusu itiraz dilekçesinin, havalesinin yapılmasına
rağmen Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğine dair posta
kaydının olmadığı, sehven başka dosyalar içine karışmış olabileceği
düşünülerek araştırma yapılmakla birlikte bulunamadığı bildirilmiştir.
Uyuşmazlık
konusu olayda, idari para cezasına ilişkin ödeme emri dava konusu
edildiğine göre, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde bu tür davalara
bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğunun açıkça belirtilmesi
karşısında, ödeme emrinin iptali istemine yönelik dava dilekçesinin,
idari para cezasına yapılan itirazın reddi yolundaki komisyon
kararının iptaline yönelik itiraz dilekçesi olarak kabulü suretiyle,
görevli yargı yerinin belirlenmesi yoluna gidilmesi mümkün değildir.
Bu durumda,
idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen
ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı
Yasa'nın 80. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile İş
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sivas
İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Sivas İş
Mahkemesi’nin 31.3.2004 gün ve E:2003/692; K:2004/227 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
---o---
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2005/60
KARAR NO:
2005/83
KARAR TR
: 14.11.2005
(Hukuk
Bölümü)
|
|
ÖZET :
Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en
üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılan davanın,
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği
hk. |
K A R A R
Davacı : C.E.
Davalı : SSK Başkanlığına izafeten
İzmir SSK Bölge Müdürlüğü
Vekili : Av. A. Ö. A.
O L A Y
: Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst
dereceden emekli edilmesi gerekirken alt dereceden emekli edildiği,
ayrıca altı aylık maaşının ödenmediği ileri sürülerek, en üst
dereceden emekli edilmesine ve altı aylık maaşının ödenmesine karar
verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır.
KARŞIYAKA
İŞ MAHKEMESİ; 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayı ile,
davanın, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacının en üst
dereceden emekli edilmesi talebine ilişkin olduğu, davacının son
celsedeki imzalı açıklaması ile bunu doğruladığı, ancak, bu tür
davaların Ankara İdare Mahkemesi’ne açılması gerektiği nedeniyle dava
konusu emeklilik işleminin idari bir işlem olduğu ve emeklilerin
dosyalarının Ankara’daki SSK Genel Müdürlüğü’nde bulunduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı,
Sosyal Sigortalar Kurumu’nca en üst dereceden emekli aylığı verilmesi
istemiyle, bu kez, 29.8.2003 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İZMİR 2.
İDARE MAHKEMESİ; 17.9.2003 gün ve E:2003/1090; K:2003/1050 sayı ile,
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca,
uyuşmazlığın anılan Kanunun uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle
davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 11.
DAİRESİ’nin 16.2.2005 gün ve E:2003/4509; K:2005/679 sayılı
kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr.
Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap
AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal
IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan
14/11/2005 günlü toplantısında;
l- İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun
olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-
ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane
TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya
ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı
ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst
dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılmıştır.
506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının, iş
kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık,
analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı
şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanması olduğu belirtilmiş; 60.
maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları
düzenlenmiş; 61. maddesinde, yaşlılık aylığının hesaplanması
koşullarına yer verilmiş; 134. maddesinde de, bu Kanun’un
uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya
bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiştir.
Uyuşmazlığın, davacıya bağlanan emekli aylığının 506 sayılı Kanun’a
göre hesaplanmasından kaynaklandığı anlaşıldığından, Yasanın yukarıda
belirtilen açık hükmü karşısında,
davanın
görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle, İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Karşıyaka
İş Mahkemesi’nce verilen 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2005/15
KARAR NO:
2005/56
KARAR TR
: 11.7.2005
(Hukuk
Bölümü)
|
ÖZET :İhale sonucu düzenlenen kira sözleşmesinin hükmen feshi ile
yapılan ödemelerin iadesi, ipoteğin kaldırılması ve yapılan
masrafların tazmini istemiyle açılan davanın, özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği
hk
|
K A R A R
Davacı : S.S. Ardeşen
Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkanlığı
Davalı : Maliye Bakanlığına izafeten
Ardeşen Malmüdürlüğü
O L A
Y : Ardeşen Malmüdürlüğünce
2886 sayılı Yasa’ya göre yapılan ihaleleri sonucunda:
1)
Ardeşen Balıkçı Barınağı 2. Kısım (Bakım,
onarım ve işletme hakkı), 10 yıl süre ile yıllık 2.500.000.000.-TL.
bedelle, sözleşme eki (genel 19, özel 20 madde) şartname hükümleri
çerçevesinde, 13.6.2003 tarihinde;
2)
Ardeşen Balıkçı Barınağı İçerisinde
Biriken 15.200 m³ Kum ve 22.800 m³ Kil, Balçık, Moloz vs. Malzeme
Olmak Üzere Toplam 38.000. m3 Malzemeler (Barınağın
temizlenmesi işi) 1 yıl süre ile 78.300.000.000.- TL bedelle ve üçer
aylık dönemler halinde peşin olarak ödenmek üzere, sözleşme eki (genel
19, özel 6 madde) şartname hükümleri çerçevesinde, 5.8.2003 tarihinde;
Ardeşen
İta Amiri (Kaymakam) ile S.S. Ardeşen
Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Temsilcileri arasında, kira
sözleşmeleri akdedilmiştir.
Yer
tesliminin yapıldığı 6.8.2003 tarihinden sonra, barınak içinde
biriken malzemelerin kiralanması karşılığı ilk taksitin
(19.575.000.000.- TL) yatırıldığının, ancak geri kalan kira bedelinin
(58.725.000.000.-TL) yatırılmadığının; kooperatife ait tekne ile
kiraya konu yer dışından izinsiz olarak kum çıkarıldığının Sahil
Güvenlik Komutanlığınca tespit edilerek tutanağa bağlanması üzerine
12.000.000.000.-TL. idari para cezası uygulandığının, bu suretle
sözleşme hükümlerine uyulmadığının saptandığı yolundaki Milli Emlak
Başkontrolörü raporu nedeniyle, Maliye
Bakanlığınca 6.7.2004 tarih ve 22930 sayı ile talimata bağlandığı
üzere;
a) Fesih
tarihine kadar birikmiş kira bedellerinin tahsili şartıyla, kira
sözleşmesinin feshedilmesi,
b) Bir
yıllık kira bedeli olan 78.300.000.000.- TL tazminat alınması,
c) Kesin
teminatın Hazineye gelir kaydedilmesi,
2.8.2004
gününde Kaymakamlık Oluru’na bağlanmış ve Ardeşen
Malmüdürlüğünün 4.8.2004 günlü yazısı ekinde,
adıgeçen kiracı Kooperatif Başkanlığına duyurulmuştur.
Davacı
Kooperatif Başkanlığınca, liman içinde temizleme yoluyla elde edilecek
malzemeler arasında ekonomiye dönüşebilecek kum rezervi bulunmadığının
Ulaştırma Bakanlığınca oluşturulan heyet tarafından net olarak
belirlenmesi üzerine sözkonusu barınağın
temizlenmesi için yapılan sözleşmenin feshedilmesi, ödenen ve
yatırılan paraların geri ödenmesi için yaptıkları uzlaşma teklifinin
Maliye Bakanlığınca kabul edilmeyerek konu hakkında Milli Emlak
Başkontolörüne inceleme yaptırıldığından
bahisle, Ardeşen liman içinin temizlenmesi
için yapılan 5.8.2003 tarihli kira sözleşmesinin feshine, sözleşme
gereği yatırılan kira taksiti ve tüm kira bedelinin KDV tutarı,
teminat ve rüsum bedelleri ile ruhsat harcı toplamı 43.659.540.000.-
TL.’nin yasal faiziyle birlikte iadesine,
teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına, taramada kullanılan
kum gemilerine yapılan masrafların tazminine karar verilmesi
istemiyle, 18.8.2004 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
ARDEŞEN
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.10.2004 gün ve E: 2004/164, K:2004/176 sayı
ile (kararda esas numarasının yılı 2003 yazılmış olup 2004 olarak
düzeltildi.), iptali istenen liman içi temizleme sözleşmesinin
incelenmesinden ve dosya kapsamından, dava konusu uyuşmazlığın davacı
ile davalı idare arasında idari sözleşmeden kaynaklandığının
anlaşıldığı, idari sözleşmelerden kaynaklanan davalara bakma görevinin
idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı
Kooperatif Başkanlığınca, aynı istekle, 20.12.2004 gününde idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
TRABZON
İDARE MAHKEMESİ; 23.12.2004 gün ve E: 2004/1473 sayı ile, olayda, 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan ihale
sonucunda, Hazineye ait olan Ardeşen
Balıkçı Barınağının içinde bulunduğu liman içinin temizlenmesi işine
ilişkin olarak Ardeşen Mal Müdürlüğü ile
davacı kooperatif arasında düzenlenmiş olan kira sözleşmesi yoluyla
Borçlar kanununda ifadesini bulan kiracı-kiralayan ilişkisinin
kurulduğu, bu sözleşmenin sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliğine
dayanan bir özel hukuk sözleşmesi olduğu, taraflar arasında kira
sözleşmesi ve eki şartname hükümlerinin uygulanması ve kira sözleşmesi
ve eki şartname hükümlerine uyulmamasından dolayı uyuşmazlık çıktığı
anlaşılmakla, karşılıklı olarak sözleşme ve şartnamede belirtilen
yükümlülüklerin yerine getirilmediğinden bahisle, sözleşmenin feshine,
ihale nedeniyle yatırılan paraların iadesi ve ipoteğin kaldırılmasına
ilişkin açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargıda
çözümlenmesinin gerektiği, ancak daha önce adli yargı yerince
görevsizlik kararı verildiği ve bunun kesinleştiğinden bahisle,
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19
maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay
TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut
ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 11.7.2005 günlü toplantısında;
I- İLK
İNCELEME : Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın
19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan;
-İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya
ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı
ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
kiracı tarafından, kiralayan idarece de şartlı olarak feshi öngörülen
kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yapılan ödemelerin
iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına ve yapılan
masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2886 sayılı
Yasa’nın 1. maddesinin birinci fıkrasında, genel bütçeye dahil
dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım,
satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi
ve taşıma işlerinin, bu Yasa’da yazılı hükümleri göre yürütüleceği
belirtilmiş; aynı Yasa’nın 4. maddesinde, İhale: bu Yasa’da yazılı
usul ve şartlarla, işin istekliler arasından seçilecek birisi üzerinde
bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin onayı ile tamamlanan
sözleşmeden önceki işlemler şeklinde tanımlanmış ve “İhalenin
sözleşmeye bağlanması” başlığını taşıyan 53. maddeden önce yer alan
hükümlerde, ihale aşaması düzenlenmiştir.
Yasa’nın 1.
maddesinde sayılan işlerle ilgili olarak yapılacak ihalelerde, idarede
kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması
zorunlu olup, bu Yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın
belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti ihale ilanı ve ihale kararı
alınması sürecinden geçilmesi
gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan,
re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği
ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin,idare hukuku ilkelerine
göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak ihalenin
kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi
olacağının tespiti için: yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm
ve koşullarının niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.
Hazineye
ait Balıkçı Barınağının kiracısı olan davacı Kooperatif ile Maliye
İdaresi arasında, ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine
göre yapılan ihale (pazarlık usulü) sonucunda akdedilen kira
sözleşmesi (barınaktaki malzemenin kiralanması) yoluyla, Borçlar
Kanunu’nun 248. maddesinde ifadesini bulan ve daha önce kurulmuş olan
kiracı- kiralayan ilişkisi kapsamındaki özel hukuk ilişkisinin
sürdürüldüğünde kuşkuya yer yoktur.
Sözleşmenin eki niteliğindeki Şartnamenin “Özel Şartlar” Bölümünün 4.
maddesinde, “Kiracının taahhüdünü sözleşme ve şartname hükümlerine
uygun olarak yerine getirmemesi halinde kira sözleşmesi feshedilerek
kesin teminatı irat kaydedilecek ve son bir yıl kira bedeli tazminat
olarak tahsil edilecektir.” kuralına yer verilmiştir.
Olayda,
ihalenin kesinleşmesi ve taraflar arasında kira sözleşmesinin
akdedilmesinden sonra, kiralayan idare tarafından, ilk taksiti
yatırılan kira bedelinin kalan kısmının ödenmemesi ve kira konusu
yerin dışında izinsiz kum çıkarılması nedeniyle hükümlerine uyulmayan
sözleşmenin feshinin ve teminatın irat kaydının öngörülmüş olmasına
karşılık, kiracı kooperatif tarafından, limanda kiralama konusu edilen
kum malzemenin ekonomik değerinin bulunmadığının saptandığı ileri
sürülerek sözleşmenin konusuz kaldığı nedeniyle feshi ile ödenen
paraların iadesi ve yapılan masrafların tahsiline hükmedilmesi
istemiyle, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durum
karşısında, konusunun ekonomik değeri bulunmadığı nedeniyle
kiracısının hükmen feshini istediği kira sözleşmesinden doğan davanın,
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği
açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü
ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ
: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon
İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile
Ardeşen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6.10.2004 gün ve E:2004/164,
K.2004/176 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.7.2005
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
------------o---------
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2004/136
KARAR NO:
2005/22
KARAR TR
:.4.4.2005
(Hukuk
Bölümü)
|
|
Özet
:Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketince,
hizmet kusuru esasına dayanılarak ve trafik zabıtasınca saptanan
kusur oranına göre zararın giderilmesi istemiyle sorumlulardan
idare aleyhine açılan tam yargı davasının İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlen-mesinin gerektiği
hk. |
K A R A R
Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi
Vekili : Av.N. B. D.
Davalı : TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili : Av.Y. B.
O L A
Y : Kırıkkale- Ankara arasında yer alan Irmak Kasabası
mevkiindeki kontrolsüz hemzemin geçiti
geçmekte olan kasko
sigortalı aracın manevra yapmakta olan lokomotif ile çarpışması
sonucunda meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasına ilişkin olarak
trafik zabıtasınca düzenlenen tespit tutanağında, TCDD işlemesi’nin
2/8 ve makinistin de 2/8 oranında kusurlu bulunması üzerine davacı
Sigorta Şirketince, sigortalı 06 RJ 588 plakalı aracın sahibine
ekspertiz raporu ile tespit edilen 6.900.000.000.-TL. ödemede
bulunulmuştur.
Davacı
Şirket vekilince, TCDD İşletmesi ile Makinist K.Ç.’ye hitaben yazılan
27.5.2003 günlü yazılar ile, sigortalıya ödenen
kasko hasar tazminatından kusurları oranında hesaplanan pay
başına 1.725.000.000 liranın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal
faiziyle birlikte 2.065.273.972.-TL olarak Türk Ticaret Kanununun
1301. maddesine göre sigortalıya halef olan şirketlerine ödenmesi
istenilmiş; bu istek davalı TCDD İşletmesince cevap verilmeyerek;
Makinist tarafından ise ödeme yapılmayacağı belirtilerek
reddedilmiştir.
Davacı
Şirket vekili, Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu
hükümlerine dayanarak, sigortalıya ödenen miktardan kusur oranına
isabet eden 3.450.000.000.-TL nin ödeme
tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı TCDD
İşletmesi ile makinistten müştereken ve
müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle 17.10.2003
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı TCDD
İşletmesi, mahkemenin birinci celsesinde, 233 sayılı
KHK’ye tabi bulunan İşletmeye karşı hizmet
kusuru nedeniyle açılan davanın idari yargı yerinde görülmesinin
gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 27.
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 7.7.2004 günlü
celsesinde E:2003/808 sayı ile, davalı idrenin
görev itirazı reddedilmiştir.
Davalı TCDD
İşletmesi vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulmuş; ancak Ankara
27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2004 günlü,E:2003/808 sayılı
celsesinde “başka bir mahkeme ile aramızda olumlu görev uyuşmazlığı
oluşmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu konudaki isteminin
reddine” karar verilmiş; davalı vekilinin 1.11.2004 günlü dilekçesi
üzerine anılan Mahkemenin 9.12.2004 günlü celsesinde 27.10.2004 günlü
ara kararından vazgeçilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması
istemine ilişkin dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b.
maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
muhtel olanlar tarafından açılacak tam
yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; TCDD
İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık işini,
tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle
yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürken kişilere verdiği
zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk
kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına
uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve
idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin
ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu ; davalı
idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi
yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini
istemine ilişkin bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari işlem ve
eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı
davalarına bakmakla görevli bulunan idari yargıya ait olduğundan
Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının
kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, davalılardan TCDD İşletmesi
yönünden idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup,
2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına
göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCISI : TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu
hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233
sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere
uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi
amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk
hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve
kamu kurumu niteliğine engel teşkil oluşturmadığı, Anayasa’nın 125/son
madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve
işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı
davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava
konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte
meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle ortada bir trafik
kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde; Karayolları Trafik
Kanununun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise, “Demiryolu
geçidi (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede
kesiştiği bariyerli ve
bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti
taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün
taşıtlardır; Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan
araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil
edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasanın 85, 90 ve 106.
maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında
maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında
Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı
uyarınca uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri
sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek hemzemin geçidin karayolunun
uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmediği ve
gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak
sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmadığı,
TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.04.1992 gün 92/T.29
sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, Demiryolunun karayolu, köy
yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol
sayılacağının, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu
yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin
kaldırılacağının, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy
yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş
üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği, hemzemin geçitte karayolu
taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet
kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve
çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay
Başsavcısının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer
ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve
Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan
4.4.2005 günlü toplantısında;
I- İLK
İNCELEME : : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı
Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare
vekilinin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari
yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat
ÖZGÜR’ün yazılı düşünceleri
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketinin, zararın
kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi isteminden ibaret
bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.
28.10.1984
tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti
Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün
“Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984
tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname hükümlerine tabi olarak sözkonusu
Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı
altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve
faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı
ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili
diğer hususları düzenlemektir...” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye”
başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD
İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip,
faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “Kamu
İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü
hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna
işaret edilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet
konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu
belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı
KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.
Buna göre,
TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel
kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı KHK.
ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak
kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla,
İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine
tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu
niteliğine engel teşkil etmemektedir.
Dava
dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince olayda davalı
İşletmenin ve personelinin kusurundan dolayı sorumlu olduğu ileri
sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davanın,
zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan doğduğu ve
bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu nedenine
dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın
125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve
işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı
davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Buna
göre tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesinin bu
hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle
açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak
yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu
hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre
yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında
bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri
görevlidir.
Buna
karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği
hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle
ortada bir trafik olayı bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85, 90 ve 106. maddeleri
hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında
çözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek
hemzemin geçitin karayolunun uzantısı
olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse
tren ya da diğer demiryolu araçlarının bu
Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması
karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmamaktadır.
Nitekim,
TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T.
29 sayılı kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun
karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde
demiryolu ana yol sayılır.
Bu
kesişmelerde yapılan yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt
ve üst geçit yapmak ve diğer emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür.
Demiryolu
trafik düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu
yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait
olursa olsun kaldırtılır.
Demiryolu
üstünde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki
araçlara göre geçiş üstünlüğü
vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun farklı bir hukuki statüye
tabi bulunduğu açıklanmaktadır.
Öte yandan,
399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesine (...) Dair KHK.’nin 11/a.
maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların her çeşit personeli,
görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı
ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olup, adli yargı yerinde TCDD personeli olan makinist
aleyhine de tazminat davası açıldığı dikkate alındığında; Anayasanın
129. maddesinin 5. bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu
görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan
tazminat davaları, kendilerine rücu
edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak,
ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı uyarınca, öncelikle TCDD
İşletmesi aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam yargı
davasının çözümlenmesi gerekeceği açıktır.
Diğer
yandan, davacı Sigorta Şirketi 6762 Türk Ticaret Kanununun 1301.
maddesinde yer alan “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra
hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer, sigorta ettiren kimsenin
vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak,
tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.” hükmü
uyarınca zarar görenin kanuni halefi (yasal ardılı) olduğundan,
incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı
davasıdır.
Bu nedenle,
uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını
kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu
bulunan idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen
alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketi
tarafından, hizmet kusuru esasına dayanılarak ve zararın kusur ve
sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi istemiyle açılan tam yargı
davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli olduğundan,
Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 27. Asliye Hukuk
Mahkemesinin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin
kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ
:Davanın çözümümde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle
Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 27. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2004 gün ve E:2003/808 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
---o---
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2004/96
KARAR NO:
2005/1
KARAR TR
:.7.2.2005
(Hukuk Bölümü)
|
|
ÖZET :
Kısmen kamulaştırma nedeniyle uğranılan ve yönetimin görevinde
olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın
giderilmesine yönelik olarak açılan davanın 2942 sayılı Yasanın
12. maddesi kapsamında olmayıp 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun
2/1-b. maddesinde yer alan tam yargı davası kapsamında, İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
Davacı : A. Y.
Vekili : Av. E. S.K.
Davalı : Karayolları Genel
Müdürlüğü
Vekili : Av. A. E.
O L A Y : Davacı vekili, Şanlıurfa
Merkez Kızlar Köyünde kain 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde
müvekkili tarafından hayvan besiciliği yapıldığını, taşınmazın bir
bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası nedeniyle
kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve
kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan
kalktığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata
yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde
adli yargı yerinde dava açmıştır.
ŞANLIURFA
1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50
sayı ile, olayda davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir
el atması ve dolayısıyla kamulaştırmasız el atma olgusunun
bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar sonunda plan ve projelere
uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların tazmininin idare
mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel
Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da
bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden
kaynaklandığı, buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası
niteliğinde olduğu, bu nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait
bulunduğu gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş,
anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi
istemiyle 29.5.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
GAZİANTEP
1. İDARE MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayı
ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmü uyarınca dava konusu
uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle
davayı görev yönünden reddetmiştir.
Bu karar
üzerine davacı vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle
26.12.2003 tarihli dilekçe ile Danıştaya
başvurulmuştur.
DANIŞTAY
10. DAİRESİ’nin 13.4.2004 günlü,
E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada olumsuz
görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını veren
mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin
belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas
kaydı kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine
gönderilmiş; GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024;
K:2003/1678 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay
TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr.
Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah
ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005
günlü toplantısında;
I- İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan
Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun
olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II- ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan;
İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan
taşınmazdan geri kalan kısım üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde
otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan
besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek bu
nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine ilişkindir.
2942 sayılı
Yasanın “kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri;
kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir
değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara
göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktar”
olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinden
kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen
değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde
belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline
eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c)
bendinde de: “Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde
de, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde
belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin
çıkarılmasıyla bulunan miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca
“kamulaştırma dışında kalan kısım imâr mevzuatına göre yararlanmaya
elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon,
su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden
kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel,
belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller
(b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde
gözönünde tutulmaz ...” hükmü yer
almaktadır.
Maddenin
son fıkrasında da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların
adli yargı yerinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır.
Dosyanın
incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen
12. maddesi kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği
anlaşıldığından anılan hükmün olaya uygulanmasına olanak
bulunmamaktadır.
Karayolları
Genel Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir
kamu kurumu olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri
arasında sayılmıştır.
Yönetimin
yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya
koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su
yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı
sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları muhtel olanlar tarafından
açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari
yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka müdahalede
bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı
veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak müdahalenin
men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete
tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal
içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Olayda,
yönetimce davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde
herhangi bir inşaat faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel
mülkiyete konu taşınmaza müdahalede bulunmasından
ya da kamulaştırmasız el atmasından söz etmek de olanaksızdır.
Bu durumda,
Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara
uğradığı yolundaki davacı savı gözönünde
bulundurularak, yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü
sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava
açıldığının kabulü gerekir.
Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre
yönetim, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak
ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl
edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü
bulunmaktadır.
Kamu
hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip
işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru
ya da başka bir nedenle yönetimin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde "idari dava türleri"
arasında sayılan "idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar
tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı
yerlerince yapılacağı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmektedir.
SONUÇ
:Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle
Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü, E:2002/1024;
K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.2.2005
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2005/12
KARAR NO:
2005/28
KARAR TR
:4.4.2005
(Hukuk
Bölümü)
|
|
ÖZET:
4077 sayılı Yasanın 16. maddesine aykırılık nedeniyle 25/8.
maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının iptali istemiyle
açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği
hk. |
K A R A
R
Davacı : Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık
A.Ş.
Vekilleri : Av. B. Ç.-Av. O. D.Davalı
Davalı
: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
OLAY : Davacı Şirkete ait Hürriyet Gazetesi’nin
22.7.2004 günlü sayısında yayınlanan ve Prof. Dr. Osman
Müftüoğlu tarafından kaleme alınan
“Kolesterol düşürücüler yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı köşe yazısı,
Reklam Kurulunun 12.8.2003 günlü, 95 sayılı toplantısında incelemeye
alınmış ve Şirkete durum bildirilmiştir.
Reklam
Kurulunun 11.5.2004 günlü, 104 sayılı kararıyla, söz konusu yazıda
bazı ilaçların örtülü reklamının yapıldığı, bunun 1262 sayılı
İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununun 13., bu Yasaya dayanılarak
çıkarılan “Beşeri İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım
Yönetmeliği”nin 7 ve 8. maddelerine, “Ticari Reklam ve İlanlara
İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik”in 5.
maddesinin (d) bendine ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanunun 16. maddesine aykırı bulunarak 4077 sayılı Yasanın 17 ve 25/8.
maddeler uyarınca idari para cezası ve durdurma cezası uygulanmasına
karar verilmiş, bu karar Bakanlığın 28.5.2004 günlü, 2004/113 sayılı
onayı ile uygun bulunarak 15.6.2004 günlü, 12565 sayılı “Ceza
Tebligatı” ile davacı şirkete, 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve
durdurma cezası verildiği, bu cezalara karşı bildirim tarihinden
itibaren en geç 7 gün içerisinde yetkili İdare Mahkemesine dava
açılabileceği bildirilmiştir.
Davacı
Şirket vekillerince, idari para cezası ve durdurma cezası verilmesine
ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır.
ANKARA 10.
İDARE MAHKEMESİ; 9.7.2004 günlü, E:2004/2376; K:2004/1450 sayı ile ,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinin 1.
fıkrasında her yönetsel işleme karşı ayrı ayrı
dava açılacağı, ancak aralarında maddi veya hukuksal yönden bağlılık
ya da neden- sonuç ilişkisi bulunan birden
fazla işleme karşı da bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmünün
bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, davanın, davacı şirkete
yayımladığı reklam nedeniyle 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca
35.000.000.000.-TL para cezası verilmesine ve reklamın durdurulmasına
ilişkin 28.5.2004 günlü, 113 sayılı işlemin iptali istemiyle
açıldığının anlaşıldığı, idari yargıda görülecek olan idari para
cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma işlemleri arasında
maddi ve hukuksal birlik ve neden-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek
dilekçe ile dava açılmasının olanaklı olmadığı gerekçesiyle 2577
sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca 5. maddeye uygun
bulunmayan dava dilekçesinin, kararın bildiriminden başlayarak 30 gün
içinde 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun biçimde ayrı
ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere
reddine karar vermiştir.
Davacı
şirket vekillerince, bu karar üzerine durdurma cezası verilmesine
ilişkin Reklam Kurulu kararının iptali istemiyle adli yargıda dava
açılmıştır.
ANKARA 2.
TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 13.9.2004 gün ve E:2004/1565, K:2004/537 sayı ile,
davanın idari yayın durdurma cezası işleminin iptali istemi olduğu,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdürlüğünce 4077 sayılı Yasanın 4822 sayılı Yasayla değişik 17 ve
25/8’inci maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezası verilmesine
karar verildiği, Reklam Kurulunun bu kararı Bakanlık Makamının
28.5.2004 tarih ve 2004/113 sayılı onayları ile uygun bulunarak davacı
şirkete 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası
verildiği, kararın iptali halinde asıl ceza ile birlikte ferilerinin
de ortadan kalkacağından şüphe olmadığı, maddi ve hukuki netice iç içe
olup birinin ortadan kaldırılmasının, diğerinin de ortadan kalkacağı
sonucunu doğuracağı, kaldı ki Bakanlık kararının yapılan reklamın
durdurulmasını değil düzeltilmesini içerdiği, ayrıca “durdurma”
düzeltme kararları ayrı ayrı verilse dahi
aynı fıkrada hükme bağlandığından ve birbirine bağlı eylemler
olduğundan idare mahkemesinin görevsizlik itirazının yerinde
görülmediği, 4077 sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden verilen para
cezalarına aynı Yasanın 26. maddesi gereğince yetkili idare
mahkemesinde itiraz edileceğinin hükme bağlandığı, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığının 113 nolu kararında ceza ile
eylemi “durdurma ve/veya düzeltme” birbirinden
ayırmanın mümkün olmadığı, bu nedenle davanın idari yargının
görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, anılan karar
temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer
ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL
ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla
yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve
süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde
ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
2247 sayılı
Yasanın 14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun
ileri sürülebilmesi için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden
en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin
veya kesinleşmiş olması gerekmekte ve bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, hukuk alanında ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilmektedir.
Dava
dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan
incelemeye göre, her ne kadar İdare Mahkemesince “görevsizlik kararı”
verilmemiş ise de, idari para cezası ile durdurma cezasının iptali
istemiyle açılan davada, durdurma cezasına ilişkin uyuşmazlığın
çözümünde adli yargının görevli olduğu belirtildikten sonra 2577
sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca her iki işleme karşı ayrı yargı
yerlerinde dava açılmak üzere dilekçenin reddi yolunda verilen kararın
durdurma cezası yönünden görevsizlik kararı niteliği taşıdığı, 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen “yargı merciinin kendini
görevsiz görmesi” koşulunun, olayda durdurma cezası yönünden her iki
yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından gerçekleştiği
gözönüne alınarak, adli ve idari yargı
yerleri arasında 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan;
- İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4077
sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırı olarak örtülü reklâm yapıldığı
nedeniyle aynı Yasa’nın 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca
durdurma cezası verilmesine ilişkin Bakanlıkça onaylanan Reklam Kurulu
kararının iptali isteminden ibarettir
Reklam
Kurulu, 4077 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve
ilânlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler
çerçevesinde ticari reklam ve ilânları incelemek ve inceleme sonucuna
göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve ilânları üç aya kadar
tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya
aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli
…” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca uygulanan
ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu
kuruluşudur.
Uyuşmazlığın esasını, idarenin organları eliyle uygulanan cezalarla
ilgili davalara adli ya da idari yargı
yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili
Yasa’nın getirdiği düzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev
alanının incelenmesi gerekmektedir.
23.2.1995
tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu
yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik
çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici,
çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve
tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu
konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik
etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla, bir yandan “satıcılar”
ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan ve uzmanlık
gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri”
nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan
Anayasanın 172. maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı
tedbirler almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini
teşvik etmek” şeklinde Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere
anılan Yasa’nın 25. maddesinde sayılan hükümlere aykırı eylemleri
saptanan “üretici- imalatçı” veya “ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı”
veya “kredi veren” veya “reklam veren” hakkında idarece “idari para
cezası”, “tedbiren durdurma”, “durdurma”
,“düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı
uygulanmasını olanaklı kılmıştır.
Bu
itibarlar, anılan yasa ile, bir mal veya hizmeti satım olan
tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını korumak ve
zararlarını tazmin etmek amacıyla tüketici veya tüketici örgütleri
veya bakanlık tarafından, mal veya hizmeti sunanlar (satıcı
vd.) aleyhine açılacak davaların 23.
maddede işaret edilen “Tüketici Mahkemeleri”nde çözümlenmesi
öngörülmek suretiyle, adli yargı düzeni içinde yer alan bu ihtisas
mahkemesinin görev alanı, aralarında “sözleşme serbestisi” esasına
dayalı özel hukuk ilişkisi bulunan taraflar arasındaki davalarla (25.
maddenin 7. fıkrasına göre, bakanlık tarafından, yayın kuruluşundan
durdurma isteğine rağmen aykırılığın devamı halinde, kampanyanın veya
kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulması talebiyle
bu kez Tüketici Mahkemesine başvurması hariç) sınırlı tutulmuş ve bu
mahkemelerde yapılacak yargılamaya ilişkin hükümlere de 24. ve 24/A.
maddelerinde yer verilmiştir.
Anılan
Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesinde ise
“6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca,
Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen her
bir sözleşme için 64,250,000.- lira para cezası uygulanır.
4 üncü
maddenin yedinci fıkrasında, 5 inci maddede, 6
ncı maddenin altıncı fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C
maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslarda, 7
nci maddenin beşinci fıkrasında 9 uncu
maddede, 9/A maddesinde, 19 uncu maddede, 10/A maddesinde, 11/A
maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 12131415 ve 27
nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere
aykırı hareket edenler hakkında 128,500,000.- lira para cezası
uygulanır.
7 inci
maddenin dördüncü ve altıncı fıkralarıyla 8 inci maddede belirtilen
yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında 321,250,000.- lira para
cezası uygulanır.
20 inci
maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilan olunan usul
ve esaslara aykırılığa 642,500,000.- lira para cezası uygulanır.
Aykırılık ülke düzeyinde yayın yapan radyo ve televizyonlarca
gerçekleştirilmişse cezanın on katı uygulanır.
18 inci
maddeye aykırı hareket eden üretici- imalatçı ve ithalatçı hakkında
1,285,000,000.- lira para cezası, satıcı-sağlayıcı hakkında ise bu
cezanın beşte biri uygulanır.
19 uncu
maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenler hakkında
2,570,000,000.- lira para cezası uygulanır.
|