Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

(Toplam 25 Adet Karar) (09.01.2006 Tarih ve 26048 No'lu Resmi Gazete)

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/75

KARAR  NO: 2005/89

KARAR  TR :14.11 2005

  (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : İdari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesine göre düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın, anılan Yasa maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K  A  R  A  R 

Davacılar                   : 1) Meptaş Manisalı Evrensel Paz. ve Tic. A.Ş.

                                    2) Metaş İzmir Metalurji Fabrikası T.A.Ş.

                                    3) E. A.                

Vekili                         : Av. İ.İ.

Davalı                        : SSK Başkanlığı

Vekili                         : Av. M. E. 

O L A Y                    : Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde yazılı işyeri kayıtlarının ibrazı ile ilgili yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle anılan Kanunun 140. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiştir.

Adı geçen şirket tarafından, idari para cezasına yapılan itirazın davalı idarece reddi üzerine, Sivas Sulh Ceza Mahkemesi’ne iletilmek üzere Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’ne 29.1.2001 tarihinde verilen dilekçe ile söz konusu cezaya itiraz edilmiştir.

Bilahare, Sivas Sigorta İl Müdürlüğü’nce idari para cezası ile 31.8.2003 tarihine kadar hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri, Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi’nin adresinde bulunamaması üzerine şirket ortaklarına tebliğ edilmiştir.

Davacı şirketler tarafından, Sivas İş Mahkemesi’nin E:2003/692 sayılı dosyasında; davacı Ethem Alev tarafından, Sivas İş Mahkemesi’nin E:2003/700 sayılı dosyasında, söz konusu ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

SİVAS İŞ MAHKEMESİ; 15.10.2003 gün ve E:2003/700; K:2003/644 sayı ile,  mahkemelerinin 2003/692 sayılı dava dosyasındaki davanın konusunun da aynı idari para cezası ile ilgili olduğu, biri hakkında verilen kararın diğerini de etkileyeceği anlaşıldığından, işbu davanın 2003/692 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar vermiş; daha sonra, 31.3.2004 gün ve E:2003/692; K: 2004/227 sayı ile, takiplerin yasal dayanağının idari para cezası olup, idari para cezasına süresinde itiraz üzerine kurum ünitesince 27.11.2000 tarih ve 2000/186-192 sayılı kararla itirazın reddine karar verildiği, komisyon ret kararının tebliği üzerine davacıların süresinde Bornova Sulh Ceza Mahkemesi kanalı ile Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunduğu, ancak, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5.3.2004 gün ve 2004/21 muhabere sayılı yazısına göre, söz konusu itiraz dilekçesinin kaydının yapılmasına rağmen Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğine dair posta kaydının bulunmadığı, sehven başka dosyalar içine karışmış olabileceğinin bildirildiği, komisyon kararına   süresinde    itirazda   bulunulmakla   birlikte,  davacıların   ihtiyarı   haricinde    itiraz  dilekçesinin  merciine ulaşmadığı anlaşıldığından, komisyon kararının, dolayısıyla idari para cezasının kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği, böyle olunca, söz konusu dava dilekçelerini komisyon kararının iptaline yönelik itiraz dilekçesi mahiyetinde kabul etmek ve bu nedenle de idari yargı yeri görevli olduğundan görevsizlik kararı vermek gerektiği, şirketin aynı eyleminden dolayı tüzel kişiliğe haiz davacı şirket ile bunun üst düzey yöneticileri için ayrı ayrı idari para cezası tahakkuk ettirilmiş olup, aynı eylemden dolayı idari para cezası tahakkuk ettirildiğinden bir kısım davacılar tarafından işbu idari para cezasına itiraz halinde diğer sorumlular yönünden de idari para cezasının kesinleşmediği sonucuna varıldığı, davaya bakmaya idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ’nin 23.12.2004 gün ve E: 2004/5200; K: 2004/11800 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı şirketler vekili, aynı istekle bu kez, 24.2.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ; 10.5.2005 gün ve E:2005/208 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve  Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5. maddesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinden söz ederek, dosyanın incelenmesinden, davanın, idari para cezasından kaynaklanan kurum alacağının 6183 sayılı Yasa uyarınca ödeme emri gönderilmek suretiyle tahsili yoluna gidilmesi üzerine Sivas İş Mahkemesi’nin 31.3. 2004 gün ve E: 2003/692; K:2004/227 sayılı kararıyla, tahakkuku yapılan idari para cezasının henüz kesinleşmediğinden bahisle uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girmesi nedeniyle davanın görev yönünden reddedildiği ve anılan kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nce onanarak kesinleştiği, bunun üzerine bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, ödeme emrine karşı açılan davanın, yürürlükteki mevzuata göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği; bu itibarla, iş mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlığın mahkemelerince esastan incelenerek sonuçlandırılmasına hukuken olanak bulunmadığı, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 1.7.2004 gün ve E:2004/36; K: 2004/44 sayılı kararının da niteliği itibariyle bu yönde olduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler." yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir" denilmiştir.

Ödeme emrinin ilgililere tebliğ tarihinde yürürlükte olan anılan Yasa'nın 1.12.1993 gün ve 3917 sayılı Yasa ile değişik 80. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır” denilmiş iken, 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak gecikme zammı gösterilmiş; yedinci fıkrasında ise, "Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları; kurum alacaklarının tahsilinde ise 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur.

Olayda, Sivas Sigorta Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasının ödenmemesi karşısında, bu cezanın Kurum alacağına dönüşmesi üzerine gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar, Meptaş Manisalı Evrensel Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından, idari para cezasına yapılan itirazın davalı idarece reddi üzerine, 29.1.2001 tarihinde, 506 sayılı Kanun’un 140. maddesinin  o tarihte yürürlükte olan hükmüne göre Sivas Sulh Ceza Mahkemesi’ne iletilmek üzere Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’ne idari para cezası nedeniyle itiraz dilekçesi verilmiş ise de; İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5.3.2004 gün ve 2004/21 muhabere sayılı yazısında, söz konusu itiraz dilekçesinin, havalesinin yapılmasına rağmen Sivas Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğine dair posta kaydının olmadığı, sehven başka dosyalar içine karışmış olabileceği düşünülerek araştırma yapılmakla birlikte bulunamadığı bildirilmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda, idari para cezasına ilişkin ödeme emri dava konusu edildiğine göre, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde bu tür davalara bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğunun açıkça belirtilmesi karşısında, ödeme emrinin iptali istemine yönelik dava dilekçesinin, idari para cezasına yapılan itirazın reddi yolundaki komisyon kararının iptaline yönelik itiraz dilekçesi olarak kabulü suretiyle, görevli yargı yerinin belirlenmesi yoluna gidilmesi mümkün değildir.

Bu durumda, idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa'nın 80. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 

SONUÇ   : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Sivas İş Mahkemesi’nin 31.3.2004 gün ve E:2003/692; K:2004/227 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

---o---

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/60

KARAR  NO: 2005/83

KARAR  TR : 14.11.2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 K  A  R  A  R 

Davacı                       : C.E.

Davalı                        : SSK Başkanlığına izafeten

                                    İzmir SSK Bölge Müdürlüğü

Vekili                         : Av. A. Ö. A. 

O  L  A  Y  : Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli edilmesi gerekirken alt dereceden emekli edildiği, ayrıca altı aylık maaşının ödenmediği ileri sürülerek, en üst dereceden emekli edilmesine ve altı aylık maaşının ödenmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır.

KARŞIYAKA İŞ MAHKEMESİ; 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayı ile, davanın, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacının en üst dereceden emekli edilmesi talebine ilişkin olduğu, davacının son celsedeki imzalı açıklaması ile bunu doğruladığı, ancak, bu tür davaların Ankara İdare Mahkemesi’ne açılması gerektiği nedeniyle dava konusu emeklilik işleminin idari bir işlem olduğu ve emeklilerin dosyalarının Ankara’daki SSK Genel Müdürlüğü’nde bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,  temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu’nca en üst dereceden emekli aylığı verilmesi istemiyle, bu kez, 29.8.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ; 17.9.2003 gün ve E:2003/1090; K:2003/1050 sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca, uyuşmazlığın anılan Kanunun uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 11. DAİRESİ’nin 16.2.2005 gün ve E:2003/4509; K:2005/679 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten  sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 

Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının, iş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanması olduğu belirtilmiş; 60. maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları düzenlenmiş; 61. maddesinde, yaşlılık aylığının hesaplanması koşullarına yer verilmiş; 134. maddesinde de, bu Kanun’un uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiştir.

Uyuşmazlığın, davacıya bağlanan emekli aylığının 506 sayılı Kanun’a göre hesaplanmasından kaynaklandığı anlaşıldığından, Yasanın yukarıda belirtilen açık hükmü karşısında, davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ:  Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Karşıyaka İş Mahkemesi’nce verilen 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS     NO: 2005/15

KARAR  NO: 2005/56

KARAR  TR : 11.7.2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :İhale sonucu düzenlenen kira sözleşmesinin hükmen feshi ile yapılan ödemelerin iadesi, ipoteğin kaldırılması ve yapılan masrafların tazmini istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K  A  R  A  R  

   Davacı                    : S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkanlığı

   Davalı                     : Maliye Bakanlığına izafeten Ardeşen Malmüdürlüğü  

   O  L  A  Y              : Ardeşen Malmüdürlüğünce 2886 sayılı Yasa’ya göre yapılan ihaleleri sonucunda:

1) Ardeşen Balıkçı Barınağı 2. Kısım (Bakım, onarım ve işletme hakkı), 10 yıl süre ile yıllık 2.500.000.000.-TL. bedelle, sözleşme eki (genel 19, özel 20 madde) şartname hükümleri çerçevesinde, 13.6.2003 tarihinde;

2) Ardeşen Balıkçı Barınağı İçerisinde Biriken 15.200 m³ Kum ve 22.800 m³ Kil, Balçık, Moloz vs. Malzeme Olmak Üzere Toplam 38.000. m3 Malzemeler (Barınağın temizlenmesi işi) 1 yıl süre ile 78.300.000.000.- TL bedelle ve üçer aylık dönemler halinde peşin olarak ödenmek üzere, sözleşme eki (genel 19, özel 6 madde) şartname hükümleri çerçevesinde, 5.8.2003 tarihinde;

Ardeşen İta Amiri (Kaymakam) ile S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Temsilcileri arasında, kira sözleşmeleri akdedilmiştir.

Yer tesliminin  yapıldığı 6.8.2003 tarihinden sonra, barınak içinde biriken malzemelerin kiralanması karşılığı ilk taksitin (19.575.000.000.- TL) yatırıldığının, ancak geri kalan kira bedelinin (58.725.000.000.-TL) yatırılmadığının; kooperatife ait tekne ile kiraya konu yer dışından izinsiz olarak kum çıkarıldığının Sahil Güvenlik Komutanlığınca tespit edilerek tutanağa bağlanması üzerine 12.000.000.000.-TL. idari para cezası uygulandığının, bu suretle sözleşme hükümlerine uyulmadığının saptandığı yolundaki Milli Emlak Başkontrolörü raporu nedeniyle, Maliye Bakanlığınca 6.7.2004 tarih ve 22930 sayı ile talimata bağlandığı üzere;

a) Fesih tarihine kadar birikmiş kira bedellerinin tahsili şartıyla, kira sözleşmesinin feshedilmesi,

b) Bir yıllık kira bedeli olan 78.300.000.000.- TL tazminat alınması,

c) Kesin teminatın Hazineye gelir kaydedilmesi,

2.8.2004 gününde Kaymakamlık Oluru’na bağlanmış ve Ardeşen Malmüdürlüğünün 4.8.2004 günlü yazısı ekinde, adıgeçen kiracı Kooperatif Başkanlığına duyurulmuştur.

Davacı  Kooperatif Başkanlığınca, liman içinde temizleme yoluyla elde edilecek malzemeler arasında ekonomiye dönüşebilecek kum rezervi bulunmadığının Ulaştırma Bakanlığınca oluşturulan heyet tarafından net olarak belirlenmesi üzerine sözkonusu barınağın temizlenmesi için yapılan sözleşmenin feshedilmesi, ödenen ve yatırılan paraların geri ödenmesi için yaptıkları uzlaşma teklifinin Maliye Bakanlığınca kabul edilmeyerek konu hakkında Milli Emlak Başkontolörüne inceleme yaptırıldığından bahisle, Ardeşen liman içinin temizlenmesi için yapılan 5.8.2003 tarihli kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yatırılan kira taksiti ve tüm kira bedelinin KDV tutarı, teminat ve rüsum bedelleri ile ruhsat harcı toplamı 43.659.540.000.- TL.’nin yasal faiziyle  birlikte iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına, taramada kullanılan kum gemilerine yapılan masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle, 18.8.2004 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

ARDEŞEN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.10.2004 gün ve E: 2004/164, K:2004/176 sayı ile (kararda esas numarasının yılı 2003 yazılmış olup 2004 olarak düzeltildi.), iptali istenen liman içi temizleme sözleşmesinin incelenmesinden ve dosya kapsamından, dava konusu uyuşmazlığın davacı ile davalı idare arasında idari sözleşmeden kaynaklandığının anlaşıldığı, idari sözleşmelerden kaynaklanan davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Kooperatif Başkanlığınca, aynı istekle, 20.12.2004 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 23.12.2004 gün ve E: 2004/1473 sayı ile, olayda, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan ihale sonucunda, Hazineye ait olan Ardeşen Balıkçı Barınağının içinde bulunduğu liman içinin temizlenmesi işine ilişkin olarak Ardeşen Mal Müdürlüğü ile davacı kooperatif arasında düzenlenmiş olan kira sözleşmesi yoluyla Borçlar kanununda ifadesini bulan kiracı-kiralayan ilişkisinin kurulduğu, bu sözleşmenin sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliğine dayanan bir özel hukuk sözleşmesi olduğu, taraflar arasında kira sözleşmesi ve eki şartname hükümlerinin uygulanması ve kira sözleşmesi ve eki şartname hükümlerine uyulmamasından dolayı uyuşmazlık çıktığı anlaşılmakla, karşılıklı olarak sözleşme ve şartnamede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmediğinden bahisle, sözleşmenin feshine, ihale nedeniyle yatırılan paraların iadesi ve ipoteğin kaldırılmasına ilişkin açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargıda çözümlenmesinin gerektiği, ancak daha önce adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve bunun kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19 maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.7.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  : Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu  ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun  davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

   Dava, kiracı tarafından, kiralayan idarece de şartlı olarak feshi öngörülen kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yapılan ödemelerin iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına ve yapılan masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2886 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin birinci fıkrasında, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin, bu Yasa’da yazılı hükümleri göre yürütüleceği belirtilmiş; aynı Yasa’nın 4. maddesinde, İhale: bu Yasa’da yazılı usul ve şartlarla, işin istekliler arasından seçilecek birisi üzerinde bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin onayı ile tamamlanan sözleşmeden önceki işlemler şeklinde tanımlanmış ve “İhalenin sözleşmeye bağlanması” başlığını taşıyan 53. maddeden önce yer alan hükümlerde, ihale aşaması düzenlenmiştir.

Yasa’nın 1. maddesinde sayılan işlerle ilgili olarak yapılacak ihalelerde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu Yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti ihale ilanı ve  ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin,idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve koşullarının niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

   Hazineye ait Balıkçı Barınağının kiracısı olan davacı Kooperatif  ile Maliye İdaresi arasında, ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yapılan ihale (pazarlık usulü) sonucunda akdedilen kira sözleşmesi (barınaktaki malzemenin kiralanması) yoluyla, Borçlar Kanunu’nun 248. maddesinde ifadesini bulan ve daha önce kurulmuş olan kiracı- kiralayan ilişkisi kapsamındaki özel hukuk ilişkisinin sürdürüldüğünde kuşkuya yer yoktur.

   Sözleşmenin eki niteliğindeki Şartnamenin “Özel Şartlar” Bölümünün 4. maddesinde, “Kiracının taahhüdünü sözleşme ve şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde kira sözleşmesi feshedilerek kesin teminatı irat kaydedilecek ve son bir yıl kira bedeli tazminat olarak tahsil edilecektir.” kuralına yer verilmiştir.

   Olayda, ihalenin kesinleşmesi ve taraflar arasında kira sözleşmesinin akdedilmesinden sonra, kiralayan idare tarafından, ilk taksiti yatırılan kira bedelinin kalan kısmının ödenmemesi ve kira konusu yerin dışında izinsiz kum çıkarılması nedeniyle hükümlerine uyulmayan sözleşmenin feshinin ve teminatın irat kaydının öngörülmüş olmasına karşılık, kiracı kooperatif tarafından, limanda kiralama konusu edilen kum malzemenin ekonomik değerinin bulunmadığının saptandığı ileri sürülerek sözleşmenin konusuz kaldığı nedeniyle feshi ile ödenen paraların iadesi ve yapılan masrafların tahsiline hükmedilmesi istemiyle, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

   Bu durum karşısında, konusunun ekonomik değeri bulunmadığı nedeniyle  kiracısının hükmen feshini istediği kira sözleşmesinden doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.

   Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.  

   SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ardeşen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6.10.2004 gün ve E:2004/164, K.2004/176 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.7.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

------------o---------

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2004/136

KARAR  NO: 2005/22

KARAR  TR :.4.4.2005

   (Hukuk Bölümü)

 

Özet   :Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketince, hizmet kusuru esasına dayanılarak ve trafik zabıtasınca saptanan kusur oranına göre zararın giderilmesi istemiyle sorumlulardan idare aleyhine açılan tam yargı davasının İDARİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

K  A  R  A  R  

   Davacı                    : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi

   Vekili                      : Av.N. B. D.

   Davalı                     : TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

   Vekili                      : Av.Y. B.

    O  L  A  Y              : Kırıkkale- Ankara arasında yer alan Irmak Kasabası mevkiindeki kontrolsüz hemzemin geçiti geçmekte olan kasko sigortalı aracın manevra yapmakta olan lokomotif ile çarpışması sonucunda meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasına ilişkin olarak trafik zabıtasınca düzenlenen tespit tutanağında, TCDD işlemesi’nin 2/8 ve makinistin de 2/8 oranında kusurlu bulunması üzerine davacı Sigorta Şirketince, sigortalı 06 RJ 588 plakalı aracın sahibine ekspertiz raporu ile tespit edilen 6.900.000.000.-TL. ödemede bulunulmuştur.

Davacı Şirket vekilince, TCDD İşletmesi ile Makinist K.Ç.’ye hitaben yazılan 27.5.2003 günlü yazılar ile, sigortalıya ödenen kasko hasar tazminatından kusurları oranında hesaplanan pay başına 1.725.000.000 liranın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte 2.065.273.972.-TL olarak Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesine göre sigortalıya halef olan şirketlerine ödenmesi istenilmiş; bu istek davalı TCDD İşletmesince cevap verilmeyerek; Makinist tarafından ise ödeme yapılmayacağı belirtilerek reddedilmiştir.

Davacı Şirket vekili, Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine dayanarak, sigortalıya ödenen miktardan kusur oranına isabet eden 3.450.000.000.-TL nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı TCDD İşletmesi ile makinistten müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle 17.10.2003 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı TCDD İşletmesi, mahkemenin birinci celsesinde, 233 sayılı KHK’ye tabi bulunan İşletmeye karşı hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 27. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 7.7.2004 günlü celsesinde E:2003/808 sayı ile, davalı idrenin görev itirazı reddedilmiştir.

Davalı TCDD İşletmesi  vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulmuş; ancak Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2004 günlü,E:2003/808 sayılı celsesinde “başka bir mahkeme ile aramızda olumlu görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu konudaki isteminin reddine” karar verilmiş; davalı vekilinin 1.11.2004 günlü dilekçesi üzerine anılan Mahkemenin 9.12.2004 günlü celsesinde 27.10.2004 günlü ara kararından vazgeçilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemine ilişkin dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus  olup  olmadığının  tayin  ve  tespitinin  idari  yargı  yerlerine  ait olduğu ;  davalı   idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkin bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli bulunan idari yargıya ait olduğundan Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, davalılardan TCDD İşletmesi yönünden idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil oluşturmadığı, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde; Karayolları Trafik Kanununun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise, “Demiryolu geçidi (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır; Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasanın 85, 90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmadığı, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.04.1992 gün 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol sayılacağının, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağının, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği, hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  : : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceleri doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları  düzenlemektir...” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı  KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

   Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince olayda davalı İşletmenin ve  personelinin kusurundan dolayı sorumlu olduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

   Buna göre tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85, 90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında çözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse tren ya da diğer demiryolu araçlarının bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmamaktadır.

Nitekim, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır.

Bu kesişmelerde yapılan yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür.

Demiryolu trafik düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait olursa olsun kaldırtılır.

Demiryolu üstünde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu açıklanmaktadır.

Öte yandan, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesine (...) Dair KHK.’nin 11/a. maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların her çeşit personeli, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olup, adli yargı yerinde TCDD personeli olan makinist aleyhine de tazminat davası açıldığı dikkate alındığında; Anayasanın 129. maddesinin 5. bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı uyarınca, öncelikle TCDD İşletmesi aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam yargı davasının çözümlenmesi gerekeceği açıktır.

Diğer yandan, davacı Sigorta Şirketi 6762 Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesinde yer alan “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer, sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.” hükmü uyarınca zarar görenin kanuni halefi (yasal ardılı) olduğundan, incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı davasıdır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketi tarafından, hizmet kusuru esasına dayanılarak ve zararın kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ  :Davanın çözümümde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2004 gün ve E:2003/808 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

---o---

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2004/96

KARAR  NO: 2005/1

KARAR  TR :.7.2.2005

               (Hukuk Bölümü)

 

 ÖZET : Kısmen kamulaştırma nedeniyle uğranılan ve yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında olmayıp   2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-b. maddesinde yer alan tam yargı davası kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE  çözümlenmesinin  gerektiği hk.  

                Davacı                    : A. Y.

                Vekili                      : Av. E. S.K.

                Davalı                     : Karayolları Genel Müdürlüğü

                Vekili                      : Av. A. E. 

                O  L  A  Y              : Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı, buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü,  E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir.

Bu karar üzerine davacı vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur.

 DANIŞTAY 10. DAİRESİ’nin 13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile  Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine ilişkindir.

2942 sayılı Yasanın “kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktar” olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de: “Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca “kamulaştırma dışında kalan kısım imâr mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller (b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz ...” hükmü yer almaktadır.

Maddenin son fıkrasında da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.

Karayolları Genel Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır.

Yönetimin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Olayda, yönetimce davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el atmasından söz etmek de olanaksızdır.

Bu durumda, Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü,  E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2005/12

KARAR  NO: 2005/28

KARAR  TR :4.4.2005

  (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 4077 sayılı Yasanın 16. maddesine aykırılık nedeniyle 25/8. maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K  A  R  A  R 

Davacı                       : Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.

Vekilleri                     : Av. B. Ç.-Av. O. D.Davalı                 

Davalı                        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

OLAY                       : Davacı Şirkete ait Hürriyet Gazetesi’nin 22.7.2004 günlü sayısında yayınlanan ve Prof. Dr. Osman Müftüoğlu tarafından kaleme alınan “Kolesterol düşürücüler yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı köşe yazısı, Reklam Kurulunun 12.8.2003 günlü, 95 sayılı toplantısında incelemeye alınmış ve Şirkete durum bildirilmiştir.

Reklam Kurulunun 11.5.2004 günlü, 104 sayılı kararıyla, söz konusu yazıda bazı ilaçların örtülü reklamının yapıldığı, bunun 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununun 13., bu Yasaya dayanılarak çıkarılan “Beşeri İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım Yönetmeliği”nin 7 ve 8. maddelerine, “Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik”in 5. maddesinin (d) bendine ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 16. maddesine aykırı bulunarak 4077 sayılı Yasanın 17 ve 25/8. maddeler uyarınca idari para cezası ve durdurma cezası uygulanmasına karar verilmiş, bu karar Bakanlığın 28.5.2004 günlü, 2004/113 sayılı onayı ile uygun bulunarak 15.6.2004 günlü, 12565 sayılı “Ceza Tebligatı” ile davacı şirkete, 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği, bu cezalara karşı bildirim tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde yetkili İdare Mahkemesine dava açılabileceği bildirilmiştir.

Davacı Şirket vekillerince, idari para cezası ve durdurma cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ; 9.7.2004 günlü, E:2004/2376; K:2004/1450 sayı ile , 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında her yönetsel işleme karşı ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında maddi veya hukuksal yönden bağlılık ya da neden- sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı da bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmünün bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, davanın, davacı şirkete yayımladığı reklam nedeniyle 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca 35.000.000.000.-TL para cezası verilmesine ve reklamın durdurulmasına ilişkin 28.5.2004 günlü, 113 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma işlemleri arasında maddi ve hukuksal birlik ve neden-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının olanaklı olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin, kararın bildiriminden başlayarak 30 gün içinde 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun biçimde ayrı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı şirket vekillerince, bu karar üzerine durdurma cezası verilmesine ilişkin Reklam Kurulu kararının iptali istemiyle adli yargıda dava açılmıştır.

ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 13.9.2004 gün ve E:2004/1565, K:2004/537 sayı ile, davanın idari yayın durdurma cezası işleminin iptali istemi olduğu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce 4077 sayılı Yasanın 4822 sayılı Yasayla değişik 17 ve 25/8’inci maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezası verilmesine karar verildiği, Reklam Kurulunun bu kararı Bakanlık Makamının 28.5.2004 tarih ve 2004/113 sayılı onayları ile uygun bulunarak davacı şirkete 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği, kararın iptali halinde asıl ceza ile birlikte ferilerinin de ortadan kalkacağından şüphe olmadığı, maddi ve hukuki netice iç içe olup birinin ortadan kaldırılmasının, diğerinin de ortadan kalkacağı sonucunu doğuracağı, kaldı ki Bakanlık kararının yapılan reklamın durdurulmasını değil düzeltilmesini içerdiği, ayrıca “durdurma” düzeltme kararları ayrı ayrı verilse dahi aynı fıkrada hükme bağlandığından ve birbirine bağlı eylemler olduğundan idare mahkemesinin görevsizlik itirazının yerinde görülmediği, 4077 sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden verilen para cezalarına aynı Yasanın 26. maddesi gereğince yetkili idare mahkemesinde itiraz edileceğinin hükme bağlandığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 113 nolu kararında ceza ile eylemi “durdurma ve/veya düzeltme” birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı, bu nedenle davanın idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,  Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında;

 

I-İLK İNCELEME  :  2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

2247 sayılı Yasanın 14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte ve bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk alanında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.                                    

Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, her ne kadar İdare Mahkemesince “görevsizlik kararı” verilmemiş ise de, idari para cezası ile durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davada, durdurma cezasına ilişkin uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu belirtildikten sonra 2577 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca her iki işleme karşı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere dilekçenin reddi yolunda verilen kararın durdurma cezası yönünden görevsizlik kararı niteliği taşıdığı,  2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen “yargı merciinin kendini görevsiz görmesi” koşulunun, olayda durdurma cezası yönünden her iki yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından gerçekleştiği gözönüne alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında  2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın  çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

- İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırı olarak örtülü reklâm  yapıldığı nedeniyle  aynı Yasa’nın 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca durdurma cezası verilmesine ilişkin Bakanlıkça onaylanan Reklam Kurulu kararının iptali isteminden ibarettir

Reklam Kurulu, 4077 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve ilânlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilânları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve ilânları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli …” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca uygulanan ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu kuruluşudur.

Uyuşmazlığın esasını, idarenin organları eliyle uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili Yasa’nın getirdiği  düzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev alanının incelenmesi gerekmektedir.

23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla, bir yandan “satıcılar” ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan ve uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri” nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan Anayasanın 172. maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek” şeklinde Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere anılan Yasa’nın 25. maddesinde sayılan hükümlere aykırı eylemleri saptanan “üretici- imalatçı” veya “ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı” veya “kredi veren” veya “reklam veren” hakkında idarece “idari para cezası”, “tedbiren durdurma”, “durdurma” ,“düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasını olanaklı kılmıştır.

Bu itibarlar, anılan yasa ile, bir mal veya hizmeti satım olan tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını korumak ve zararlarını tazmin etmek amacıyla tüketici veya tüketici örgütleri veya bakanlık tarafından, mal veya hizmeti sunanlar (satıcı vd.) aleyhine açılacak davaların 23. maddede işaret edilen “Tüketici Mahkemeleri”nde çözümlenmesi öngörülmek suretiyle, adli yargı düzeni içinde yer alan bu ihtisas mahkemesinin görev alanı, aralarında “sözleşme serbestisi” esasına dayalı özel hukuk ilişkisi bulunan taraflar arasındaki davalarla (25. maddenin 7. fıkrasına göre, bakanlık tarafından, yayın kuruluşundan durdurma isteğine rağmen aykırılığın devamı halinde, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulması talebiyle bu kez Tüketici Mahkemesine başvurması hariç) sınırlı tutulmuş ve bu mahkemelerde yapılacak yargılamaya ilişkin hükümlere de 24. ve 24/A. maddelerinde yer verilmiştir.

Anılan Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesinde ise “6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen her bir sözleşme için 64,250,000.- lira para cezası uygulanır.

4 üncü maddenin yedinci fıkrasında, 5 inci maddede, 6 ncı maddenin altıncı fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslarda, 7 nci maddenin beşinci fıkrasında 9 uncu maddede, 9/A maddesinde, 19 uncu maddede, 10/A maddesinde, 11/A maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 12131415 ve 27 nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında 128,500,000.- lira para cezası uygulanır.

7 inci maddenin dördüncü ve altıncı fıkralarıyla 8 inci maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında 321,250,000.- lira para cezası uygulanır.

20 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilan olunan usul ve esaslara aykırılığa 642,500,000.- lira para cezası uygulanır. Aykırılık ülke düzeyinde yayın yapan radyo ve televizyonlarca gerçekleştirilmişse cezanın on katı uygulanır.

18 inci maddeye aykırı hareket eden üretici- imalatçı ve ithalatçı hakkında 1,285,000,000.- lira para cezası, satıcı-sağlayıcı hakkında ise bu cezanın beşte biri uygulanır.

19 uncu maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenler hakkında 2,570,000,000.- lira para cezası uygulanır.