|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2002/157
Karar Sayısı : 2006/97
Karar Günü : 4.10.2006
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
Adana 1. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :
17.7.1964
günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun Ek 5. maddesinin birinci
fıkrasının 3395 sayılı Yasa ile
eklenen IV. bendinde yer alan
“Azotlu
gübre ve şeker
sanayiinde, ...”
ibaresinin, Anayasa’nın 10.
maddesine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
Davacının, çalıştığı işyerinin 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
Ek 5. maddesinin kapsamına
girdiğinden bahisle itibari hizmet
süresinden yararlandırılması
gerektiğinin tespitine karar
verilmesi istemiyle açtığı davada,
itiraz konusu kuralın Anayasaya
aykırılığı iddiasını ciddi bulan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçeye ilişkin
bölümü şöyledir:
“... 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun
bazı maddelerinin değiştirilmesine
ve bu Kanuna ek ve geçici maddeler
eklenmesine dair kanunun 13.
maddesinin çıkartılış amacı
Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar
Genel Müdürlüğünün maddeye ilişkin
gerekçesinde sosyal güvenlik
sistemlerinde itibari hizmet süresi
ve fiili hizmet zammı gibi
uygulamalara, vücudu yıpratıcı,
dolayısıyla çalışma gücünü ve hayat
süresini azaltıcı işyerlerinde
çeşitli tehlikelere açık olarak
çalışanlar için yer verilmektedir.
Buhar, is, duman, kurum, toz, koku,
asit, zehirli gaz, gürültü, sarsıntı
ve radyoaktif ışın gibi ağır ve
yıpratıcı çalışma şartlarına rağmen,
bu şartlara açık birçok kuruluşun
kurulması, çalıştırılması ve
faaliyetini sürdürmesi ekonomik,
kültürel, sosyal ve sağlık
yönlerinden topluma katkıları
sebebiyle zorunlu bulunmaktadır. Söz
konusu ağır ve yıpratıcı işlerde
fiziki, ruhi ve fizyolojik
bakımlardan insan sağlığını olumsuz
yönde etkileyen şartlar altında
çalışanların tümünün, 2098 sayılı
Kanunun ek 1. maddesinde unvan
sayılmak suretiyle sınırlı olarak
verilen itibari hizmet süresi
hakkından yararlandırılmaları,
“gerek Anayasamızın eşitlik ilkeleri
ve gerekse sosyal güvenliğin temel
prensiplerine uygun düşeceği için
zorunlu görülmektedir” olarak
açıklanmasına rağmen madde metninde
iş kolunda “Azotlu gübre ve şeker
sanayinde” denmek sureti ile
sınırlamaya gidilerek anayasanın
eşitlik ilkesine aykırılıkta
bulunduğu düşünülmüştür. Zira Azotlu
gübre ve şeker
sanayiinde çalışanların
çalışma şartlarının sağlıklarına
yaptığı olumsuz etki
gözönüne
alınarak onlara itibari hizmet
süresinden yararlanma imkanı
verirken, davamızda
sözkonusu
olduğu gibi Tekstil sektöründe
sağlık yönünden sakıncalı ortamlarda
çalışan işçilere
ya da
petrokimya
sanayii,
deri işleme sektörü, boya imalatı
sanayii
gibi benzeri, kimyasal maddelerin
kullanıldığı ve bu nedenle işçi
sağlığının olumsuz etkilendiği
sanayii
kollarında ve hatta dönemin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanının Meclis
Genel Kurulundaki madde metni
üzerindeki görüşmeler sırasında
belirttiği gibi kanunun hazırlanması
sırasında akla gelmeyen iş
kollarında çalışan işçilerin böyle
bir haktan yararlandırılmaması
açıkça Anayasanın eşitliğe ilişkin
10. maddesine aykırıdır. Esasen
teknolojideki sürekli değişmeler,
yeni üretim alanlarının ve
tekniklerinin gelişmesi, üretimlerde
yeni kimyasal maddeler kullanılmaya
başlanması sebebiyle belirli
sanayii
kollarının belirlenerek bu
sanayii
kollarında çalışanların itibari
hizmet süresinden yararlandırılıp
diğerlerinin yararlandırılmaması
halinde yürürlükteki kanun
maddesinin gelişen teknoloji ve
üretim teknikleri karşısında
ihtiyaca cevap veremeyecek hale
geleceği ve bu nedenle çalışanların
kanunlar önündeki eşitliğini
zedeleyeceği açıktır. Bu nedenle
maddelerin düzenlenmesinde bu
maddeden yararlanacak sigortalılar
belirlenirken herhangi bir
sanayii
kolu belirtilmeksizin yalnızca
fabrika, atölye, havuz ve depolarda,
trafo binalarında çalışanlar
denildikten sonra hizmetin
geçtiği
yerin nitelikleri belirtilerek
Anayasanın kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun bir uygulamaya
yönelik madde oluşturulabileceği
düşüncesi ile ilgili yasa maddesinin
Anayasa Mahkemesince incelenerek
madde metnindeki
“Azotlu gübre
ve şeker
sanayiinde”
ibaresinin iptal edilerek kanun
metninden çıkartılması yönünde karar
verilmesi tekdirlerinize arz
olunur.”
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun Ek 5.
maddesinin birinci fıkrasının 3395
sayılı yasa ile eklenen ve iptali
istenilen ibareyi de içeren IV
numaralı bendi şöyledir:
“506
sayılı Kanuna göre sigortalı
sayılanların, aşağıda sayılan
görevlerde geçen sigortalılık
sürelerine, bu sürelerin her tam
yılı için, hizalarında gösterilen
süreler, sigortalılık süresi olarak
eklenir.
|
Sigortalılar |
Hizmetin
geçtiği
yer |
Eklenecek süre |
|
I— … |
… |
… |
|
II— … |
… |
… |
|
III— … |
… |
… |
|
IV —
(Ek: 20/6/1987 - 3395/13
md.)
Azotlu
gübre ve şeker
sanayiinde,
fabrika, atölye, havuz ve
depolarda, trafo binalarında
çalışanlar.
|
1. Çelik, demir ve tunç
döküm,
2. Zehirli, boğucu, yakıcı,
öldürücü ve patlayıcı gaz,
asit, boya işleriyle gaz
maskesi ile çalışmayı
gerektiren işlerde,
3. Patlayıcı maddeler
yapılmasında,
4. Kaynak işlerinde
çalışanlarda. |
90 gün |
B - Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasanın 10.
maddesine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince, Mustafa BUMİN,
Haşim
KILIÇ, Yalçın ACARGÜN,
Sacit
ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Enis TUNGA ve Mehmet
ERTEN’in
katılmalarıyla 12.11.2002 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
kural, dayanılan Anayasa kuralı ve
bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü.
Başvuru
kararında, itiraz konusu Yasa kuralı
uyarınca “Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde”
çalışanların çalışma şartlarının
sağlıklarına yaptığı olumsuz etki
gözönüne
alınarak onlara itibari hizmet
süresinden yararlanma imkanı
verilmesine karşın, diğer kimi
sanayi kollarında sağlık yönünden
sakıncalı ortamlarda çalışan
işçilerin böyle bir haktan
yararlandırılmamasının açıkça
Anayasanın eşitliğe ilişkin 10.
maddesine aykırı olduğu, bu nedenle
“Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde”
ibaresinin iptaline karar verilmesi
gerektiği ileri sürülmüştür.
Hukukun
temel ilkeleri arasında yer alan
eşitlik ilkesine, Anayasa’nın 10.
maddesinde yer verilmiştir. Buna
göre, “yasa önünde eşitlik ilkesi”
hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin
amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,
ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle
aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Yasa önünde eşitlik, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya
da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasada öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz
konusu Yasa kuralı, Sosyal
Sigortalar Kanunu’na tabi
sigortalılardan, azotlu gübre ve
şeker
sanayiinde fabrika, atölye,
havuz ve depolarda, trafo
binalarında çalışan; ağır,
tehlikeli, sağlığa zararlı çalışma
koşulları altında işlerini görmekte
olan ve kanun metninde yaptıkları
işler belirtilen bir kısım
sigortalılara itibari hizmet
süresinden yararlanma olanağı
getirmektedir. Kanunun uygulamasında
itibari hizmet süresinden
yararlanılabilmesi için sigortalının
iki koşulu birlikte gerçekleştirmesi
aranmaktadır. Buna göre,
sigortalının azotlu gübre ve şeker
sanayiinde,
fabrika, atölye, havuz ve depolarda,
trafo binalarında çalışma koşulunu
yerine getirmesi birinci şarttır.
İkinci şart ise, sigortalının,
belirtilen bu işkollarında yer alan
ve Kanunda sayma suretiyle
belirtilmiş olan bir kısım ağır,
riskli, sağlığa zararlı işleri ifa
etmesidir.
İtiraz
konusu Yasa kuralının, ağır, riskli
ve sağlığa zararlı işlerde çalışan
kişilere itibari hizmet süresinden
yararlanma olanağı tanımak amacıyla
kabul edilmiş olduğu
anlaşılmaktadır. Oysa, bu
nitelikteki işlerin sadece azotlu
gübre ve şeker
sanayiinde bulunmadığı, diğer
pek çok sanayi dalında da bu
nitelikte işlerin görülmekte olduğu
açıktır. Bu durumda, itibari hizmet
süresinden yararlanabilecekler
belirlenirken yapılan işin
niteliğinin dikkate alınması,
böylece hangi iş kolunda çalışıyor
olursa olsun ağır, riskli ve sağlığa
zararlı işleri yapan bütün
sigortalıların bu olanaktan
yararlanmalarını sağlayacak bir
düzenlemeye gidilmesi Anayasada
öngörülen eşitlik ilkesinin
gereğidir.
İtibari
hizmet süresinden yararlanmayı
gerektiren olgu sanayi kolları
farklı da olsa belli ağır, riskli ve
sağlığa zararlı işlerin
yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri
yapan kişilerin aynı durumda
olmadıkları ileri sürülemez. Aynı
hukuksal durumda bulunanların farklı
kurallara tabi tutulması eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturacağından
itiraz konusu Yasa kuralı
Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer
veren 10. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
Serdar
ÖZGÜLDÜR ve Şevket APALAK bu görüşe
katılmamışlardır.
VI - SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal
Sigortalar Kanunu”nun Ek 5.
maddesinin birinci fıkrasının
20.6.1987 günlü, 3395 sayılı Yasa
ile eklenen IV numaralı bendinde yer
alan “Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde,
...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Serdar
ÖZGÜLDÜR ve Şevket
APALAK’ın
karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 4.10.2006 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
Mustafa YILDIRIM |
Üye
A.
Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT |
AZLIK OYU
İtiraz
konusu kural, yargı yerlerince
farklı yorumlanmış ve bu nedenle
iptal istemine konu olmuştur. Oysa
kuralın, 5434 sayılı Emekli Sandığı
Kanunu’nun ilgili maddesi de
gözetilerek yapılacak amaçsal
yorumu, azotlu gübre ve şeker
sanayii
ile fabrika, atölye gibi yerleri
ayrı ayrı
iş alanları olarak değerlendirmeye
olanaklıdır. Bu durumda Anayasal
ilkelerle bir çelişme öne
sürülmeyecek, kuralın yorumu
yargısal gelişmelere bırakılacaktır.
Ancak,
kararla ulaşılan sonuç eşitlik
ilkesinin irdelenmesini gerekli
kılmaktadır. Anayasa’nın 10.
maddesinde yer alan eşitlik ilkesi,
eylemli değil, hukuksal eşitliği
amaçlar. Başka bir anlatımla, aynı
durum ve konumda olan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemek eşitlik ilkesinin gereğidir.
Kuralda
ise, yasama organının değerlendirme
alanı içinde, iş kolu ve bu iş
kolunda yürütülen görev alanları
belirlenerek hukuksal durumun
çerçevesi çizilmiştir. Anayasal
eşitlik ilkesi bu hukuksal durum
içinde görülecek farklılıklarda söz
konusu olabilir. Başka iş kolunun
görev alanlarında çalışanlar ise
ayrı hukuksal konumun
süjeleridir.
Öte
yandan, fiili hizmet süreleri,
işyerlerinin tehlike dereceleri, o
günkü veriler ve
sosyo
ekonomik koşullar gözetilerek
belirlendiğinden; Anayasa
Mahkemesi’nce sonuç olarak daha önce
olumlu bulunan ve yıllardır uygulana
gelen bir ilkenin, yeni yasal
düzenlemenin 2007 yılından itibaren
geçerli olacağı bir zaman diliminde
eşitlik yönünden irdelenmesi,
gündeme getireceği olguların
özelliği ve denetimin sınırları
bakımından anayasal uygunluk
ilkesinin kapsamıyla tam bir örtüşme
de sağlamayacaktır.
Bu
nedenle karara karşıyım.
Üye
Şevket APALAK
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1 - 17.7.1964
günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun Ek 5. maddesinin birinci
fıkrasının 20.6.1987 günlü, 3395
sayılı Kanunla eklenen IV numaralı
bendinde yer alan “Azotlu
gübre ve şeker
sanayiinde”
ibaresi sayın çoğunlukça Anayasa’ya
aykırı görülerek iptal edilmiştir.
Aynı
kuralın iptali için evvelce yine
Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla
başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesi’nin
2.5.1989 gün ve E.1988/51, K.1989/18
sayılı kararı ile kural Anayasa’ya
aykırı görülmeyerek itirazın REDDİNE
karar verilmiştir.
Anılan kararın
gerekçesinde “…Anayasa Mahkemesi’nin
daha önceki kararlarında da
açıklandığı gibi, bir yasa hükmünün
Anayasa’ya aykırı olduğunun kabul
edilebilmesi için, bu hükmün
Anayasa’nın koyduğu esaslara aykırı
bir kural içermesi gerekir. Anayasa;
itiraz konusu maddede sözü edilen
sigortalıların ‘itibari hizmet
süresi’nden yararlanmalarını
engelleyen bir kurala yer
vermemiştir. Aksine, Anayasa’nın
öngördüğü ‘sosyal devlet’ ilkesi ve
bu ilkenin içerisinde yer alan
‘sosyal güvenlik’ kavramını, itibari
hizmet türünden kurumların kabulünü
zorunlu kılmaktadır… Anılan bent
hükümlerinde Milli Savunma
Bakanlığı’na bağlı işyerlerinde
çalışan sigortalıların yer almaması,
belli sigortalılara hak tanıyan ve
özü bakımından Anayasa’ya aykırı
bulunmayan hükmün iptalini
gerektirmez.
Kaldı ki,
diğer sigortalıların bu haktan
yararlanmaları doğrultusunda her
zaman yeni düzenlemeler yapılabilir.
Anayasa Mahkemesi’nden, ancak
Anayasa’ya aykırı olan bir yasa
hükmünün uygulama alanından
kaldırılmasını sağlamak için iptal
kararı istenebileceğine, özde
Anayasa’ya aykırı düşmeyen bir kural
uygulama alanının genişletilmesi
amacıyla iptal edilmeyeceğine
göre;
bir
kısım sigortalılara hak tanıyan
itiraz konusu hükmün, öteki
kesimlere de aynı hakkı tanıyan
tamamlayıcı yasama işlemleriyle
düzeltilmesi,
düzenleme
eksikliklerinin bu yöntemle
giderilmesi Anayasa’ya uygun ve
tutarlı bir tasarruf olacaktır.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu hüküm
Anayasa’ya aykırı görülmemiştir.
İtirazın reddi gerekir…” (AMKD,
Sayı:25, Ankara 2001, s.227-228)
denilmektedir.
Anılan
karara konu olayda da, itiraz
mahkemesi, itiraz konusu kuralın
kapsamının dar tutulması ve maddenin
kabul ettiği sistem sonucu Milli
Savunma Bakanlığı ve diğer iş
kollarının madde içerisinde yer
almamasının yasa önünde eşitlik
ilkesine aykırı düştüğü savında
bulunmuş; Anayasa Mahkemesi’nce,
ortada eşitliğe aykırı bir durum
görülmeyerek, yukarıdaki gerekçe ile
bu savlara
katılınmamış ve itirazın
reddi yoluna gidilmiştir.
Söz
konusu içtihadın değişmesini haklı
kılacak, eşitlik ilkesinin
uygulanmasını gerektirecek makul ve
doyurucu hukuki nedenlerin dava
konusu bakımından gerçekleşmediği
kanısında olduğundan, öncelikle
karara bu yönü itibariyle
katılamıyorum.
2 -
Anayasa’nın 153. maddesinin ikinci
fıkrası “Anayasa Mahkemesi bir kanun
veya kanun hükmünde kararnamenin
tamamını veya bir hükmünü iptal
ederken,
kanun koyucu
gibi hareketle, yeni bir uygulamaya
yol açacak biçimde hüküm tesis
edemez.”
hükmünü taşımaktadır. Anılan fıkraya
ilişkin
gerekçe
şu şekildedir:
a)… Öyle
haller vardır ki; bir hükmün iptali,
uygulanması kanunen gerekmeyen bir
başka hükmün uygulanmasını gerekli
kılabilir.
Örneğin:
Kanunla getirilen istisnalara
ilişkin kanun hükümlerinin iptali,
ana kuralın uygulanması sonucunu
doğurabilir. Halbuki kanun koyucu
böyle bir sonuç çıkmasını arzu
etmediği için istisnayı kabul etmiş
durumdadır. Bu istisna hükmünün
iptali milli iradeye ters
düşeceğinden,
eşitlik ilkesi
gibi temel ilkelere aykırı olmamak
koşulu ile
hüküm verirken
bu özelliklerin
gözönünde bulundurulması
zorunludur…”
Sözkonusu
Anayasa hükmü, öğretide pek çok
tartışmaya yol açmıştır. Burada
örnek teşkil etmek üzere, bu
görüşlerden birkaçına yer
verilecektir:
- “…
Anayasa yapıcının bu kuralla ‘ayrık
kuralın’ Anayasa’ya aykırı bulunarak
iptal edilmesi durumunu, ulusal
istence ters düşen bir olgu olarak
kabul ettiği anlaşılmaktadır…
Gerçekte, ana kuralı iptal edebilen
bir mahkemenin, ayrık hükmü iptal
edememesini anlamak güçtür. Ayrıca,
ayrık hükmün iptalinin ulusal
istence ters düştüğü yolundaki
görüş, Anayasal denetimi kabul eden
bir sistemle bağdaşmaz. Anayasa
Mahkemesi kural koymaz. Kural koymak
kuşkusuz yasamanın görevidir.
Mahkeme ana kural, ayrık kural gibi
bir ayırım yapmaz. Anayasal denetim
sonucunda Anayasa’ya aykırı bulduğu
kuralı iptal eder… Anayasa
Mahkemesi’nin her iptal kararı,
kuşkusuz, yeni bir hukuksal durum
doğurur ve yeni bir uygulamaya yol
açar. Bu durum kural koymaktan çok,
Anayasa’ya aykırılığı gidermek
anlamına gelir. Benzetme yerinde
olursa, bahçeyi ekmek ve
yeşillendirmek yasamanın, ısırgan
otlarını
ayırmak Anayasa Mahkemesi’nin
işidir… Dolayısıyla, iptal kararı
ulusal istence aykırılık oluşturmaz.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi de bu
kuralı bu biçimde anlamıştır…”
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa
Yargısı, Ankara 1997, s.235-237)
-
“…Aslında böyle bir hüküm gerek
Anayasa yargısı gerekçe idari yargı
açısından Anayasa’da bulunması
gereksizdir. Tıpkı bir savcıya
‘sakın gereksiz yere soruşturma
açma, gereksiz yere cezalandırma
ya da
beraat isteme’ anlamına gelir…
Anayasa’da mevcut olan bu düzenleme
mutlak ve kesin yorumlanırsa,
Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı
düşen hükümleri dışındaki kuralları
iptal etmemek gerekir. Bu nedenle,
böyle bir düzenlemenin mevcut
olması, Anayasa’ya uygunluk denetimi
için gereksiz bir uyarı ve yersiz
bir hatırlatmadan öteye bir ‘engel’
olamaz. Belki bir fren olarak fayda
doğuracağı düşünülmüştür; ama iptal
kararını önleyebilecek bir işlerliğe
sahip değildir…” (Burhan KUZU, 1982
Anayasanın Temel Nitelikleri ve
Getirdiği Yenilikler, İstanbul
1990,s.199-205)
- “…
Anayasa’nın 125. maddesine koşut
olan bu kural, yeni bir uygulamaya
yol açmak Mahkemenin görevi
ya da
emeli olmadığına göre, iptal kararı
verilmesini engellemek düşünülmüş
olamayacağından, açıkta, boşlukta
durduğu, yineleme, gereksiz söz
(haşiv) olduğu da
söylenemeyeceğinden bir uyarı (bir
sınır, bir kısıtlama amacı güdülse
de) olduğunu kabul zorunluluğu
açıktır. İptal kararı, dava,
inceleme-denetleme konusu kuralın
ortadan kalkmasını gerektirmektedir.
Böylece aykırılık giderilmekte,
yürürlükteki durumun yerine, iptal
edilen kuralın geçerli olmadığı yeni
bir biçim doğmaktadır. Kararın doğal
sonucu kendiliğinden ‘yeni
bir durum’dur.
Ama asla ‘yeni
bir kural’
değildir, ‘uygun
durum’dur.
Bu yeni durum, Anayasa Mahkemesi’ni
‘yasakoyucu’
kılmaz. Mahkeme, kararına bağlanarak
sıfat değiştiremez, kazanamaz…
Mahkemenin
yasakoyucu gibi davrandığını
yasal yönden saptamak olanağı
bulunmadığı gibi, iptal kararı yeni
bir kural, yeni bir uygulama, yeni
bir düzenleme değildir… Kısıtlamanın
amacı,
Yasakoyucunun istencinden
büsbütün ayrı, ama tümüyle ters bir
yeni kural ya
da metin biçiminde bir kararın
oluşmasını önlemektir… Anayasa
Mahkemesiyle ilgili kuralların
güçlük değil, kolaylık vermesi
gerekir. Yürütmeyi tümüyle elinde
bulunduran yönetimin daha çok
güçlendirilmesi yargının
zayıflatılmasıyla sağlanmamalıdır…”
(Yekta Güngör ÖZDEN, Anayasa
Mahkemesi Kanun Koyucu Gibi
Hareketle Yeni Bir Uygulamaya Yol
Açacak Biçimde Hüküm Tesis Edemez
Kuralına Nasıl Gelindi? Anayasa
Yargısı 2, Ankara 1986, s.73-81)
Anayasa
Mahkemesi’nin de konuya ilişkin bazı
kararlarında şu gerekçeyi ortaya
koyduğu görülmektedir:
“…her
iptal kararı yeni hukuksal bir
sonuca neden olur. Bu durum, Anayasa
Mahkemesi’nin kendisini
yasakoyucu
yerine koyduğu anlamına gelmez.
Yasama organı, iptal hükmüyle ortaya
çıkan hukuksal yapıyı uygun
bulunmazsa, kuşkusuz anayasal
sınırlar içinde, yeni kural
koyabilir ya
da yürürlükteki kurallarda değişik
yapabilir. Anayasa’nın 153. maddesi
ile yasaklanan,
yasakoyucu gibi davranarak
kural konulmasıdır. Anayasa
Mahkemesi, Anayasa’ya uygunluk
denetimi işlevini yerine getirirken
yasakoyucu
yerine geçerek
kural koyamaz ve yeni tür uygulamaya
yol açacak nitelikte karar veremez.
İptal kararının kaçınılmaz ve doğal
sonucu olan yeni durum, yeni
görünüm, yürürlükte kalan bölüme
göre ya
da yürürlükten kalkan kurala göre
uygulama gerekliliği, yerine
getirilmesi zorunlu bir işlemdir.
Afla salıverme arasındaki hukuksal
çizgiyi belirlemek, buna göre
gereğini kararlaştırmak
yasakoyucunun
yerine geçmek
değil, kendi yetki ve görevinin
gereğini yerine getirmektir… Anayasa
Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı
bulduğu kuralı
ya da bir aykırılık (istisna)
hükmünü iptal etmesinde Anayasa’ya
aykırı bir yön bulunmamaktadır…”
(Anayasa Mahkemesi’nin 19.7.1991
tarih ve E.1991/17, K.1991/23;
8.10.1991 tarih ve E.1991/34,
K.1991/34 sayılı kararları; AMKD,
Sayı:27, Cilt:2, s.483-484;
s.580-582)
Gerek
yukarıda bazılarına yer verilen
öğreti görüşleri, gerek Anayasa
Mahkemesi’nin işaret edilen
kararlarında temas edilen düşünce ve
değerlendirmelere büyük ölçüde
katılınmakla
beraber, ortada çözümü gereken
önemli bir “Anayasal Sorun”un
varlığı yadsınamaz. Anayasa’nın
hiçbir hükmünün, diğerlerine nazaran
üstünlük ya
da önem önceliği olmadığı hukuki
gerçeği karşısında; halen
yürürlüğünü sürdüren ve üstelik
gerekçesi de gayet açık bir Anayasa
hükmünün, (Md.153/2) hiç kimse
ya da
organ tarafından “lüzumsuz”,
“gereksiz”, “uyarıcı/hatırlatıcı
nitelikte”, “ihmal edilebilir”,
“dikkate alınmaması gerekir”,
“kimseyi bağlamaz”, “bir anlam ifade
etmez”, “etki ve yaptırım gücü yok”
vb. nitelemelere tâbi tutularak;
beğenilmeyerek
ya da görmezlikten gelinerek
uygulanmaması/değerlendirme dışı
bırakılması düşünülemez.
Anayasakoyucu
hiçbir Anayasa kuralını nedensiz ve
gereksiz olarak yürürlüğe
koymayacağı gibi, kimse tarafından
dikkate alınmayacak mahiyette bir
kural da öngörmez. Önemli olan,
yorum makamının o kuralın
ratio
legis’ini
(ruhunu) ortaya çıkarabilmesidir. Şu
halde, Anayasa Mahkemesi de,
Anayasa’nın 153/2. maddesinin
yorumunda, önüne gelen her somut
olayın özelliğine göre, bu maddeye
anlam ve içerik kazandırmalı, hangi
iptal kararının “kanun koyucu gibi
hareketle, yeni bir uygulamaya yol
açacak biçimde” hükme sebebiyet
vereceğinin analiz ve
değerlendirmesini yapmalıdır.
Davanın
somutunda, iptali istenen kuralın,
bir başına Anayasa’ya aykırılığı
sözkonusu
değildir ve esasen böyle bir iddia
da yoktur. İptal istemi, sadece
“Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde”
bazı işkolları için
yasakoyucu
tarafından tanınan hizmetin, ülkede
SSK’ya tabi tüm işyerlerinde, aynı
işkolları içinde tanınması, yani
“uygulama alanının genişletilmesi”
amacıyla yapılmış ve sayın
çoğunlukça da bu istem “eşitlik”
ilkesi yönünden haklı görülerek,
kuralın iptaline karar verilmiştir.
Diğer bir deyişle, sırf uygulama
alanının genişletilmesi amacıyla,
özde Anayasa’ya aykırı düşmeyen ve
bir sosyal güvenlik atıfeti
mahiyetinde, önemli görülen
iki-sanayi alanında belli
işkollarında çalışan SSK’lılara
tanınan ve bu mahiyeti itibariyle
de
yasakoyucunun takdir alanı
içerisinde bulunan bir düzenleme
iptal edilmiş; böylelikle salt iptal
kararıyla,
yasakoyucunun iradesi
dışında, yeni bir uygulamaya yol
açılması ve aynı hizmetin
geçtiği
tüm işyeri ve işkollarında
çalışanlara da itibari hizmet
verilmesi gerekliliği sonucu
doğmuştur. Anayasa’nın 153/2.
maddesinin gerekçesinde açık biçimde
örneklenmesine karşın, iptal
kararıyla, istisna hükmünün
iptaliyle, istisna asıl “kural”
haline dönüşmüştür. Anılan maddenin
ruhunun ise böyle bir sonucu
amaçlamadığı çok açıktır.
Açıklanan nedenlerle, iptal kararına
bu yönü itibariyle de katılmıyorum.
3 -
Çoğunluk kararının dayalı olduğu
“eşitlik” gerekçesinin incelenme
konusu kural bakımından uygulama
alanının olmadığını
değerlendirmekteyim. Çünkü, yukarıda
isnat edildiği üzere, sonuçta
iptalin asıl nedeni, yasadaki
“düzenleme eksikliği” (eksik
düzenleme)dir.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin birçok
kararında, Anayasa’nın öngördüğü ve
düzenlenmesini istediği hususlar
dışında, yasadaki düzenleme
eksikliğinin o Yasa’nın iptalini
gerektirmeyeceği açıkça ifade
edilmiştir. Örneğin Anayasa
Mahkemesi, hazine avukatlarına
verilen yol tazminatının öteki kamu
kurumu avukatlarına verilmemesiyle
ilgili davada, “Özde Anayasaya
aykırı düşmeyen bir kuralın,
uygulamanın genişletilmesi amacıyla
iptali isteminde bulunulmaz”
yönündeki gerekçeyle,
sözkonusu
eksik düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı
bulmamıştır. (Any.Mah.nin
24.11.1987 tarih ve E.1987/24,
K:1987/32 sayılı kararı; AMKD, Sayı:
23, s.427. Bu konudaki diğer karar
örnekleri işin
bkz.
Aliefendioğlu,
age.,
s.302-305)
Davanın
somutunda, ortada eşitlik ilkesinin
uygulaması bakımından, durumları
özdeş olan iki kategori
kişi/kişiler
sözkonusu değildir.
SSK’nun
aktüeryal
dengesi ve işkollarının özellikleri
dikkate alınarak,
yasakokucu
tarafından sadece iki alanda (azotlu
gübre ve şeker sanayinde) belli
çalışma sahalarında çalışan
SSK’lılara itibari hizmet imkânı
sağlanmıştır. Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde
kanunda sayılan çalışma sahalarında
bilfiil istihdam edilenlerin hukuki
konumu ile diğer sanayi kollarında
benzer çalışma sahalarında istihdam
edilenlerin hukuki konumu özdeş
(aynı) sayılamaz Çünkü, bu hususun
saptanması tamamen teknik ve
ihtisası gerektiren bir
değerlendirmeyi gerektirir.
Yasakoyu
SSK’lılar yönünden bir sosyal
güvenlik atıfeti getirirken,
önceliği sayılan sanayi kollarına
vermiş olup, takdir yetkisini bu
doğrultuda kullanmıştır. Bu
bakımdan, henüz
yasakoyucunun atıfet imkânı
tanımadığı diğer sanayi ve
işkollarında benzer çalışma
sahalarında çalışanların, azotlu
gübre ve şeker sanayinde
çalışanlarla kıyaslanarak,
aralarında eşitsizlik olduğu yolunda
ulaşılan sonuca katılmak mümkün
değildir. Bu nedenle, kararın
gerekçesine bu yönü itibariyle de
katılamıyorum.
4 -
Yukarıda üç başlık altında
gerekçesini açıkladığım nedenlere
dayalı olarak, iptal isteminin reddi
gerektiği kanaatine ulaştığımdan;
aksi düşünce ve gerekçelerle kuralın
iptali yolundaki sayın çoğunluk
kararına iştirak edemiyorum.MuhasebeNet
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |