İşadamlarına yol haritası
İşadamları 2006 yılının bakiyesini, 2007 yılının nelere
gebe olduğunu, fırsat ve riskleri görmek istiyor.
Böylece biz de bol miktarda işadamları ile aynı
platformlarda buluşma şansı yakalıyoruz. Genel olarak
esnafa hakim olan hava sahipsizlik. Söz dönüp dolaşıp
'bizi kim kurtaracak?' noktasına geliyor. Kimse 'bana ne
düşüyor?' sorusunu telaffuz etmiyor.
Oysa işadamı, çözümü önce kendisinde aramalı. Artık hami
arama dönemi kapandı. Herkesin başına bir vasi, bir
kurtarıcı bulma psikolojisinden çıkması gerekiyor.
Esnafın haklı olduğu nokta ise şu: Kamu sektörü geçmişte
büyük verimsizlikler içerisinde piyasalara her düzeyde
büyük etkilerde bulundu. Esasen bu etki destekleme
alımları, teşvikler, kamu sektörü aracılığı ile
oluşturulan iktisadi canlılık, istihdam ve gelir etkisi
gibi birçok kanalla olumlu bir boyut da içeriyordu.
İşadamı bu ortamda büyüdü, gelişti, daha doğrusu geri
kaldı. Şimdi gemileri yakan devlet, dönüşü olmayan yolda
esnafa 'dünya ile yarışılacaktır, yarış' diye komut
veriyor. Gardını almaya bile fırsat bırakmayan nefes
nefese bu süreç eşyanın tabiatına aykırı.
Ancak, hızla tasfiye edilen bu süreci anlamaya çalışmak
gerek. Reformların bu kadar 'şok' şeklinde değil de daha
tedrici olması gereğinden bahsedilebilir. Ancak
1994-2001 arasında 7 senede tam üç derin ekonomik kriz
yaşamış bizden başka hiçbir ülke yok. Siyasi istikrarın
en uzunu üç seneyi geçmiyor. Böyle bir ortamda yeni
seçilen bir hükümet bunu veri almak zorunda. Üç,
bilemedin dört senede ne yapacaksan yapacaksın. Geçmişin
sicili o kadar kötü ki, bu algılamaların tümüyle kırılıp
insanların yeni bir dönemin başladığına inandırılması
için radikal ve şok hareketler de gerekiyor. Kemal
Derviş zamanında IMF ile imzalanan anlaşmalara,
Meclis'ten çıkan '15 günde 15 yasa' olgularına bu gözle
bakmak gerekiyor.
Neticede devlet dönülmez bir rotaya girdi. Başta yargı
olmak üzere, halkımız da işadamımız da hâlâ bu süreci
içine sindiremedi. Yargıda inadına direniş, halkımızda
ise bir kurtarıcı bekleyişi var. Gelecek günlerin nelere
gebe olduğunu anlamak isteyenler bu ifadeyi bir kenara
not etsin. 'Bu yol Türkiye'nin çıkış yolu değildir'
söyleminin gittikçe müşteri bulacağını düşünüyorum.
Belki işin özünde haklı da olabilir. Ancak, ya tümüyle
takımı sahadan çekeceğiz ya da oyunun gereğini yapmaktan
geri kalmayacağız. Zira netice vermeyen amaçsız ve
mimarisiz direnişler, 1980'lerden beri zaman
kaybettiriyor. 2001 yılı, bunun tescillendiği kırılma
noktasıdır. Açıkçası Türkiye hem küreselleşme katarını
terk edemeyen hem de aynı kompartımanda giderken ha bire
huysuzluk yapan yolcuya benziyor. Oysa Türkiye'nin
girdiği süreç siyasi partilerin programlarından kopmuş.
Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret
Örgütü ve kendi rızamız ile 'milli hedef' olarak tayin
ettiğimiz AB tarafından bire bir gözetiliyor.
İşadamının anlaması gereken ikinci husus Türkiye'de
KOBİ'lerin yüzde 30-40 gibi muazzam bir kısmının
kesinlikle kapanacağını bilmesidir. Gönül rahatlığı ile
diyorum ki, bu zaten böyle olmalıdır. Türkiye'de tabir
yerinde ise kişi başına düşen KOBİ, yani küçük ve orta
boy işletme sayısı aynı kritere göre bakıldığında ABD ve
AB'nin çok çok üzerinde.
Aramızda kasası tamtakır 'züğürt patron' çok, neredeyse
çalışacak kalifiye adam ise yok. (Devam edeceğim.)