Muhasebe Rehberi sayfasına gitmek için tıklayınız

Muhasebe  

Maliye

Vergi

Sigorta

İletişim

  MAKALE / YORUM  / 07.02.2007    

ara

 Ana Sayfa 

        Staj-Stajyer Rehberi

Makaleler 

Danışma Hattı 

                  Pratik Bilgiler

Beş Dakika Ara 

          2007 Uygulamaları


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doç.Dr. İbrahim Öztürk
Marmara Üniv. Öğr. Üyesi

 

 

'Küçük olsun benim olsun' devri bitti
 

Son yazımda Türkiye'de işletmelerin yüzde 90'ını teşkil eden bir milyondan fazla küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) sayısal olarak aşırı fazla olduğundan hareketle bunların yüzde 30-40'ının kapanacağı tahmininde bulundum.


Bence bu hem gerekli hem de zorunlu bir 'konsolidasyon', diğer bir ifadeyle yönlendirilmemiş bir piyasa ortamında gelişigüzel ortaya çıkan bir yanlışın düzeltilme süreci. Esasen süreç başladı bile. Bu minvaldeki son yazıma okur tepkileri gecikmedi. "Girişimci fidanlığı olan KOBİ'lerin buluş ve icatlara daha açık, değişen piyasa koşullarına daha esnek tepki verme kapasitesine sahip olduğundan" bahisle, 'hükümetin bunları kurtarması' gereği dile getiriliyor. Kuşkusuz hükümet yapılabileceklerini yapsın. Açıkçası yapılan birçok şeyin olduğunu da biliyorum. Esas sorun şu; bütün bunları KOBİ'lerin de bilip bilmedikleri. Biliyorlarsa imkan ve fırsatlardan yararlanma kapasiteleri var mı, yok mu?

MÜSİAD, 2007 yılını 'KOBİ yılı' ilan etti. Zira bu kurumun omurgasını ülke çapına yayılmış KOBİ işletmeleri oluşturuyor. Başkaları da aynı çaba içinde, üyeleri için neler yapabileceğini araştırıyor. KOBİ'ler aslında her ekonominin can damarı. Türkiye'de KOBİ'ler işletmelerin yüzde 99,8'ini, istihdamın yüzde 76,7'sini, yatırımların yüzde 38'ini, katma değerin yüzde 26,5'ini ve ihracatın yüzde 10'unu oluştururken, banka kredilerinden aldığı ve yüzde 5'leri bir türlü geçmeyen payı geçen yıl yüzde 230'lara çıktı. Ne kadar kritik rakamlar, görüyorsunuz. Buna rağmen, yanlış yapılanmalar ve ölçekler, değişen devranın da baskısıyla ortadan kalkacak. 1970'lerin modası 'küçük güzeldir' idi. Şimdi ise küresel rekabetin ezici yükünün altından sadece birleşerek, gücün bereketini ve sinerjisini yakalayabilenler kalkabiliyor. Çin'in dev üretimini düşünüp, 'sürümden kazanmak' dediğimiz ölçek ekonomilerinin önemini anlayalım. Ancak dikkat etmek lazım ki, büyükler, küçüklerin esnek tepki verme kapasitesini de ihmal etmeyip, buna uygun organizasyon yapılarını da ikame ediyor. Bakıyorsunuz dev dünya şirketleri Çin'de, Tayland'da, Vietnam'da 'tedarik zincirleri' kurmuş.

Tedarikçilik veya fasonculuk yaparak ülkede büyük şirketlerin çevresinde kümelenmelere gitmek başta İtalya ve Japonya olmak üzere öteden beri bilinen ve bugüne kadar iyi çalışan bir model. Nasıl tarımda lider çiftçi önderliğinde 'sözleşmeli tarım', çıkış yolu olarak yükseliyorsa, sanayide de bunun etkin hale gelmesi gerekiyor. Bu meyanda yeni dönemde 'patronların' bazıları işçi olacak. Direnmek yerine işadamı bir an önce yanlış zamanda yanlış bir sektörde olup olmadığına ve işini de 'doğru' yapıp yapmadığına karar vermeli. Bunu uzmanların da desteğini alarak mukayeseli rakamlarla yapmalı. Eğer sonuç olumsuz çıkarsa sektörü değişmekten ve/veya işini sil baştan yapmaya kadar yeni seçeneklere hazır olmalı.

Her halükârda ölçeği büyütmek ise yeni dönemin vazgeçilmez ilkesi. Bunun için KOBİ'lerin işbirliğine gitmesi kaçınılmaz. Şimdi geldik dananın kuyruğunun koptuğu yere. Dini, dili, ırkı ve kültürü apayrı onlarca kişi, dünyanın dört bir yanından bir araya gelip satın alma ve birleşmelere gidiyor. Bizim işadamı, "Hocam bize nasıl birleşemezsiniz diye sorun, size kitap yazalım; ancak nasıl ortaklık yapılır diye sorarsanız, elde var sıfır." diyor. Başkalarının kanında ve genlerinde ortaklık kültürü var da sanki bizim tohumumuz mu bozuk? Tabii ki hayır. Sorun çok açık, 'paranın pulun lafı mı olur' diye tam güven esasına göre yola çıkan insanlar, kısa bir zaman sonra aralarında 'hangisinin daha hırsız olduğunun' kavgasını veriyorsa, bunun önemli bir nedeni ortaklık yapmasını bilmiyor olmaları. Bunu fark etmeyen işadamı burnundan kıl aldırmıyor, bilime, bilgiye, danışmana ve gezip görmeye prim vermiyor. Bir de "Bin bir çile ile buraya getirdim, ortak alıp 'ben yiyemedim, sen ye' mi diyeceğim?" diye vahim bir yanılgı var. Tek başına bir kazanırken, birleşip on kazanmak yerine, 'küçük olsun benim olsun' mantığında direterek azman balıklara yem olacağını görmüyor.

Madem bıçak kemiğe dayandı beyler, kıpırdasanıza!
 

 

Copyrıght © 2005-2006  www.muhasebenet.net- Türkiye'nin muhasebe rehberi. Her hakkı saklıdır.