|
Gecikme faizini durdurmak
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun'un 47. maddesinde, amme
alacaklarının rızaen ödenmesinde, orantılılık ilkesi
getirilmiştir. Bu ilkeye göre yapılan ödemeler, alacaklı
idare tarafından, borçlunun amme borçlarına ve bu borca
bağlı fer’ilerine orantılı olarak kabul edilmektedir.
Örneğin bir vergi dairesine 1000 YTL vergi aslı, 1750
YTL vergi cezası ve 2250 YTL gecikme faizinden oluşan
toplam 5000 YTL borcu bulunan bir mükellef, borcunun
3000 YTL kısmını ödemek istediğinde yaptığı ödemenin,
yüzde 20’si olan 600 YTL vergi aslına, yüzde 35’i olan
1050 YTL cezaya, yüzde 45’i olan 1350 YTL de gecikme
faizine mahsup edilecektir. Böylece kısmi ödemelerde
mükellefin daima vergi aslına denk düşen bir bakiye
borcu kalacağından, bu borca gecikme zammı işleyecektir.
Mükellef, borcunun tamamını ödemedikçe, vergi aslı da
kapanmayacaktır.
6183 sayılı kanunla kabul edilen bu ilke, borçlunun yanı
sıra alacaklının da haklarını koruması, bir başka
deyişle hem alacaklının hem de borçlunun menfaatlerini
dengelemesi ile adil bir yol olarak görülebilir. Buna
karşılık borçlar hukukumuzda kural, daha katı ve
alacaklı lehinedir. Zira borçlar hukukumuza göre borçlu
tarafından yapılacak kısmi ödemelerin tamamı, borç
ilişkisinin taraflarınca aksi kararlaştırılabilmekle
birlikte kural olarak, öncelikle vadesi gelmiş faiz ve
masraflara mahsup edilir (Borçlar Kanunu md. 84/1).
Böylece borçlunun katlanacağı faiz yükü, üzerinden faiz
yürütülecek bakiye borç tutarı daha fazla olacağından,
daha yüksek tutarlarda olacaktır.
Öte yandan mükellefler, anayasamızın 2. maddesinde yer
alan “hukuk devleti” ilkesi, 125. maddesinde yer alan ve
“idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı
yolunun açık” olduğunu belirten hüküm ve 36. maddesinde
düzenlenen hak arama hürriyetlerine istinaden, kendileri
ile ilgili her türlü vergilendirme işlemine karşı dava
hakkına sahiptirler.
Vergi Usul Kanunu'muz 112. maddesinde ikmalen, re’sen
veya idarece tarh edilen vergilerde, eksik ödenmiş veya
hiç ödenmemiş verginin normal vade tarihinden tahakkuk
tarihine kadar geçen süre için gecikme zammı oranında
gecikme faizi alınması öngörülmüştür. İkmalen, re’sen
veya idarece tarh edilen vergilerin mükelleflerince
(veya sorumlularınca) dava konusu yapılması halinde ise
gecikme faizinin, ödeme yapılmamış kısmına, verginin
normal vade tarihinden yargı organı kararının tebliğ
tarihine kadar geçecek süre için hesaplanması
öngörülmüştür (md. 112/3-c).
Bu gecikme faizi idarece hesaplandıktan sonra uygulamada
2. ihbarname veya 112 ihbarnamesi olarak anılan
vergi/ceza ihbarnamesi ile mükellefe duyurulur. Bu
ihbarname, gecikme faizi açısından tarh işlemi
niteliğindedir. Dolayısıyla gecikme faizinin yanlış
hesaplandığı veya haksız olduğu iddiası ile bu işlem
aleyhine dava açıldığında, işlemin yürütmesi, İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca
kendiliğinden durur ve artık tahakkuk veya takip
işlemleri oluşturulamaz. Bu durumda faize faiz işlemez.
Vergi Usul Kanunu'nun aynı maddesinde (fıkra 3/son
paragraf), “dava açılması nedeniyle tahsili duran vergi
ve cezalar mükellefler tarafından istenildiği takdirde
davanın devamı sırasında da kısmen veya tamamen
ödenebilir”, düzenlemesi de yer almıştır.
Görüldüğü gibi Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 3.
fıkrasının son bendi, ikmalen, re’sen veya idarece tarh
edilen vergilere karşı dava hakkını kullanan
mükelleflere (veya sorumlulara), dava süresince gecikme
faizi işlemesini durdurma amacıyla vergi aslını ödeme
olanağı vermiştir. Bu olanak, mükellefler için davadan
haksız çıkma ihtimaline göre kullanabilecekleri son
derece önemli bir haktır.
Öte yandan bu hak, Hazine'ye de yerine göre dava
bitemeden alacağına kısmen de olsa kavuşma olanağı
vermektedir. Mükelleflerce bu hakkın kullanımı, Hazine
lehinedir. Zira mükellefin davasından haklı çıkması
halinde, para Hazine'den faizsiz olarak çıkacak ve
mükellefe iade olunacaktır. Para, dava süresince Hazine
tarafından faizsiz olarak kullanılacaktır. İşin bu yanı
ise kuralın bir başka haksızlığını ve adaletsizliğini de
ortaya çıkarmaktadır. Bu durum aynı zamanda mükellef
haklarını da anayasaya aykırı şekilde ihlal etmektedir.
İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı
dava hakkını kullanan ve Vergi Usul Kanunu'nun anılan
düzenlemesi uyarınca ödemede bulunmak isteyen
mükelleflere tanınan, sadece vergi aslına ve/veya vergi
cezasına mahsuben ödemede bulunabilme olanağı, 6183
sayılı kanunda yer alan ve yukarıda açıkladığımız
“ödemede orantı ilkesi”nin bir istisnasıdır.
İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı
dava hakkını kullanan ve Vergi Usul Kanunu'nun anılan
düzenlemesi uyarınca ödemede bulunmak isteyen
mükelleflerin yapacakları orantı ilkesine istisna
oluşturan bu ödemelerini, bir dilekçe ile yapmaları ve
ödemelerini hangi borçlarına mahsuben yaptıklarını ve
dava haklarını kullandıklarını dilekçelerinde
belirtmeleri gerekmektedir. Zira aksi halde idare, bu
istisnai hakkın kullanılıp kullanılmadığını
bilemeyeceğinden tahsilatı, 6183 sayılı kanun uyarınca
orantılayarak kabul edecektir. Öte yandan, ödeme
sırasında VUK’nın 112. maddesinde yazılı haklarını
kullandıklarını belirtmeyenlerin ileride bunu ileri
sürmeleri de hem güç olacak hem de başkaca hukuki
tartışmaları da beraberinde getirecektir.
Bumin Doğrusöz
Referans / 03.09.2007 |