|
Askerlik dönemi prim borcu ödemesinde
indirim yapılır
Maliye
Bakanlığı'nın 58192 sayılı özelgesi gereği, Sosyal
Sigortalar Kurumu'na ödenen borçlanma primlerinin, tutar
ve oranına bakılmaksızın, kesildiği aya ait gelir
vergisi matrahından indirilmesi gerekiyor.
Askerlik sürem nedeniyle, kesintiye uğrayan sigorta prim
ödemelerimi askerlik süresi ile ilgili olarak ödemek
suretiyle kapatsam ödemiş bulunduğum primleri ücret
matrahından indirim konusu yapabilir miyim? Askerliğimi
erbaş olarak yaptım. Bu süre içerisinde daha önce
çalışmakta olduğum sigorta prim kesintileri sekteye
uğradı. Askerlik dönüşü aynı işyerinde çalışmaya
başladım. Ancak askerlik süresince ödeyemediğim prim
borçlarımı ödemek suretiyle bu açığı kapatırsam
ödeyeceğim primler için bana bir kolaylık sağlanabilir
mi?
Gelir Vergisi Yasası’nın 63/2. maddesi uyarınca “Kanunla
kurulan emekli sandıkları ile Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 20. maddesinde belirtilen sandıklara ödenen
primler” ücret matrahından indirim konusu yapılmaktadır.
Diğer yandan 111 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliğ ile
yapılan açıklama çerçevesinde “Emekli Sandığı ve Sosyal
Sigorta Kurumları’ndan, kanunla kurulmuş olanların
üyelerine çeşitli kanunlarla, daha önceki dönemlerde
ödenmemiş bulunan aidat ve veya primleri borçlanma
suretiyle ödeme ve dolayısıyla emekliliğe esas alınacak
hizmet sürelerini uzatabilme hakkı tanınmaktadır. Bunun
için, kanunlarla belli koşullar altında borçlanılan
aidat ve primlerin, üyelerce ödenmesi zorunludur.
Bu ödemeler de Gelir Vergisi Kanunu’nun 63/2. maddesinde
sayılan aidat ve primler niteliğindedir ve bunların da
ücretin gerçek safi tutarının hesaplanması sırasında
gider olarak indirilmesi, Gelir Vergisi Kanunu’nun
lafzına ve ruhuna uygun görülmektedir.”
Konuya ilişkin olarak İstanbul Defterdarlığı tarafından
geçmişte verilen bir özelgeye göre de “Sosyal Sigortalar
Kurumu'na askerlikle ilgili borçlanmak suretiyle ödenen
borçlanma ve aidat primlerinin ücretten kesilerek
ödenmesi halinde kesildiği aya ait gelir vergisi
matrahının tespitinde gider olarak nazara alınması,
aidatın toptan ödenmesi halinde, ödenen tutara
ulaşıncaya kadar bu miktarın ücretlerin vergiye tabi
tutarından indirilmesi mümkündür.” Diğer yandan Maliye
Bakanlığı’nın 30.07.1982 gün ve 58192 sayılı özelgesi
gereği olarak da “Sosyal Sigortalar Kurumu'na ödenen
borçlanma primlerinin, tutar ve oranına bakılmaksızın,
kesildiği aya ait gelir vergisi matrahından indirilmesi
gerekir.”
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere sizin
askerlik süresine yönelik olarak Sosyal Sigortalar
Kurumu nezdinde yapacağınız borçlanma isteminize ait
hesaplanan primleri ödemeniz halinde yapmış bulunduğunuz
ödeme veyahut da ödemeler gelir vergisi matrahından
indirim konusu yapılacaktır. (V.Seviğ)
SSK PRİMİNİN GECİKME ZAMMI
Sosyal Sigortalar Kurumu'na olan prim borçlarımızı
gecikmeli olarak ödemek zorunda kaldık. Bu
ödemelerimizin gecikme zammını yani geç ödemekten
kaynaklanan faizini gider olarak kayıtlarımıza intikal
ettiremez miyiz? Biz bankadan faizle para alıp, bu
borçlarımızı ödese idik, bankaya ödenen faizi
giderleştirirken, sigortaya ödeyeceğimiz faizi neden
giderleştiremiyoruz?
Sosyal Sigortalar Yasası uyarınca “Kurumun, süresi
içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa’nın 51,
102 ve 106. maddeleri hariç diğer maddeleri”
uygulanmaktadır. Bu nedenle Sosyal Sigortalar Kurumu'na
ödenmesi gereken prim borçlarının geç ödenmesi
dolayısıyla uygulanan gecikme zammının gider olarak
kayıtlara intikal ettirilmesi mümkün değildir. Konuya
ilişkin olarak Maliye Bakanlığı tarafından verilen bir
özelgede de belirtildiği üzere “SSK primlerinin gider
olarak dikkate alınabilmesi için primin fiilen kuruma
ödenmiş olması gerekir.”
Gelir Vergisi Yasası’nın 40. maddesinin 2 numaralı
bendinde, ticari kazancın tespitinde, işverenlerce
hizmet erbabı için ödenen SSK primlerinin gider olarak
indirilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre;
SSK priminin gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu
primlerin Sosyal Sigortalar Kurumu'na fiilen ödenmiş
olması gerekmektedir. Bu nedenle, sigorta primleri
dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın fiilen
ödendiği tarihte gider yazılacaktır. Geç yatırılan
sigorta primleri için hesaplanan gecikme zammının gider
olarak kayıtlara intikal ettirilmesi halinde ödenen bu
tür gecikme zamları kanunen kabul edilmeyen gider
niteliğindedir. Danıştay 4. Dairesi’nin vermiş bulunduğu
bir karar uyarınca da “Sosyal Sigortalar Kanunu’na
aykırı davranışlar nedeniyle ve kanun uyarınca müeyyide
olarak ödenen gecikme zammının safi kazancın tespitinde
gider olarak indirilmesi mümkün değildir.” ( Danıştay 4.
Dairesi E.No:1997/2066, K.No:1998/2347) (V.Seviğ)
BİRDEN FAZLA İŞVERENDEN ÜCRET
Bilirkişilik işi ile üniversite öğretim üyeliğini
birlikte sürdürüyorum. Bilirkişilikten elde ettiğim
gelirlerle ücret gelirlerimi birleştirerek beyanname
vermek zorunda mıyım?
Bilindiği üzere bilirkişilik ücretleri ödenirken gelir
vergisi ve damga vergisi kesintisine tabi tutulmaktadır.
Dolayısıyla biz bu gelirlerimizin vergisini daha elde
ederken ödüyoruz. Buna rağmen beyan etmemiz gerekecek
mi?
Gelir Vergisi Yasası’nın 61. maddesi hükmü gereği olarak
“Bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor
hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen
veya sağlanan para, ayın ve menfaatler” ücret olarak
kabul edilmiştir. Bu nedenle bilirkişilik ücretleri hak
sahiplerine ödenirken gelir vergisi kesintisine tabi
tutulmaktadır. Eğer bir takvim yılı içinde bilirkişilik
ücretlerinden elde ettiğiniz miktar Gelir Vergisi
Yasası’nın 103. maddesinde yer alan tarifenin ikinci
gelir dilimde yer alan tutarı aşıyorsa, bu takdirde söz
konusu gelir miktarı ile birinci iş yerinden almış
olduğunuz ücret geliri karşılaştırılacak, eğer birinci
iş yerinden aldığınız ücret geliri de bu miktarın
üzerinde ise ikisini birleştirerek beyan etmeniz
gerekecektir.
2007 yılı için bu miktar 19.000 YTL’dir. Eğer öğretim
üyeliğinden elde ettiğiniz ücret geliriniz 19.000
YTL’nin üzerinde ise bu takdirde yine bilirkişilikten
elde ettiğiniz ücret toplamı da 19.000 YTL’yi aşmış ise
bu gelirlerinizi yıllık beyanname üzerinde toplayarak
beyan etmeniz gerekir.
Ancak eğer bilirkişilikten elde ettiğiniz gelir 19.000
YTL’nin üzerinde buna karşılık diğer çalışmakta
olduğunuz üniversiteden aldığınız ücret toplamı 19.000
YTL’nin altında ise, bu takdirde 19.000 YTL’nin altında
ücret aldığınız iş yerinizi ikinci iş yeri olarak
gösterme hakkınız bulunması nedeniyle beyanname
vermenize gerek bulunmamaktadır.
Bu bağlamda ikinci iş yerini seçme hakkı size kalmış
bulunmaktadır. (V.Seviğ)
YARGI KARARLARINDA
Re'sen vergi tarhı
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2006/22
K.2006/95 T.14.4.2006
İlgili dönem KDV beyannamesini imzasız veren davacı
hakkında, eksikliğin giderilmesi için on beş gün süre
verildiği halde çağrıya uymadığından bahisle beyanname
vermemiş sayılarak takdir komisyonunca takdir edilen
matrah üzerinden KDV indirimlerinin kabul edilmemesi
suretiyle re’sen tarhiyat yapılmışsa da; imza eksikliği
ile de olsa yükümlünün süresinde beyannamesini vermiş
olması, bunun şekli noksanlık olup re’sen takdir sebebi
oluşturmaması, re’sen matrah takdir edilebilmesi için
vergi matrahının tamamen veya kısmen defter kayıt ve
belgelere veya kanuni ölçülere göre tespitine imkan
bulunmaması ve davacının beyan ettiği matrahın üzerinde
bir matrahın tespitinin gerekmesi, takdir komisyonunca
matrah tespit edilirken davacının verdiği beyannamedeki
matrahın aynen esas alınıp KDV indirimlerinin kabul
edilmemesi için ayrı bir inceleme gerekmesi,
beyannamenin imzasız olmasının KDV indirimlerinin kabul
edilmemesi sebebi olamayacağı, kaldı ki imzanın
tamamlatılması için verilen on beş günlük süre idarece
beklenilmeden takdire sevk edilmiş olması sebepleriyle,
yapılan tarhiyatın terkini gerekmektedir.
Danıştay 9. Dairesi E.2004/1950 K.2006/2463 T.14.6.2006
Davacı Şirket hakkında, X Anonim Şirketi’ne olan
kefaletinden dolayı ödemek durumunda kaldığı tutar ile Y
Limited Şirketi’ne verilen sipariş avansları nedeniyle
faiz tahakkuk ettirilmediğinden bahisle cezalı tarhiyat
yapılmışsa da; X Anonim Şirketi’ne kefalet nedeniyle
yapılan ödemenin zorunluluktan olması ve ticari amaç
güdülmemesi, Y Limited Şirketi’ne verilen sipariş
avansının uygun koşullarda emtia teminine yönelik olması
ve emtianın teslim edilememesi sebebiyle verilen avansa
faiz tahakkuk ettirilmemesinin olağan ve ticari
teamüllere uygun olması sebepleriyle, re’sen takdiri
gerektiren bir durum olmadığından, davacı şirket
hakkında yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2005/277
K.2006/139 T.26.5.2006
Adına kayıtlı olan otobüsü 2002 yılında satan yükümlü
hakkında, satış bedelinin kasko değerinin altında
olduğunun tespiti üzerine takdir komisyonuna sevk
edilerek, komisyonca ilgili Şoförler ve Otomobilciler
Odasından bildirilen bedelden yıpranma payı dikkate
alınarak tespit edilen matrah farkı üzerinden re’sen
tarhiyat yapılmış olup; kasko bedelinin satış bedeli
olarak alınmasının mümkün olmaması, davacının aracın
hasarlı olduğu iddiasını kanıtlayamaması ve ilgili
Sanayi ve Ticaret Odası ile Şoförler ve Otomobilciler
Odası Başkanlığınca aracın değerinin satış bedelinden
daha yüksek olduğunun mahkemeye bildirilmesiyle de
aracın gerçek bedelinin takdir edilen bedelden daha
yüksek olduğunun anlaşılması sebebiyle, yapılan
tarhiyatta yasal isabetsizlik yoktur.
Danıştay 4. Dairesi E.2004/374 K.2004/1347 T.2.6.2004
Bağlı bulunduğu Vergi Dairesine verdiği dilekçede şirket
merkezini nakledeceğini bildirerek nakil işlemlerinin
yapılmasını isteyen davacı şirketin kullandığı
belgelerin incelenmesi sonucunda düzenlenen tutanakta
bir kısım faturanın ibraz edilmediğinden bahisle takdire
sevk işlemi yapılmış ise de; Vergi Usul Kanunu’nun 30.
maddesine göre tutulması gereken defterlerin herhangi
bir sebeple vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara
ibraz edilmemesinin re’sen takdir sebebi sayılması ve
sadece bir kısım faturanın iptal edilmek üzere ibraz
edilmemiş olmasının ise tek başına re’sen takdir nedeni
olarak kabul edilmemiş olması sebebiyle, davacı şirket
hakkında yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.
ÖZELGELERDE
Kurumlar VErgisi istisnaları
1. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 30.4.2007 tarih
ve 8725 sayılı özelgesi
“KVK’nun 5. maddesinin b bendinde, kanuni ve iş merkezi
Türkiye’de bulunmayan anonim ve limited şirket
niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak eden
kurumların, bu iştiraklerden elde ettikleri iştirak
kazançlarının, anılan bentte yer alan bütün şartların
birlikte gerçekleşmesi koşulu ile kurumlar vergisinden
istisna olduğu düzenlenmiştir. Bu konuda 1 Seri no’lu
KVK Genel Tebliğinde, elde edilen iştirak kazançlarının
elde edildiği dönemde kurum kazancına dahil edilmesinin
zorunlu olduğu, kurumlar vergisi beyannamesinin verilme
süresinin sonuna kadar Türkiye’ye transfer edilmeyen
kazancın istisnadan yararlanmasının mümkün olmadığı, bu
kazançların daha sonraki yıllarda Türkiye’ye transferi
yapılsa dahi söz konusu istisnadan yararlanılamayacağı,
iştirak kazancının dağıtıldığı dönemde elde edilmiş
sayılacağı açıklanmıştır. Bu hüküm ve açıklamalarla,
Romanya’da kurulu tek kişilik şirketin, 2006 yılında
elde ettiği ve sermaye artırımında kullanılan kazancın,
Türkiye’deki iştirak eden Şirket tarafından elde
edilmemiş olacağından, Türkiye’de mukim şirketin iştirak
kazancı beyan etmesi gerekmemektedir.”
2. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 23.5.2007 tarih
ve 10670 sayılı özelgesi
“Bankalara borçları nedeniyle kanuni takibe alınmış veya
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu olan kurumların
ve bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip
oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu
senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu
borçlara karşılık bankalara veya TMSF’ye devrinden
sağlanan hasılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan
kısmına isabet eden kısmı vergiden istisnadır.
Bankaların bu şekilde elde ettikleri söz konusu
kıymetlerin satışından doğan kazançlarının ise %75’lik
kısmı istisnaya konu edilebilir. Bu hüküm ve açıklamalar
gereğince, şirketin borcuna karşılık TMSF tarafından
açık artırma yoluyla satışa sunulan gayrimenkulün
maliyet bedelini aşan bir tutarda satılması suretiyle
borç (Bu tutara vade tarihinden icra yoluyla ödeme
tarihine kadar olan faiz vb. ödemelerde dahildir)
ödemelerinde, maliyet bedeli üzerindeki satış kârının,
icra yoluyla yapılan ödemenin borcun satış hasılatına
oranında kurumlar vergisinden istisna edilmesi
olanaklıdır.”
3. Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın B.07.1.GİB.4.06.16.01/
sayı ve Temmuz 2007 tarihli özelgesi
“KVK’nun 5. maddesinin 1/e bedinde, kurumların en az iki
yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmaz ve iştirak
hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu
senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının
satışından doğan kazançların %75’lik kısmının vergiden
istisna olduğu düzenlenmiştir. Elden çıkartılan
taşınmazdan doğacak kazancın bu istisnaya konu
edilebilmesi için, bu taşınmazın Türk Medeni Kanunu’nun
705 inci maddesi gereğince kurum adına tapuya tescil
edilmiş olması gerekmektedir. 3.6.2003 tarihinde (X)’den
finansal kiralama yoluyla alınan gayrimenkulün iki
yıldan uzun bir süredir şirketinizce kullanılıyor
olmasına karşılık, şirket adına tescil işlemlerinin
3.7.2007 tarihinde yapılmış olması sebebiyle, tescil
tarihinden itibaren en az iki tam yıl geçmeden satılması
halinde, satış kazancının anılan istisnaya konu edilmesi
mümkün değildir.
Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz
Referans /
07.11.2007
|