|
Ucuz
ithalat imkânı, hayalî ihracatçıların
işine yarıyor
Yerli sanayinin gelişmesi için üretimde
kullanılmak üzere yurtdışından getirilen mallara karşı
birtakım tedbirler alınıyor. Ancak ihracatın önemli bir
kısmı ithal edilen ara mallar sayesinde
gerçekleştiriliyor.
Bu yüzden küresel rekabette avantajlı duruma gelmek ve
ihracatı artırmak için bazı ithal mallar bu tedbirlerin
dışında tutuluyor. Dahilde işleme rejimi (DİR); ihracatı
artırmak için getirilen teşvik unsurlarından bir tanesi.
Gelişmiş ülkelerde çok önceleri uygulanmaya başlayan bu
sistem, 1996 yılından itibaren ülkemizde de yürürlüğe
girdi. Bu sayede dünya piyasası fiyatlarında hammadde
temin etmek suretiyle ihracatı artırmak, ihraç
ürünlerine uluslararası piyasalarda rekabet gücü
kazandırmak, ihraç pazarlarını geliştirmek ve ihraç
ürünlerini çeşitlendirmek hedeflendi.
Sistem, ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak
girdilerin ithal edilmesi esnasında kota, gözetim,
tarife gibi ticaret politikası önlemleri uygulanmadan bu
girdilere ilişkin olarak ithalde ödenmesi gereken
vergilerin ertelenmesi ve bu girdiler kullanılmak
suretiyle imal edilen malların ihraç edilmesiyle
teminatların çözülmesi temeline dayanıyor. Ayrıca
ithalat aşamasında vergiler ödenmişse ihracatın
gerçekleşmesini müteakip alınan vergilerin iadesi
şeklinde de uygulanabiliyor. DİR'den faydalanmak için
dahilde işleme izin belgesi veya dahilde işleme izninin
alınması gerekiyor. Bu belge ve izin Dış Ticaret
Müsteşarlığı ve gümrük idaresinden alınıyor. Üretici
firmalar ihraç etmek şartıyla belirli bir zaman
içerisinde işlemek zorunda oldukları ürünlerin imalinde
ihtiyaç duydukları maddeleri, bu belgeler sayesinde
ithalatta alınan vergileri ödemeden yurtdışından
getirebiliyor. Söz konusu vergilerden muaf oldukları
için de düşük maliyetle ithalat gerçekleşiyor ve fiyat
avantajı oluşuyor. Sanayimizin uluslararası pazarda
rekabet gücü artıyor.
Sistemin getirdiği faydaların başında, küçük ve orta
çaplı imalat sanayiinin canlanması ve ihracata
yönelmelerinin teşviki geliyor. Zaten dahilde işleme
rejimine karşı büyük ilgi oluşmuş durumda ve sistemden
faydalanmak için yüksek oranda başvuru yapılıyor. Sistem
Avrupa Birliği'nde (AB) de uygulanıyor, ancak daha ağır
kurallarla düzenlendiği için başvuru sayısı çok az.
Mesela AB'de bu kapsamda bir iznin verilebilmesi için
işleme tâbi tutulacak eşyalarla karşılaştırılabilir
hiçbir eşyanın Birlik içerisinde üretilmemiş olması
gerekiyor. Bu yüzden talep bizdeki kadar fazla değil.
Bizde alınan izin belgelerinin tüm AB'de alınan izin
belgelerinin on katı olduğunu söylersem tablo daha iyi
anlaşılacaktır.
Zayıf nokta, denetim eksikliği
Maalesef, gayet iyi niyetlerle uygulamaya konulmuş bu
sistem de suistimal ediliyor. Dahilde işleme amacıyla
alınan izin belgelerinin en az yüzde 75'i kapatılmıyor.
Yani bu kapsamda alınan mallar açıkça iç piyasaya
sürülüyor. Sistemin ihtiva ettiği birçok vergi avantajı
gayesi dışında kullanılıyor. Birileri bu yolla haksız
kazanç sağlarken, devlet milyarlarca lirayı bulan gelir
kaybına uğruyor. DİR kapsamında yurtdışından getirilen
ürünler, normal tarifeye göre en az iki-üç kat daha
ucuza mal ediliyor. Dolayısıyla zarar tutarı, ihracat
sebebiyle alınan teşvikler ve banka kredileri ilâve
edildiğinde daha da ürkütücü bir hal alıyor.
Müfettişlerin yaptığı denetimler bu konudaki acı
gerçekleri ortaya koymuş durumda. Alınmayan vergilerden
dolayı devletin nakit akımı ve likidite şeklinde
finansman kaynağından mahrum kalmasının yanında iç
piyasada haksız rekabete yol açılması da konunun başka
bir boyutunu oluşturuyor.
Bu olumsuzlukların temelinde izin belgeleri verilirken
ayrıntılı tahlillerin yapılmaması, belgeler kapsamında
alınan mamul, yarı mamul ve hammaddelerin ihraç
ürünlerinde kullanıldığının kesin bir şekilde kontrol
edilmemesi, sahte belgelerle ihracatın yapılmış
gösterilmesi, taahhütlerin bu belgelerle kapatılmasıyla
vergisiz alınan ürünlerin iç piyasaya yüksek fiyatla
satılması, müeyyidelerin yetersiz olması ve etkili
olarak kullanılmaması gibi sebepler yatıyor. Aslında bu
amaçla kullanılmak üzere ithal edilen ürünlerin
ödenmeyen vergileri için taahhütler alınıyor. Fakat bu
taahhütlerin çözülmesi aşamasında görülen usulsüzlükler
sistemde ciddi çatlakların oluşmasına ve büyük
yolsuzlukların yaşanmasına sebep oluyor. Normalde bu
ihracatın gerçekleşmesinin takibi, izin belgelerindeki
taahhüt miktarları ve eşya cinsleri, ihracat miktarının
revize edilmesi gibi birçok kontrol yapıldıktan sonra
taahhütlerin çözülmesi gerekiyor.
Ancak söz konusu kontrollerin arzulanan şekilde
yapılması bir türlü sağlanamıyor. İşin trajikomik yanı,
bu kontrolleri yarı kamusal nitelikteki ihracatçı
birlikleri yapıyor ve taahhütlerin çözülmesi yönünde
rapor hazırlıyor. Böyle çok önemli görevi üstlenen
kurumun, bu işleme taraf olan ihracatçı firma
temsilcilerinden oluştuğunu, firmaların birliğe maktu ve
nispi aidatlar ödediklerini, teşekkülün organlarında yer
aldıklarını, kapatma, kayıt, düzeltme gibi hizmetlerin
ücret mukabili yapıldığını söylersem sanırım bu sistemin
zayıf tarafı daha iyi anlaşılacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
Yerli ara mala KDV teşviki uygulanıyor
İthalat için getirilen bu kolaylıklar, diğer taraftan
yerli girdi kullanan üreticiler açısından haksız
rekabete yol açıyor. Maliye, bu yüzden, geçtiğimiz
yıllarda Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında
kullanılacak ara ürünlerin iç piyasadan elde edilmesi
halinde Katma Değer Vergisi'nin (KDV) tahsil edilmemesi
esasına dayanan tecil-terkin uygulamasının önünü açtı.
Buna göre ihraç edilecek ürünün imalinde kullanılacak
olan mamul, yarı mamul ve hammadde gibi ihtiyaçlar
alınırken KDV ödenmiyor. Satıcılar ise KDV hesaplıyor ve
bunu vergi dairesine beyan ediyor. Vergi dairesi söz
konusu vergiyi hesaplayıp tecil ediyor (erteliyor).
Üretilen mallar ihraç edildikten sonra da tecil edilen
tutar terkin ediliyor (siliniyor). Bu avantaja rağmen
kullanılan ara mallar dış piyasadan temin edilmeye devam
ediyor. Dolardaki düşük seyir ve özellikle Çin'den
getirilen ürünlerin düşük fiyatlı olması bunda oldukça
etkili. Dolayısıyla ithalat artarken cari açık da
büyümeyi sürdürüyor.
Bu arada ithalat yapmayı teşvik eden DİR; yerli ara mal
üreten firmaları yabancı ara mal üreten firmalar
karşısında rekabet edemez hale getirdi. Sanayi gelişsin,
ihracat artsın diye alınan tedbir, madalyonun öbür
yüzündeki yerli firmaları olumsuz etkiledi. Rekabet gücü
bulunmayan Kobi'lerin gelişmesini ve daha fazla istihdam
imkanı sunmasını beklemek hayalcilik olur. Bu durum
Maliye yönetiminin de dikkatinden kaçmadı. Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan, yerli ara mallar üzerindeki vergi
yükünün hafifletilmesini gündemine aldı. Vergi
uzmanları, dâhilde işlem rejiminin belli ölçüde
değiştirilmesi veya yerli ara mallar üzerindeki vergi
yükünün ithal edilen ara mallar üzerindeki vergi yüküyle
eşitlenmesi üzerinde çalışıyor.
Burada bir noktaya dikkat çekmekte fayda var:
Getirilecek yeni düzenlemelerin yolsuzluk ve hayali
ihracatı tetiklememesi için 'tedbir mekanizmaları'
içermesi gerekiyor. Örneğin, izin belgeleri verilirken;
ibraz edilen belge ve bilgilerin, kişi ve firmaların
güvenilirliklerinin tespit ve araştırılmasının daha sıkı
yapılması, bu belgelerin firma araştırmaları, kapasite
ve altyapı tespitleri sağlıklı olarak yapıldıktan sonra
verilmesi, bu belgeleri, gerekli araştırmaları yapmadan
verenlere ciddi müeyyideler uygulanması gibi tedbirler
alınabilir. Bunun yanında hayali ihracatlardan doğacak
zararların önüne geçmek amacıyla tahsil edilmeyen
vergiler için tam teminat alınması, bu teminatların
doğru ve sağlıklı tespitler yapıldıktan sonra çözülmesi,
teminat çözümünün Dış Ticaret Müsteşarlığı veya gümrük
idarelerince yapılması, kaçakçılıkla mücadelede daha
caydırıcı cezaların konarak etkili bir şekilde
uygulanması, af getirilmemesi, sabıkalı firmalara bir
daha izin belgesi verilmemesi ve bu firmaların takip
altına alınması da 'suistimallere' karşı önemli
caydırıcı unsurlar olarak kullanılabilir.
Kaynak: Zaman Ahmet Yavuz
10.09.2007
|