|
İş kazası tazminatı kusur oranına göre
gider yazılabilir
Zarar ve tazminatlar gerçek
kazancın tespiti sırasında indirim konusu yapılabiliyor.
Ancak işverenin kusurundan kaynaklanan iş kazalarına
ödenen tazminatlar gider sayılmıyor. Kazada işveren
yüzde 80 kusuruysa ödenen tazminatın yüzde 20'lik kısmı
indirime hak kazanıyor.
ŞİRKETİN ÖDEDİĞİ TAZMİNAT
SORU: Şirketimiz üretim tesislerinde iş kazası geçiren
bir işçimiz için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
tarafından iş mahkemesinde açılan dava sonucunda
şirketimiz %80 oranında kusurlu bulundu ve bu nedenle de
tazminat ödememize karar verildi. Karar doğrultusunda
şirket olarak söz konusu tazminatı ödedik. Ödenen bu
tazminatı kurum kazancının tespiti aşamasında gider
olarak indirim konusu yapabilir miyiz?
YANIT: Kurumlar Vergisi Yasası’nın 6. maddesi uyarınca
“Safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi
Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümleri
uygulanır.” Gelir Vergisi Yasası’nın 38. maddesi gereği
olarak da ticari kazancın belirlenmesi aşamasında, söz
konusu yasanın 40. maddesinde sayılmak suretiyle
belirlenmiş bulunan giderlerin safi kazancın tespiti
sırasında indirim konusu yapılması mümkündür.
Gelir Vergisi Yasası’nın 40. maddesinin 3 numaralı
bendine göre “İşle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye
veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar,
ziyan ve tazminatlar” safi kazancın tespiti sırasında
indirim konusu yapılabilmektedir.
Söz konusu zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak
dikkate alınabilmesi için;
* İşle ilgili olması
* Kanun hükmüne veya sözleşmeye veya mahkeme ilamına
göre ödenmesi gerekmektedir.
Sözleşmeye, ilama veya kanun hükmüne dayanmak ve
teşebbüs sahibinin kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla
iş kazaları dolayısıyla ödenen tazminatlar gider olarak
kayıtlara intikal ettirilebilmektedir. Ancak buna
karşılık özellikle işverenin kusurundan kaynaklanan
kazalar sonucunda ödenen tazminatlar aynı yasanın 41.
maddesinin 6. bendi uyarınca gider olarak kabul
edilmeyen ödeme niteliğindedir.
Diğer yandan Kurumlar Vergisi Yasası’nın 11. maddesinin
(g) bendi uyarınca da “Sözleşmelerde ceza şartı olarak
konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun
kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve
çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar
tazminat giderleri” kabul edilmeyen gider
niteliğindedir.
Mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde mahkeme kararı
uyarınca şirketiniz tarafından ödenen tazminatın,
şirketinizin kusurlu olmadığı orana isabet eden tutarı
Gelir Vergisi Yasası’nın 40. maddesinin (3) numaralı
bendine göre gider olarak kabul edilecek, şirketin
kusurlu olduğu orana isabet eden kısmı ise Kurumlar
Vergisi Yasası’nın 11. maddesinin (g) bendi uyarınca
kabul edilmeyen gider olarak kayıtlara intikal
ettirilecektir. (V. Seviğ)
SÖZLEŞME GEREĞİ TAZMİNATTA KDV
SORU: Yapmış olduğumuz ticari sözleşme gereği olarak
karşı tarafa sözleşmede belirtilen tarihlerde teslimatı
gerçekleştiremememiz halinde kendilerine gecikilen her
gün için belli bir bedel tazminat ödemekle mükellefiz.
Bu arada karşı taraf sözleşme konusu mal ve hizmetleri
piyasadan temin etmesi halinde ortaya çıkan fiyat
farkını da bu sözleşme gereği olarak ödemekle mükellef
bulunuyoruz.
Biz bu tazminatları ender de olsa zaman zaman ödemek
zorunda kalıyoruz. Bu durumda karşımıza bir sorun
çıkmaktadır. Biz bu tazminatları ve cezaları sözleşme
gereği öderken acaba ödenen miktarlar üzerinden ayrıca
Katma Değer ödememiz de gerekir mi?
Karşı kuruluşun son zamanlarda ısrarla üzerinde durduğu
bir konu olduğu için bunun aydınlanmasını istiyoruz.
YANIT: Katma Değer Vergisi Yasası’nın 1/1 maddesi ile
ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek
faaliyeti kapsamında Türkiye’de yapılan teslim ve
hizmetler Katma Değer Vergisi'nin konusuna alınmış
bulunmaktadır. Bu bağlamda aynı yasanın 20/1. maddesine
göre teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemin
karşılığını teşkil eden bedeldir.
Herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifası mahiyetinde
olmayan teslim ve hizmetler Katma Değer Vergisi'nin
konusuna girmemektedir. Bu şekilde yapılan işlemler
karşılığında ödenen bedeller üzerinden Katma Değer
Vergisi'nin hesaplanması gerekmektedir.
Dolayısıyla teslim edilmesi gereken malların sözleşmede
belirtilen sürede teslim edilmemesi durumunda tahsil
edilen gecikme cezaları ya da tazminatlar, mal teslimi
veya hizmet ifası karşılığında ortaya çıkmadığından,
Katma Değer Vergisi'ne tabi bulunmamaktadır.
Konuya ilişkin olarak Gelir İdaresi Başkanlığı
tarafından verilmiş bulunan bir özelgeye göre de aynı
gerekçe ile bu tür tazminatların Katma Değer Vergisi'ne
tabi olmayacağı hususu açıklığa kavuşturulmuştur.
(Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın
18.01.2007 gün ve B.07.1.GİB.0.01.54/ 5401-3035/3563
sayılı özelgesi) (V. Seviğ)
TASFİYE BİTİMİNDE KDV
SORU: Biz adi ortaklık halinde faaliyet gösteren iki
kardeşiz. Son yıllarda yaşanan ekonomik değişime ayak
uyduramadığımız için işyerimizi kapatmaya ve dolayısıyla
işimizi tasfiye etmeye karar verdik.
Son aylarda yaptığımız işler azaldığı için daha önce
yüklenmiş bulunduğumuz Katma Değer vergilerini de
müşterilerimize sattığımız mallar üzerinden alınan Katma
Değer Vergisi'nden indirim konusu yapamadık. Bu durumda
tasfiye sırasında bu vergileri nasıl değerlendirmemiz
gerekmektedir?
Bu konuda yeteri kadar bilgi sahibi değiliz.
YANIT: Katma Değer Vergisi Yasası’nın 29/2. maddesi
uyarınca “Bir vergilendirme döneminde indirilecek Katma
Değer Vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri
dolayısıyla hesaplanan Katma Değer Vergisi toplamından
fazla olduğu takdirde aradaki fark sonraki dönemlere
devrolunur ve iade edilmez.”
Ayrıca söz konusu yasanın 58. maddesinde hükme
bağlandığı üzere “Mükellefin vergiye tabi işlemleri
üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisi ile mükellefçe
indirilecek Katma Değer Vergisi, Gelir ve Kurumlar
Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul
edilmez.”
Diğer yandan, işin terk edilmesi halinde, işini terk
eden mükellefler, mevcutlarını terkten önce satış ve
benzeri yollarla tasfiye ettikleri takdirde teslim
bedeli üzerinden, mevcutlar tasfiye edilmemişse,
işletmeden çekiş göstererek Katma Değer Vergisi
Kanunu’nun 3/a maddesi gereğince emsal bedeli üzerinden
vergi hesaplayıp beyan etmek zorundadırlar. Hesaplanan
bu vergilere rağmen indirilemeyen Katma Değer Vergisi
kalırsa, indirim yoluyla giderilemeyen bu vergilerin
Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider ve
maliyet unsuru olarak göz önüne alınması mümkün
bulunmaktadır.
Bu bilgiler ışığında adi ortaklığınızın tasfiye edilmesi
sonucu mükellefiyetinin sona ermesi nedeniyle üzerinizde
kalan ve indirim yoluyla giderilemeyen ve sonraki döneme
devrolan Katma Değer Vergisi'nin ortakların hisseleri
oranında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate
alınması gerekmektedir.
YARGI KARARLARINDA
GAYRİMENKUL İŞLERİ VE
TİCARİ KAZANÇ
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2006/45
K.2006/108 T.14.4.2006
Satın alma yoluyla iktisap ettiği araziyi parsellere
ayırıp, bu parsellerden birini yine maliki olduğu bir
başka arsa ile birleştiren ve adına aldığı yapı
ruhsatına dayanarak kişisel ihtiyacı aşan büyüklükte
inşaata başlayan davacının, sonrasında da inşaatın devam
ettirilip tamamlanması hususunda müteahhit ile anlaşması
ve tamamlanarak kat irtifakı kurulan binadan hissesine
düşen bağımsız bölümlerden 29 adedini 1998 yılında
sattığı olayda, devamlılık unsurunun var olduğunun açık
olması sebebiyle, bu faaliyetinden elde ettiği kazancı
ticari kazanç olarak vergilendirilmelidir.
Danıştay 4.Dairesi E.2005/245 K.2005/2116 T.17.11.2005
Dava konusu olayda, üyelerini konut sahibi yapmak
amacıyla kurulan davacı kooperatifin bu amaçla 1987
yılında satın aldığı araziyi, üyelerinin bir kısmının
yer değiştirmesi ve bir kısmının da emekli olarak başka
yerlere yerleşmesi dolayısıyla amacına
ulaşamayacağından, zorunlu olarak ve kooperatifin feshi
sonucunu doğuracak şekilde satması neticesinde elde
ettiği kazanç; olayda münhasıran ortaklarla iş görülmesi
şartının ihlal edilmemiş olması, arazinin hiçbir
parselasyon işlemine tabi tutulmadan ve satın alma
tarihinden itibaren aradan beş yıldan fazla bir süre
geçtikten sonra satılması ve alım satım işinin birden
fazla olmaması sebepleriyle ticari kazanç olarak
değerlendirilemez.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2004/216
K.2005/70 T.1.4.2005
Davacı tarafından muhtelif yıllarda iktisap edilen
taşınmazların 21.4.1999-22.4.1999 tarihlerinde tek bir
kişiye satılmasının, Gelir Vergisi Kanunu’nun aradığı
anlamda ticari organizasyon içeren ve devamlılık arz
eden bir faaliyet sayılmayacak olması ve kazanç sağlama
amacına yönelik başkaca alım satım yapıldığına dair
tespitin de bulunmaması sebepleriyle elde edilen kazanç
ticari kazanç olarak nitelendirilemez.
Danıştay 4.Dairesi E.2002/3259 K.2003/407 T.18.2.2003
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37/4. maddesinde,
gayrimenkullerin alım satım ve inşa işleriyle devamlı
olarak uğraşanların bu işlerden elde ettiği kazançların
ticari kazanç, Geçici 56. maddenin G bölümünde ise arızi
olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu
nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen
kazançların arızi kazanç olduğu belirtilmiştir. Davacı
tarafından yapılan inşaat işi ile daire ve dükkân
satışlarından elde edilen kazancın ticari kazanç olarak
değerlendirildiği olayda; ticari kazançtan söz etmek
için bu muamelelerin devamlı ve öteden beri yapılıyor
olmasının gerekmesi, idarece daire ve dükkân satışının
birden çok olması nedeniyle olayda devamlılık olduğu
iddia edilmekteyse de arızi kazancın tanımlandığı Geç.
MD. 56’nın G bölümünde “arızi olarak ticari muamelelerin
icrasından” şeklinde çoğul düzenleme yapılması,
devamlılığın bir inşaatta birden fazla daire satışı
olarak değil, birden fazla inşaat yapılması olarak
anlaşılması gerektiği ve davacı tarafından söz konusu
inşaattan başka yapılmış veya yapılmakta olan bir
inşaatın bulunduğu hususunda bir tespitin de olmaması
sebepleriyle, davacının ticari kazanç elde ettiğinden
söz edilemez.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2001/338
K.2002/79 T.15.2.2002
Davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ve
eklerini oluşturan banka kayıtları, tapu sicil müdürlüğü
ve icra dairesi kayıtları ve borçluların ifadelerinden
yükümlünün 1994 ila 1998 yıllarında aynı ve değişik
kişilere bir veya birden çok kez, bu kişilere ait
müşteri çeklerini kırmak suretiyle veya senet veya
gayrimenkul satış senetleri karşılığı borç para
verdiğinin anlaşıldığı olayda; Danıştay’ın süregelen
içtihatları ile aralarında yakın akrabalık bağı veya iş
ilişkisi bulunmayan kişiler arasında önemli miktardaki
paraların günün ekonomik koşullarında karşılıksız olarak
alınıp verilemeyecek olması ve bir yılda birden çok veya
aynı kişiye birden çok yılda borç para verilmesinin
ikrazatçılık olarak kabul edilecek olması sebepleriyle
davacının elde ettiği gelir ticari kazanç olarak
vergilendirilmelidir.
ÖZELGELERDE
TASFİYE VE İFLAS
1. Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın B.07.1.GİB.4.06.16.01/07-KVK-17-1
sayı ve Haziran 2007 tarihli özelgesi
“Tasfiye döneminde, şirket varlıklarının paraya
çevrilmesi, alacakların tahsili, borçların ödenmesi ve
artan kısmın paylaşılması esastır. Tasfiyeye giren
kurumların, tasfiye döneminde tasfiye ile ilgili
faaliyetler dışında ticari faaliyette bulunmaları mümkün
değildir. Ayrıca, tasfiyeye giren şirketler yeni ticari
iş ve muameleler (ihalelere girmek, emtia üretimi yapmak
vb) yapamayacakları gibi tasfiye memurları da tasfiyeyi
bir an önce sona erdirmek amacıyla şirketlerin başlamış
ve devam eden tüm işlerini en kısa zamanda tamamlamak
için gerekeni yapmak zorundadırlar. Bu itibarla şirketin
-yeni mal alımı yapmaksızın- envanter kayıtlarında da
yer alan hammadde ve yarı mamul mallarını satabilmek
için fason işçilik yaptırması, tasfiyenin
sonuçlandırmasına yönelik bir işlemler olduğundan,
ticari faaliyet kapsamında nitelendirilemez.”
2. Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 6.4.2007 tarih
ve 1063 sayılı özelgesi
“367 seri no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde,
Kurumlar Vergisi mükelleflerinin Kurumlar Vergisi
beyannamesini ve geçici vergi beyannamelerini elektronik
ortamda göndermek zorunda oldukları belirtilmiştir.
Bununla beraber, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi
Başkanlığı’nın tamim mahiyetindeki duyurusunda; anılan
genel tebliğe göre zorunluluk kapsamında olmasına rağmen
tüzelkişiler için tasfiye, devir, birleşme, hesap
döneminin değişmesi durumunda verilmesi gereken kıst
dönem beyannameleri ile gerçek kişiler için ölüm halinde
verilmesi gereken kıst dönem beyannamelerinin henüz
elektronik ortamda alınamaması nedeniyle söz konusu
beyannamelerin kâğıt ortamında vergi dairelerince kabul
edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bu nedenle ve
otomasyon sisteminin kıst dönem beyannamelerinin
elektronik ortamda kabulüne imkân vermemesi sebebiyle
tasfiye sonu beyannamesinin ve bir önceki tasfiye dönemi
beyannamelerinin yasal süresi içinde kâğıt ortamında
verilmiş olmasının ‘mücbir sebep’ hali olarak kabul
edilmesi ve özel usulsüzlük cezası kesilmemesi gerekir.”
3. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 22.11.2006
tarih ve 22582 sayılı özelgesi
“Herhangi bir sebepten dolayı tasfiyeden (iflastan)
vazgeçilmesi halinde, kurum hakkında tasfiye hükümleri
uygulanmayacak olup, böyle bir durumda tasfiyede
vazgeçme kararı, bu kararın alındığı dönemin başından
itibaren geçerli olacak, tasfiyeden vazgeçme kararının
alındığı tarihe kadar verilen beyannameler normal
faaliyet beyannamelerinin yerine geçecek, tasfiyeden
vazgeçilen kurumun geçici vergiyle ilgili yükümlülükleri
ise tasfiyeden vazgeçilmesine ilişkin kararın alındığı
tarihi kapsayan geçici vergilendirme dönemi başından
itibaren başlayacaktır. Buna göre 8.11.2006 tarihli
mahkeme kararı ile iflas kararı kaldırılan şirket
hakkında tasfiye hükümleri uygulanmaz. Kurumun geçici
vergi yükümlülüğü 8.11.2006 tarihini içeren 10-12/2006
vergilendirme döneminden itibaren tekrar başlar. İflasın
kaldırılması kararı, 1.1.2005 tarihinden itibaren
geçerli olduğundan, kurumun vergilendirilmesinde bu
tarihten itibaren tasfiye dönemi yerine hesap dönemi
geçerli olacaktır. Ancak, iflas kararının alındığı
19.10.1998 tarihi ile iflasın kaldırıldığı 8.11.2006
tarihi arasındaki döneme ilişkin vergilerden KVK’nın 17.
maddesinin 7. bendi gereğince tasfiye memurları (iflas
halinde iflas masası) sorumlu olacaktır.”
4. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 6.2.2007 tarih
ve 1991 sayılı özelgesi
“5520 sayılı KVK’nın 17/7. maddesinde; tasfiye
memurlarının, kurumun tahakkuk etmiş vergileri ile
tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergiler ve
diğer itirazlı tarhiyatlar için İcra İflas Kanunu’nun
207. maddesine uygun bir karşılık ayırmadan aynı kanunun
206. maddesinin 4. sırasında yazılı alacaklılara ödeme
ve ortaklara paylaştırma yapamayacakları, aksi takdirde
bu vergilerin asıl ve zamları ile vergi cezalarından
şahsen ve müteselsilen sorumlu olacakları,
belirtilmiştir. Yine aynı maddenin 8. bendinde ise
kurumdan aranan vergilerin sonucu alınıncaya kadar
tasfiye memurlarının, sorumluklarının devam edeceği
düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre kurumların
tasfiyesinde ve iflasında vergilemeye ilişkin ödev ve
sorumluluklar tamamen kanuni temsilci durumunda olan
tasfiye memurları ile iflas masasına yüklenmiştir. Bu
itibarla, iflasına karar verilen müflis kurumun iflas
muameleleri sona erinceye kadar vergilemeye ilişkin ödev
ve sorumluluklar tamamen kanuni temsilci durumunda olan
iflas masasınca yerine getirilmek üzere
mükellefiyetlerinin devam edeceği hususu tabiidir.”
YENİ YAYINLAR
Bugün tanıtacağımız çalışma Gelirler Kontrolörü Ercan
Alptürk tarafından kaleme alınmış bulunan “Gayrimenkul
Değerleme Rehberi” adlı kitap. Yirmi bir bölümden oluşan
kitap, soru cevap şeklinde hazırlanmış. Konu çok boyutlu
olarak olarak ele alınarak konuya ilişkin genel
bilgilerden sonra, değerleme şirketleri, vergi, finansal
kiralama, tüketicinin korunması, bankacılık sektörü,
yatırım ortaklıkları, mortgage, teşvik mevzuatı
açısından irdelemelerde bulunulmuş. Kitap çok daha geniş
boyutlu olarak hazırlanmış olmakla birlikte, aynı
zamanda değerleme uzmanlığı sınavlarına hazırlanan için
de iyi bir kaynak niteliğinde. Değerleme şirketlerini de
irdeleyerek değerleme rapor tekniklerini de aktaran bu
kitabı edinmek isteyenler yayıncı kuruluş olan Maliye ve
Hukuk Yayınları'na (0312.438 56 50) müracaat
edebilirler.
SÖZÜN ÖZÜ
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe
ulaştıramayan okçudan daha başarılı değildir.
MONTEIGNE
Kaynak:Referans Gazetesi /
10.10.2007
Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz
|