|
49
ildeki teşvikli şirket çalışanı asgari geçim indirimi
alamıyor
Ücretlilerde vergi iadesinin yerine
getirilen Asgari Geçim İndirimi'ni bir seneden fazla
zamandır tartışıyoruz. Maliye, çok önceden ilan etmesine
rağmen maalesef bu uygulamanın yapısını dört başı mamur
inşa edemedi.
Uygulama ile ilgili tebliği, Aralık 2007'de ancak
yayınlanabildi. 2008'in ikinci ayını tamamlıyoruz, ama
konu ile ilgili boşluklar da henüz doldurulabilmiş
değil. İlk olarak aralık ayında değindiğim ve
yetkililerin yılbaşından önce çözeceklerini söylediği
teşvikli illerdeki ücretlilere ilişkin sorun da halen
devam ediyor. Bir taraftan teşviki budayan, diğer
taraftan teşvikli yörelerdeki çalışanları eski deyişle
'vergi iadesi geliri'nden mahrum eden sıkıntının bir an
önce çözülmesi gerekiyor.
Sıkıntının temelinde, 5084 sayılı Yatırımların ve
İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun yatıyor. Bu kanun uyarınca
ülkemizde istihdam üzerinden alınan Gelir Vergisi'nde
işverenler lehine teşvik uygulanıyor. Teşvik
kapsamındaki 49 ilde en az on işçi çalıştıran
mükellefler, bu teşvik uygulamasından faydalanabiliyor.
Bu kanundan faydalanan mükellefler, çalıştırdıkları
işçilerin ücretleri üzerinden gerekli vergi kesintisini
yapıyor ve muhtasar beyanname ile beyan ediyorlar.
Fakat, bu ücretler üzerinden hesaplanan Gelir
Vergisi'nin; organize sanayi veya endüstri bölgelerinde
kurulu işyerleri için tamamı, diğer yerlerdeki işyerleri
için yüzde sekseni, verilecek muhtasar beyanname
üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin ediliyor.
Böylece yatırım ve istihdamdaki işçi ücretleri
üzerindeki vergisel yükler azaltılarak teşvik
sağlanıyor.
Ancak Asgari Geçim İndirimi getirildikten sonra 5084
sayılı kanundan faydalanan işyerlerinde çalışan
ücretlilerin bu uygulamadan ne ölçüde faydalanacağı
hususunda tereddütler hasıl oldu. Çünkü söz konusu
indirimin ücretlilere ödenmeden vergiden düşülmesi
mümkün değil. Bu durumda teşvikli bölgelerde faaliyet
gösteren ve ilgili kanundan faydalanan mükelleflerin
normalde teşvik sayesinde devlete ödemeyecekleri vergiyi
Asgari Geçim İndirimi kapsamında ücretlilere ödemeleri
ve sonra bunu hesaplanan vergiden düşerek muhtasar
beyanname ile vergi dairesine bildirmeleri gerekiyor.
Söz konusu uygulama, bu yüzden teşvik kapsamında
bulunmayan işyerlerine fazladan bir yük getirmezken,
teşvik uygulamasından faydalanan mükelleflere 'indirim'
tutarı kadar ek bir yük getiriyor. Bütün bunlar 5084
sayılı kanunla tanınan avantajların budanması; hatta
bazen tamamen ortadan kaldırılması manasına geliyor.
Tabii işverenler bu yükü üstlenmek istemediklerinden
ücretlilere Asgari Geçim İndirimi ödemesi yapmıyor.
Çalışanları da 50 ile 70 yeni lira arasındaki ek
gelirden mahrum kalıyor.
Maliye, vergi affı kanununa ilave maddeler koyarak
sorunu çözmeyi düşünüyor. Düzenleme hakkında henüz
ayrıntılı bilgi verilmiyor. Ancak Maliye konu ile ilgili
görüşünü önceden açıklamıştı. Buna göre uygulamanın
muhtasar beyannamedeki sıra dikkate alınarak yapılması,
yani önce 5084 sayılı kanun hükümlerinin uygulanması, bu
uygulama sonucunda ödenmesi gereken bir tutar kalması
halinde de bu tutardan çalışanın medeni durumuna göre
hesaplanacak Asgari Geçim İndirimi tutarının düşülmesi
gerekiyor. Bu şekildeki bir uygulamada ücretliler Asgari
Geçim İndirimi'nden ya hiç faydalanamıyor veya sınırlı
olarak faydalanıyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Özel usulsüzlük cezalarında fiilî tespit şartı aranıyor
Vergi inceleme elemanları mükellefler nezdinde
yaptıkları vergi incelemelerinde, belgesiz mal veya
hizmet alımı veya satımı sonucuna ulaşıp raporlarında
özel usulsüzlük cezası kesilmesini isteyebiliyor. Ancak
bu şekilde kesilen cezalar çeşitli sebeplerle
mahkemelerce iptal ediliyor. Uygulamadaki farklılık
ilgili kanunun farklı yorumlanmasından kaynaklanıyor.
Vergi Usul Kanunu (VUK) 353/1. maddesine göre verilmesi
ve alınması gereken fatura, gider pusulası, müstahsil
makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi,
alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek
meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde; bu
belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her
birine, her bir belge için 149 Yeni Türk Lirası'ndan
aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken
meblağın veya meblağ farkının yüzde 10'u nispetinde özel
usulsüzlük cezası kesilir.
Maliye; kanunda belge vermeme ve almamanın unsurları ve
failleri bakımından birbirinden farklı ve bağımsız iki
eylem olduğunu, belge vermeme fiilinin cezalandırılması
için belge alanın da tespit edilmesi şartının kanunda
aranmadığını ileri sürüyor. Kanunda her iki taraftan söz
edilmesindeki amacın, bu işleme taraf olanların her
ikisinin fiilinin de özel usulsüzlük cezasını
gerektirdiğinin vurgulanması olduğunu, bu sebeple
belgeyi almayanın tespit edilememesinin, belge vermeyen
adına ceza kesilmesini engellemeyeceğini iddia ediyor.
Bunun aksine mükellefler ve onların lehine karar veren
mahkemeler ise; söz konusu fıkra uyarınca özel
usulsüzlük cezası kesilebilmesi için hem alıcı hem de
satıcının tespit edilmesi gerektiğini, maddede öngörülen
nitelikte bir tespitin bulunmaması halinde yapılan eksik
tespite dayanılarak ceza kesilemeyeceğini düşünüyor. Bu
görüştekilere göre cezayı gerektiren fiilin tüm
unsurları tamam olmadan failin cezalandırılamayacağı
yolundaki genel ceza hukuki ilkesi idari cezalar için de
geçerli olup, varsayım ya da kıyas yoluyla ceza
uygulanması hukuka aykırı kabul ediliyor. Buna göre
belli belgelerin verilmemesi ve alınmaması usulsüzlük
eylemi olarak kabul edildiği ve cezaların miktarı
belgede yazılması gereken meblağa göre belirlendiği
için, bu fiillerin olay anında tarafları, konusu ve
miktarı açısından tüm unsurlarıyla somut olarak tespit
edilmesi gerekiyor. Sonradan yapılacak değerlendirme ve
varsayımlarla belli sayıda belgenin düzenlenmediği
sonucuna varılması, özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi
için yeterli görülmüyor.
AHMET YAVUZ
Zaman / 11.02.2008 |