|
Vergi teşviki yetmez,
bazen de gerekmez
Çok önemli konular bile,
fazla kitabi anlatıldığı zaman, yeterince dikkat
çekmeyebiliyor; ya da insanların günlük hayatta
karşılaştıkları somut olaylarla ilişkilendirilmedikleri
zaman. Küresel şirket yöneticilerinin, uluslararası
düzenleyici kuruluşların, zaman zaman da hükümetin ve
çok ender de olsa iktisatçıların üzerinde durduğu
"yatırım ortamı" ya da "yatırım iklimi" gibi kavramların
önemi de kısmen bu nedenle iş dünyasının ve halkın
öncelikli gündeminde hak ettiği yeri alamıyor. Bugün bu
konuyu başka bir perspektiften irdelemeye çalışacağım.
Van'daki fabrika
Geçen yılın ilkbahar aylarında bu sütunlarda yayınlanan
(24 Nisan 2007 tarihli DÜNYA) "Yetersiz yatırım ortamı
ve serbest bölgeler" başlıklı yazıda, gelişme yarışında
zaman yitirmiş ve doğal kaynak zengini olmayan
Türkiye'nin büyüme ve yatırım hedeflerine ulaşmak için
köklü ve fakat uzun vadeli yapısal reformlarını
sürdürürken, kısa vadede de, ülkenin ortalama yatırım
dinamiklerinden daha ileri ve güvenli koşullar taşıyan
yatırım adaları oluşturmak gibi katalizör politika
araçlarını kullanması gerektiğini belirtmiştik.
Geçtiğimiz pazar günü Mahmut Övür'ün Sabah
Gazetesi'ndeki köşesinde Van Organize Sanayi Bölgesi'nde
kurulu 60 bin ton yıllık kapasiteli bir madeni yağ
fabrikasının, çok yakınındaki komşu ülkelerden tedarik
edebileceği hammaddeyi Gebze'deki ithalatçılardan almak
zorunda kalması nedeniyle, yüzde beş kapasiteyle ve
ancak 30 kişiye istihdam sağlayarak çalışabildiğini
aktarması, bu konunun ülkemizin başka sorunları
açısından da hayati bir önem taşıdığını hatırlattı.
Anlaşıldığına göre Van'da "ihtisas gümrüğü" bulunmaması,
nakliye maliyetlerinin üretimi rekabetçi düzeyden
uzaklaştıracak kadar yükselmesine yol açıyor.
Aslında bu ve benzeri sorunlar, kuşkusuz, devletin
ilgili birimlerince de biliniyor. Eksik olan, stratejik
politika alternatiflerine yeterince önyargısız
yaklaşılmaması ve mevcut idari ve bürokratik
yetersizlikler değişmez kabul edilerek kontrol kaygısı
ağır basan ve sorumluluk riskini asgariye indiren,
maliyet ve rekabetçilik gibi unsurları ise gözardı eden
kolay seçimlerin tercih edilmesi.
Yetersiz bölge dinamikleri
Türkiye küçük ve homojen bir ülke olsaydı bile mevcut
statik ve vergi teşviki odaklı, istismara açık bu
nedenle de ciddi bir karşıt lobi yaratan, kural dışı bir
serbestlik görüntüsü veren serbest bölge politikalarının
alternatifi, böyle politikalardan vazgeçmek değil,
aksine amacı ve çerçevesi tartışmaya yer bırakmayacak
açıklıkta belirlenmiş, etkin yönetilen, yatırım odaklı
sistemler kurulması olurdu. Oysa bir de bölgesel
gelişmişlik farkları gibi önemli bir sorunumuz var;
başta doğu ve güneydoğu illeri gibi bölgelerde
yoğunlaşan ve büyük ölçüde güvenlik zafiyetlerine,
siyasal risklere de yol açan bu sorun, onlarca yıldan
beri değişik paketlerle devreye sokulan şablon teşvik
paketlerine rağmen, giderilemedi. Çünkü hiçbirinde
bölgenin kendi dinamiklerini, dolayısıyla yatırım
ortamını geliştirmeye yönelik politika tedbirleri yer
almıyordu. Enerji ve ulaşım altyapısı, eğitimli insan
kaynağı olmayan, hammadde kaynaklarına ve pazara
bağlantıları zayıf bir bölgede sadece vergi teşvikleri
verilmesi, doğal olarak yatırım iştahını uyandırmadı,
yatırımcı çekmeye yetmedi.
Bu açıdan 2003 yılında Gümrük Kanunu'nda yapılan
değişiklikler ile uygulamaya konan "sınır ticaretini
geliştirici düzenlemeler" daha gerçekçi bir yaklaşımın
ürünü. Esas itibariyle doğu ve güneydoğu bölgesindeki 13
sınır ilinde ve 7 mücavir (komşu) ilde ekonomiyi
canlandırmak, mal tedarik maliyetini düşürmek,
bürokrasiyi ve kayıtdışını azaltmak, girişimciliği
özendirmek amacıyla anlaşmalı komşu ülkelerle yapılan
kendine özgü bir dış ticaret rejimi olan sınır
ticaretinde il özel idareleri, ticaret, sanayi ve esnaf
odaları ve ihracatçı birliklerinin katılımıyla "sınır
ticareti merkezleri" kurulmuş ve bu merkezler TC gümrük
sınırları dışında sayılmıştır. Ancak sözgelişi Van-Kapıköy
merkezinde 2007 yılı sonu itibarıyle yıllık 8.5 milyon
dolar ihracat, 350.000 dolar ithalat gibi beklentilerin
altında bir sonuç veren uygulama, bir yandan kaçakçılık
ve kayıtdışı korkusuyla sürdürülen idari zorluklarla,
diğer yandan yararlanan kişi ve şirketlerin kotaları
gereğince kullanamadığı eleştirileriyle
karşılaşmaktadır. Ayrıca sınır ticaretinde KDV iadesinin
ve kambiyo rejiminin netleştirilmesi ihtiyacı vardır.
Yukarıda sözü edilen fabrikanın sorunuyla ilgili olarak,
"ihtisas gümrüğü" bulunmasa da üretici şirketlere
hammadde ve girdi tedariki ile ilgili kolaylıkların
sağlanması, mevcut gümrük rejimi çerçevesinde dahi,
kanaatimce mümkündür. Engel olarak zikredilen AB
kuralları da, AB'nin özellikle bölgesel farkların
giderilmesine olumlu baktığı düşünülürse, büyük ölçüde
esnetilebilir.
Devlete düşen
Sonuç olarak, gerek geri bölgelerin geliştirilmesi,
gerekse özel ekonomik gelişme bölgeleri oluşturulması
stratejik olarak kararlaştırılmışsa, devletin suiistimal
kaygısı ve kontrol zorluğu bahanesiyle bu stratejiyi
fiilen ortadan kaldırması yanlıştır. Hele Kürşad Tüzmen
gibi sorunlara piyasa ve girişimci açısından bakmaya
özen gösteren bir Dış Ticaret Bakanı'nın, serbest
bölgeler konusunda da, sınır ticareti konusunda da
klasik bürokratik reflekslere değil, yatırım iştahını
artırmaya, katma değer ve istihdama yönelik yaratıcı
modeller arayışına öncülük etmesi beklenir.
Kabul edilmelidir ki yatırımın artması istenen
bölgelerin dinamikleri olumlu yönde değişikliğe
uğratılmazsa, mevzuat teşvikleri bir işe yaramaz.
Adnan NAS
adnan.nas@tr.pwc.com
13.05.2008 |