Muhasebe  

Maliye

Vergi

Sigorta

İletişim

  MUHASEBE GÜNCEL BÜLTEN :   02.08.2007
    

                                           Ana Sayfa 

                             Muhasebe Forum 

                                      SSK Mevzuat

                                    Danışma Hattı 

                      2007 Yılı Uygulamaları

                         Staj-Stajyer Rehberi

                     2007 Yılı Pratik Bilgiler

 

 

 


 

Kur lobisi mi, yoksa faiz lobisi mi haklı?
 

Türkiye'de kamunun sağladığı inanılmaz kazanç imkânı ve kronik enflasyon ortamı sebebiyle her zaman güçlü bir faiz lobisi olmuştur. İstanbul Sanayi Odası (İSO), 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Anketi'ni yayınladı. Kur, enflasyon, rekabet zorlukları vs. bir sürü şikâyet var.
Konular oldukça karmaşık. Ancak bir işadamı olarak siz günün sonunda neye bakarsınız? Kâr rakamlarına tabii ki. Bütün tartışmaların bittiği yer orasıdır. 2005 yılına göre 2006'da şirketlerin hemen her kategoride satışı, üretimi, ihracatı ve dahi kârlılığı artmış. Hem de geçen yılki mayıs-haziran dalgalanmasına rağmen.

Peki, 'Çok kâr elde ettik; ama sor bize nasıl?' diye timsah gözyaşları dökmeye ne gerek var? Oda Başkanı Sayın Tanıl Küçük, kendi üyelerinin başarısından adeta rahatsız olmuş gibi, kendi kurumunun elde ettiği rakamları takla attırarak yorumluyor. Örneğin 2006 yılını mukayese etmek için bula bula 1990'lı yılları, yani Türkiye'nin 'kayıp on yılını' buluyor. "O zamanlar bugünden çok daha iyiydik." demeye getiriyor. Bu, işadamımızın içinden geçtiğimiz dönemi ne kadar anlayabildiğine ve ne kadar başarıyla uyum sağlama kapasitesine sahip olduğuna dair çarpıcı bir örnek. Peki, özlenen o dönemde işadamının kazancı nereden gelmiş? Yüzde 70'lere varan oranda 'faaliyet dışı kazançlardan'. Yani kamuya kullandırılan fonlardan gelen tatlı faiz kazancından.

Öte yandan hem enflasyon hem de rekabetçi bir üretim ekonomisi ikame edilmeden girişilen ihracata dayalı büyüme modelimiz sebebiyle ülkede sürekli bir devalüasyon (kur) lobisi de mevcut olmuştur. Düşür TL'nin değerini, kazan rekabetçi üstünlük, sat dışarı. İhracatta sürekli miktar endeksi artarken, kazanç endeksi düşüyordu. Bunun adı 'fakirleştiren ihracat modeli' idi. İyi de tam 20 sene devam eden bu devalüasyon modeli dünyaya kaç tane şampiyon marka hediye etmemize katkı sağladı? Cevap 'sıfır'. Cari açık mı kapandı? İthalat bağımlılığımız mı daraldı? Hayır. Devlet destekleriyle nasıl ki verimli bir tarım ve zengin bir çiftçimiz olmadı, devalüasyon yoluyla da rekabetçi bir sanayimiz olmadı, yerli sanayimiz kurtulmadı, gelişmedi. 'Ülkeyi batırdı' diye hayıflanılan ve karşı çıkılan Gümrük Birliği olmasa idi, şimdi yine içimize kapanmış kendi kendimize ulusalcı raconlar kesiyor ve dibe doğru debeleniyor olacaktık. Bunu da geçelim.

 

Bu yazıda kur ile başlayıp, ilave bir yazı ile de faiz bahsine gireceğim. Acaba kim haklı? Bu aşamada kurdan şikâyet edenler hiç bu kadar haklı olmamışlardı. Tabii haklı olmak başka, alacaklı olmak başka! Şekilde reel kur endeksindeki gelişmeler gösteriliyor. YTL'nin 1 dolar artı 1,5 Euro'dan oluşan kur sepetine göre değerinin ne yönde geliştiğini gösteren bir endeks rakamı bu. Bundan sonraki durumu mukayese edebilelim diye 1987'deki seviyeye 100 diyelim. 2001 sonunda endeks dibe vurmuş ve adeta TL'nin değeri 1987 seviyesine gerilemişti. Sonra görüyorsunuz, kur bugün 200 seviyelerine tırmanmış. Tarihî zirve.

Kurun düşmesini son yıllarda birçok açıdan haklı bulmuş ve desteklemiştim. Tekrar etmeyeyim. Ancak en önemli gerekçe, kur aracılığı ile yerli sanayinin terbiye edilmiş olması idi. Sanayici ayakta kalabilmek için gerçek kazanımın verimlilik ekonomisine dayalı katma değer oluşturmaktan geçtiğini bu sayede keşfetti. Yabancı sermayeli şirketlerin sürüklediği bir verimlilik artışı dikkat çekici boyutta. Ekonominin geri kalanını da bu katara ilave edebilirsek, yolumuz açılacak.

Ancak, rekabet deyince makroekonomik faktörlerin etkisini göz ardı edemeyiz. Kurların geldiği düzey artık hiçbir gerekçeyle savunulamaz. Temel mesajımız şu; eğer bir şekilde kurdaki erozyon durdurulamazsa, mutlaka sanayicinin alternatif araçlarla durumunun telafi edilmesi gerekir. Gelecek günlerin en sağlam tartışması bu olacak gibi.

 
Doç. Dr. İbrahim Öztürk

Marmara Üniv. Öğr. Üyesi

 

 


Copyrıght © 2005 -2007  www.muhasebenet.net- www.muhasebenet.com - Türkiye'nin muhasebe rehberi. Her hakkı saklıdır.