| |
Verginin böylesine gel de şaşma!
Yeminli Mali
Müşavir Cazim Gürbüz,
sıra dışı olan vergi uygulamalarını Edebiyatlaşan
Vergiler adıyla bir araya topladı
Edebiyatlaşan Vergiler – Vergi ve
muhasebede bilinmeyenler- adlı kitap aslında
dünyada verginin gayri resmi tarihi olarak
nitelendirilebilir. Benjamin Franklin’e ait olan “Bu
dünyada kesin olarak hiçbir şey söylenemez, ölüm ve
vergiden başka.” sözüyle başlayan kitapta; ilk
olarak edebiyat dünyasında tanınan maliye kökenli
isimleri ve vergi üzerine yazı ve şiir yazan
edebiyatçıların eserlerinden alıntılar yapılıyor.
Yazar Cazim Gürbüz’ün kitabında dünyada ve
Türkiye’de yapılan çok ilginç vergi uygulamalarına
da yer veriliyor. İşte bunlardan bazıları;
Edebiyatlaşan Vergiler
Muhasebe ve dolayısıyla vergi
ile bunca yıl hasır nesir olursunuz, ekmeğinizi
bunlardan kazanırsınız, isinizi iyi yapmaya gayret
edersiniz; öte yandan gece ve gündüz kalem ve kitap
elinizden düşmez, yazar ve okursunuz durmadan. Bu
birbirine karşıt gibi görünen ya da algılanan iki
hayat yolu, iki yetenek, iki merak, sonunda tatlı
bir ortaklığa vardı. Okuduğum kitaplarda, vergi ve
muhasebe ile ilgili, ilginç ve sıra dışı olarak
olarak gördüğüm her olay, her olgu ve her bilgi,
ilgimi çekmeye başladı. Derlemeye, yazmaya başladım
bunları. Elinizdeki kitap böyle doğdu iste.
Anası edebiyat,
babası muhasebedir.
Vergi ve Edebiyat”, “Vergi Ve Muhasebe Gülmeceleri”,
“Vergi İsyanları”, bu gayretlerden bazı
baslıklardır. “Tarihte Vergi” ise, verginin tarihi
değildir; vergi tarihinin hiç ya da az
bilinenlerinden yapılmış, ilgi çekici derlemelerdir.
…
Şair Eşref’in “fahişelik vergisi” koymak isteyen
dönemin hükümetine yolladığı taşlama, deyim
yerindeyse “it yese kudurur” cinsinden:
“Vergi miktarını ol mertebe artırmalı ki
Sahibi servet olanlar da züğürt kalmalıdır.
Yalnız fâhişeler vergisi haksızlık olur,
Evlilerden de yattıkça rüsûm almalıdır.”
Vergi de
Sümerlerle başlar
Tarih kitaplarında yazının bulunmasına atıf
yapılarak bilinen tarihin Sümerlerle başladığı
belirtilir. Yalnızca bilinen tarih değildir
Sümerlerle başlayan, bilinen ilk vergi uygulamaları
da Sümerlerle birlikte başlamıştır. Yeminli Mali
Müşavir ve Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Cazim
Gürbüz, kitabında, “Sümerlerin evlenme, boşanma ve
ölümden bile vergi aldıklarını belirterek, bir Sümer
tabletinde şu uyarının yapıldığını ifade ediyor:
“Bir beyiniz, bir kralınız olabilir, ancak asıl
korkulacak olan bir vergi memurudur”.
Peşkeş de
bir tür vergiymiş
Yazar Cazim Gürbüz, Türk siyasetinde muhalefet
tarafından her zaman çok kullanılan peşkeş’in
aslında bir vergi türü olduğunu belirterek şunları
ifade ediyor: “Peşkeş, Farsça “pişkeş” sözcüğünden
geliyor... Osmanlıca-Türkçe sözlükte Pişkeş’in
karsısında şunlar yazılı: Başkasının malını birine
bağışlamak. Verilmemesi lazım olan şeyi başkasına
vermek. Karşılıksız vermek. (Bir şeyde mehâsin ve
şeref hâsıl oldukça, havassa peşkeş ederler; seyyiât
olsa, avâma taksim ederler!) Profesör Ahmet Mumcu,
bir mülakatında Peşkeş konusunda şunları söylüyor:
“Peşkeş; Osmanlı kamu hukukunda üst düzeyde bir
devlet memuruna verilen “yasal hediye”dir, rüşvet
değildir... Sözgelimi.. bir büyük vezir, bir adamın
isini hallettiğinde buna karşılık “pişkeş” alır.. Bu
yasaldır ve belli hadleri vardır. Bunun üstü rüşvete
girer...”
İstanbul’a
vergi muafiyeti
Kitabında günümüzde, vergi tahakkuk ve tahsilinde
hep birinci sırada İstanbul’un geldiğini ifade eden
yazar, Namık Kemal’in 18 Kasım 1872 tarihli yazısına
atfederek Osmanlı döneminde İstanbul’da
yaşayanlardan vergi alınmadığını belirterek, Namık
Kemal’in yazısını özetliyor: “Acaba İstanbul’dan
niçin vergi ve asker alınmaz? (...) Devlet müsavat-ı
umumiyeyi ilan etmiş iken nasıl olur ki, umum
memalik (bütün ülke) halkı vergi ile mükellef olsun
da, yalnız bir şehrin ahalisi muaf tutulsun. Umum
memleketin delikanlıları hıfzı vatan uğrunda asker
olsun, çanta tasısın, soldat sallasın da, yalnız
şehrin çocuklarında –birkaç beldeden başka-
mülazımdan (teğmen) aşağı asker bulunmasın. (...)
Meşakkatle senede birkaç kile buğday hasıl edebilen
bir rençper (çiftçi), birkaç nam ile devlete
vergiler versin de, İstanbul’da küse-i rahata
kurularak günde binlerce altun devreden bankerlerin
hazineye bir para ianesi olmasın? Dünyada hiçbir
imtiyaz yoktur ki ahlak ifsad etmesin. İstanbul’da
taşralara nispet, yokluğunu gördüğümüz bozulmanın
asıl sebebi her türlü tekaliften (vergiden)
masuniyettir.”
Albayla
tahsildarın rekabeti
Kitapta; vergi tahsildarlarının 18. ve 19. YY’da
orduda en önemli komutanlardan olan albaylarla bile
güç gösterisine girerek geçit töreni
yaptırtabildiklerini şöyle anlatılıyor: “Gustave
Flaubert’in çok bilinen romanı ‘Madam Bovary’de,bir
kasaba panayırındaki geçit töreninden söz edilir.
Halk günler önceden hazırlanmıştır bu panayıra,
katılım yüksektir, ilgi fazladır. Flaubert, kasabada
görev yapan Albay’la, vergi tahsildarları arasında
öteden beri bir çekememezlik olduğu için, iki
tarafın da adamlarına ayrı ayrı geçit yaptırttığını
yazıyor. Daha fazla ayrıntı vermemiş yazar, ancak
yazılanlardan bazı gerçekleri seçip çıkarmak çok da
zor değil. Sözgelimi, 18 ve 19.yüzyıl Fransa’sında
vergi tahsildarlarının küçücük bir kasabada bile
çokça bulunduğunu, bu tahsildarların geçit
yaptırtacak kadar çevrelerine adam
toplayabildiklerini ve bir Albay’la bile rekabet
edebildiklerini anlıyoruz.”
Yellenme
vergisi ödemeyeceğiz
Büyükbaş besi hayvanlarının saldıkları metan
gazlarının sera etkisine sahip olduğu gerekçesiyle,
Yeni Zelanda Hükümeti’nin koymayı düşündüğü çevre
temizlik ve araştırma vergisi, bu ülkede yasayan
çiftçileri isyan ettirdi. “Yellenme Vergisi
ödemeyeceğiz!” diye haykıran çiftçiler, parlamento
binasına doğru yürüdüler. Protestocu grubun önünde
bulunan bir ineğin boynuna “suçsuzum” yazılı levha
asıldı. Çiftçiler 65 bin imzalı bir dilekçeyi
ilgililere verdiler. Hükümet yetkilileri ise,
alınacak vergilerle metan gazının sera etkisinin
araştırılacağını ve amaçla 4,5 milyon dolarlık bir
yatırım planlandığını söylediler.
Kaynak: Haber 7
10.02.2007 |
|