|
Vergi cezalarında af
gereği
Son olarak 2002 yılında "Vergi Barışı" adı altında
çıkartılan af kanunundan bu yana, bu kanunla birlikte
vergi mevzuatımızda ve ceza sistemimizde gerekli
düzenleme ve iyileştirmeler yapılmadığı için, affı
doğuran sebepler olduğu gibi devam etmektedir.
Her ne kadar arada "özel bir uzlaşma" yolu ile vergi
yargısındaki ihtilafları kaldırma amaçlı bir Kanun kabul
edildiyse de, bu Kanunda sorunu çözmemiştir. Çünkü kanun
ceza yargısındaki ihtilafları dışladığı gibi, ihtilaf
yaratılmamış veya sona ermiş davalardan kaynaklı kamu
borçlarını da dışlamıştır. Bu dışlama, borçlu
mükellefler arasında da bir eşitsizlik yaratmıştır. Bu
eşitsizliği giderecek bir düzenlemenin mutlaka yapılması
gerekmektedir.
Bu yazımızda, konunun sadece bir yönü, vergi ceza
hukukunun ceza yargılaması hürriyeti bağlayıcı yaptırımı
gerektiren filler dolayısıyla oluşna ceza yargılaması.
Her yıl binlerce mükellef Ceza Mahkemelerinde sanık
mevkiine taşınmaktadır. İşte size rakamlar:
|
AÇILAN DAVA VE SANIK SAYISI
|
|
Yıl
|
Dava
|
Erkek
|
Kadın
|
Toplam
Sanık
|
|
2000
|
7.064
|
9.686
|
615
|
10.301
|
|
2001
|
7.817
|
12.236
|
597
|
12.833
|
|
2002
|
7.506
|
10.106
|
435
|
10.541
|
|
2003
|
6.718
|
9.073
|
447
|
9520
|
|
2004
|
6.398
|
9.080
|
429
|
9509
|
|
2005
|
5.405
|
6.983
|
334
|
7.317
|
|
2006
|
4.949
|
6.103
|
299
|
6402
|
|
TOPLAM
|
45.857
|
|
66.423
|
Görüldüğü gibi
2002-2006 yıllarında 64.477 kişi, daha doğrusu mükellef
veya şirketlerin kanuni temsilcisi 45.857 davada sanık
mevkiine taşınmıştır. Bu istatistikte 2002'den sonra
dava ve sanık sayılarındaki azalma, denetimin veya suç
oranının azalmasından değil, 4811 sayılı Kanunla
getirilen "matrah artırımı" müessesesinden dolayıdır.
Peki, bunca kişi aleyhine açılan davalarda mahkûmiyet
oranı nedir? Ona da bir bakmak gerek. Rakamlar
gösteriyor ki, Vergi Usul Kanununa muhalefet
suçlamasıyla açılan davalardan 20002006 yıllarında
sonuçlananlarında mahkûmiyet oranı yüzde 40. İşte
rakamlar:
|
MAHKEMELERİN VERDİĞİ KARARLAR
|
|
.
|
Mahkûmiyet
|
Beraat
|
Diğer
|
Toplam
|
|
2000
|
2. 894
|
2.037
|
1.709
|
6640
|
|
2001
|
2.719
|
1.473
|
2.729
|
6.921
|
|
2002
|
4.638
|
2.556
|
3.825
|
11.019
|
|
2003
|
3.807
|
1.696
|
6.387
|
11.890
|
|
2004
|
4.595
|
1.728
|
6456
|
12.779
|
|
2005
|
4.156
|
1.493
|
3448
|
9.097
|
|
2006
|
4.236
|
1.270
|
3.260
|
8.766
|
|
TOPLAM
(%)
|
27.045
(% 40,30)
|
12.253
(% 18,26)
|
27.814
(% 41,44)
|
67.112
(% 100)
|
Bu rakamlar, vergi
ceza hukukunda sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu kadar çok dava açılmasının ve davalarda mahkûmiyet
oranının yarıyı bile bulmamasının çok çeşitli nedenleri
vardır. Bunların başında İdarenin yeterli inceleme
yapmadan ve suçu yeterince delillendirmeden suç
duyurusunda bulunması gelmektedir. İdari anlayışta
girişlerinde sahte belge bulunan mükelleflerin bütün
çıkışları sahte kabul edilmektedir. Örneğin yakıt giriş
faturasının sahte olduğu iddiası ile hakkında rapor
yazılan bir otel koda alınmakta ve bu otelde kalmak
suretiyle fatura alan ve defterine işleyenler suçlu
kabul edilmektedir. Oysa otel girişlerini nasıl
belgelendirdiği, otelde kalanların sorunu değildir.
Taraflar arası ticari ilişkiler incelenmeksizin bir
tarafın diğer kişilerle ilişkisinden kaynaklanan
sorunlar, bu tarafın diğer kişilerle ilişkilerine de
aynen yansıtılmaktadır.
Öte yandan Vergi Usul Kanununun hürriyeti bağlayıcı
cezayı gerektiren fiillerinin sayıldığı 359. maddesinde,
sahte veya yanıltıcı belge kullananlarda bilme koşulunun
aranmaması, fiil neticesinde vergi ziyaı meydana gelmiş
olması koşulunun yer almaması haksız sonuçlara yol
açmaktadır. Bunun dışında, ceza yargısında fiilerin
vergi ziyaına yol açmış olmasının aranmaması nedeniyle,
idari yargı ile ceza yargısı arasındaki bağ kopmuştur.
Bu bağın kopması neticesinde, fiili dolayısıyla
mükelleften istenen vergi ve idari para cezası idari
yargı tarafından iptal edilmesine rağmen ceza
mahkemesince mahkûm edilenlerin veya tam tersi, fiili
vergi suçu oluşturmadığı ceza mahkemesince kabul
edilmesine rağmen kendisinden istenen vergi ve ceza
idari yargıca onanan kişilerin sayısı gittikçe
artmaktadır. Yargı kolları arasındaki çelişkili
kararların nasıl giderileceğine veya idarinin uyumu
nasıl tesis edeceğine dair bir düzenlemenin Kanunda
olmayışı da, başkaca adaletsizliklere yol açmaktadır.
Kısacası vergi ceza hukuku, bu gün içinden çıkılması güç
sorun ve adaletsizliklerle boğuşmakta ve neticede
binlerce kişinin bazen haksız bazen gereksiz yere ceza
mahkemelerinde yargılanmasına sebebiyet vermektedir.
Açılan davalarda ise bizim gözlemimiz belirleyici olan,
hukuk bilgisinden yoksun ve sadece inceleme elemanı
raporunu özetleyen muhasebe kökenli bilirkişiler
olmaktadır. Gerçi bu tip Raporlara dayalı Kararlar,
Yargıtay tarafından bozulmaktaysa da, bu defa davanın
uzaması sebebiyle dava zamanaşımına doğru gitmektedir.
Bu adaletsizliklerin ve sorunların giderilmesi
maksadıyla, Vergi Konseyi bünyesinde yürütülmekte olan
Vergi Usul Kanunu yeniden yazım çalışmaları kapsamında
mukayeseli hukuku da irdeleyen çeşitli çalışmalar
sürmektedir. Ancak doğal olarak, bu çalışmaların
sonuçlanması ve yasalaşması zaman almaktadır. Öte yandan
çalışmalar, geleceğe yöneliktir. Peki, geçmişin
sorunları ne olacaktır?
Bu nedenle vergi ceza hukukunun yığılmış sorunlarının
çözümü için, 4811 sayılı Kanun benzeri bir vergi ceza
affından başka yol görünmemektedir.
Bumin Doğrusöz Referans / 16.06.2008 |