|
Vergi
uygulamalarında kur farkı sorunu
Türkiye’de kur farklarının hem
amortismana tabi iktisadi kıymetler ve hem de ticari
amaçla satın alınan malların maliyetine intikal
ettirilmesi devamlı tartışma konusu olmuştur. Bu
bağlamda özellikle yabancı para birimine göre yapılan
ödemelerde değişen kurlar nedeniyle ortaya çıkan Katma
Değer Vergisi uygulaması sorunu ise kanımızca bugüne
kadar çözüme kavuşturulamamıştır.
Gerçekte Türk Lirası'nın değer kaybettiği dönemlerde
özellikle Katma Değer Vergisi uygulaması açısından
ortaya çıkan değerleme sorununa vergi idaresinin bakış
açısı üzerinde de durmakta yarar görmekteyiz.
Vergi idaresi bu bağlamda ortaya çıkan kur farklarını
Katma Değer Vergisi açısından vade farkı gibi
değerlendirmiş ve bu konuda kur farklarından matrah
oluşturma uygulamasına geçmiş, daha sonra da buna
paralel olarak Türk Lirası'nın değer kazanması ile
ilgili olarak ters yöne uygulamaya olanak sağlamıştır.
Maliye Bakanlığı ayrıca 09.5.2005 gün ve 3668 sayılı
özelgesi ile finansal kiralama yoluyla edinilen
kıymetlere ilişkin olarak kiralama süresi içinde söz
konusu sözleşmeye istinaden yabancı para üzerinden
yapılan kira ödemelerinin değerlemesi sonucu ortaya
çıkan kur farklarının, finansal kiralama konusu kıymetin
maliyetine intikal ettirilmesi ve maliyete eklenen bu
farkların ilgili kıymetin amortisman süresi içinde itfa
edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Maliye Bakanlığı’nın bu görüşü doğrultusunda finansal
kiralama işlemlerinde gerek aktifleştirme yılında
gerekse sonraki yıllarda doğan kur farkları maliyete
intikal ettirilerek amortisman yoluyla itfa edilecektir.
Bakanlığın bu görüşünde sadece kur farkları dikkate
alınmış olup, finansal kiralama açısından ödenen faizler
konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
Ancak uygulamada finansal kiralama işlemleri ile ilgili
olarak ortaya çıkan faiz ve kur farklarının mevcut
düzenlemeler çerçevesinde aktifleştirme yılının sonuna
kadar olan kısmının maliyete dahil edilmesi, sonraki
yıllarda doğanların ise maliyete eklenmek veya doğrudan
gider yazılmak suretiyle dikkate alınması gerekmektedir.
Maliye Bakanlığı’nın mevcut görüşleri doğrultusunda;
* Döviz cinsinden imzalanan finansal kiralama
sözleşmeleri dolayısıyla kiracıların aktifleştirdiği
kullanma hakları ile ilgili olarak ortaya çıkan kur
farklarının aktifleştirme yılının sonuna kadar
olanlarının maliyete eklenmesi öngörülmüşken Türk
Lirası'nın değerlenmesinden ortaya çıkan kur farklarının
nasıl dikkate alınacağı konusunda herhangi bir açıklama
yapılmamıştır.
* Finansal kiralama işlemlerinde aktifleştirme yılından
sonraki yıllarda doğan kur farkı doğrudan gider yazılmak
veya maliyete dahil edilmek suretiyle amortisman yoluyla
itfa edilmesi konusunda mükelleflere seçimlik hak
tanınmış bulunmaktadır.
Bu nedenle Maliye Bakanlığı gerek aktifleştirme yılında
gerekse sonraki yıllarda ortaya çıkan kur farklarının
doğrudan gider yazılması konusundaki görüşünün ortaya
çıkan son gelişmelerden sonra değiştirilmesi kanımızca
zorunlu olmaktadır.
Özellikle finansal kiralama işlemlerinde ortaya çıkan
kur farklarının nasıl dikkate alınacağı konusunda tebliğ
yoluyla bir açıklama yapılmamış olması kanımızca önemli
bir eksikliktir.
Kaldı ki kurların sıklıkla değişime uğraması ve bu
nedenle ortaya çıkan değişimin vergi matrahını
etkileyecek şekilde dikkate alınması hem mali tabloları
yanıltıcı hale getirmekte ve hem de mükellefleri
gereksiz yere karmaşık işlemlere yöneltmektedir.
Türkiye 9 sıra numaralı "muhasebe standardı"na göre
temel yöntem borçlanma maliyetlerinin oluştukları
dönemde niteliğine ve yöntemine bakılmaksızın doğrudan
gider yazılmasıdır.
Bu konuda alternatif yöntem ise prensip olarak gider
yazılma gereğine işaret etmekle birlikte, kendisine özgü
özellikli bir varlığın satın alınması, inşaatı veya
üretimi ile doğrudan bir ilişkisi kurulabilen borçlanma
maliyetlerinin ilgili varlığın maliyetinin bir unsuru
olarak aktifleştirilmesine de izin verebilmektedir.
Ancak bu bağlamda kur farklarında karşımıza bir sorun
çıkmaktadır. Bu sorun ise milli paranın değer kazanması
halinde kur farkları nasıl dikkate alınacaktır konusu
ile ilgilidir.
Bu konuda, olayın ayrıca muhasebe tekniği açısından da
dikkate alınması gerekmektedir.
Özellikle amortismana tabi iktisadi kıymetler ile
finansal kiralama işlemlerine konu olan iktisadi
kıymetlerin mali tablolarda yer alan değerlerinin gerçek
anlamda kavranabilmesi için yapılması gerekenlerin de
teknik açıdan belirlenmesi artık zorunlu hale gelmiş
bulunmaktadır.
Olayın bu bağlamda açıklığa kavuşturulması halinde
vergisel açıdan değerlendirilmesi daha kolay olacaktır.
Veysi Seviğ
Referans / 16.10.2007
|