|
Suçlu kim?
Bu köşede
yazdığımız yazılar sadece bu satırlarda kalmamakta.
Zaman zaman bu yazılar kapsamındaki gelişmeler de
sizlere bildirilmekte. Bu sayede hem konular bir kere
daha hatırlanmakta, hem de nelerin değişip, nelerin
değişmediği de takip edilmekte. Buna devam edeceğiz.
Sizler de yazıların sonuçlarından haberdar olacaksınız.
Problem çok fazla yazacak konunun olması, sizlerden çok
fazla soru gelmesi, yazdığımız konuların çok kapsamlı ve
yazılanlardan derin olması ve bütün bunların bu köşenin
sınırları içinde tutulması. Bu sınırlar da maalesef
olmak zorunda. Bu nedenle yazamadıklarımı da zaman
içerisinde yazmaya çalışacağım.
Yine geçmişe dönelim ve 4.5.2007 tarihinde yazdığım
yazıya bakalım. Yazımda vergi davalarında yürütmenin
durdurulması konusunu işlemiş ve aslolanın yürütmenin
durdurulması olduğunu belirtmiştim. Buna göre,
uygulamada mahkemeler kendisine sunulan belge ve
bilgilerden açık olarak görülebilen durumlarda dahi
konunun ayrıntılarına girmekte, davalı idarenin
savunmasını istemekte, bu savunma geldikten sonra konuyu
değerlendirerek görüşünü açıklamaktadır. Bu durum
sebebiyle yürütmenin durdurulmasının temel amacından da
uzaklaşılmakta, davacının muhtemel zararının önlenmesi
gayesi ihmal edilmektedirler. Oysa mahkemeler bu tür
durumlarda davacı iddialarının doğru olabileceği yönünde
bir kuşku duymaları halinde hemen yürütmenin
durdurulması kararı vermeli, daha sonra idarenin
açıklamaları bu kararın doğru olamayacağı kanaatini
oluşturursa yürütmenin durdurulması kararını
kaldırmalıdırlar.
Bu konudaki örneği de şöyle vermiştik. Mükellefe idare
tarafından yıllar öncesine ait bir vergi borcu olduğu
iddiasıyla ödeme emri gönderilir. Mükellefin bu tür bir
borçtan haberi olmadığı gibi, zamanaşımı süresi dahi
çoktan dolmuştur. İdare, mükellefe adresini
bulamadıklarını, bu sebeple ilanen tebligat yaptıklarını
belirtir. Bu ilandan mükellefin haberi olmadığı için
vergi borcu kesinleşmiştir. Mükellef dava açar.
Davasında idarenin elinde tebligat için gereken bütün
adreslerinin bulunduğunu ispatlar. Üstelik idare bir
süredir başka vesilelerle kendisi ile yazışma
yapmaktadır. Zaten adresleri de uzun zamandır aynıdır.
Yürütmenin durdurulmasını ister. Mahkeme idarenin ilk
savunmasını almak ister. Aradan zaman geçer. Mükellef
ailesi ile giderken yolda arabası durdurulur. Eşi ve
çocukları arabadan indirilerek arabasına el konur.
Mahkeme iki ay sonra yürütmeyi durdurma talebini hiçbir
gerekçe göstermeden reddeder. Dava devam eder. Mükellef
ilk yürütmeyi durdurma talebinde belirttiği sebeplerin
doğru olduğu anlaşıldığından davayı uzun bir süre sonra
kazanır. Bu esnada mükellef arabasını alabilmek için
tamamen haklı olduğu halde idarenin talep ettiği borcu
da ödemiştir.
Yazımızdan bu yana geçen zaman süresinde mükellef davayı
kazanmasına rağmen idare kararı temyiz eder. Geçtiğimiz
günlerde Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen kararda
temyiz talebi oybirliğiyle reddedilerek, mahkeme kararı
onanır. Böylece olayda mükellefin haklı olduğu ortaya
çıkar.
Bu durumda suçlu kimdir? Bilinen adreslerin varlığına
rağmen mükellefi ilanen tebligatla takip eden ve bu
kadar açık bir konudaki Mahkeme kararına rağmen temyiz
talebinde bulunan idarede mi yoksa bu durum en baştan
beri belgeleriyle ortaya konmuşken yürütmenin
durdurulması kararını vermeyen vergi mahkemesinde mi?
Yoksa her ikisinde de mi? Hukuken her iki makamın
kararının hatalı olduğu açıktır. Mahkemeler yürütmeyi
durdurma konusunda geç karar vermelerinden, idare ise
bilinen adreslere rağmen ilanen tebligata gitmekten
dolayı.
Hata insana mahsustur ama hatada bu kadar ısrar etmek
anlamsızdır. Mükellef Hakları Bildirgesi'nde idare vergi
ödemenin sadece bir yükümlülük değil, vatandaş olma ve
sorgulama hakkı olduğu bilinciyle kendisinden hizmet
alan herkesi memnun etmeye ve sorunları çözmeye olan
bağlılığını onayladığını belirtmektedir. Mükelleflerin
idareden bir an önce bekledikleri davranış budur.
Hakan ÜZELTÜRK / VERGİ ve HUKUK
huzelturk@superonline.com
22.07.2008 |