İŞ SÖZLEŞMESİNİN
İŞÇİNİN DAVRANIŞI NEDENİYLE
GEÇERLİ BİR ŞEKİLDE
FESHEDİLEBİLMESİ İÇİN, İŞÇİNİN
KENDİSİNE VERİLEN İHTARDAN SONRA
BİR DEFA DAHA YÜKÜMLÜLÜĞÜNE
İHLAL TEŞKİL EDEN DAVRANIŞTA
BULUNMASI GEREKİR, İŞÇİNİN
YAPMAKLA GÖREVLİ BULUNDUĞU
GÖREVLERİ KENDİSİNE
HATIRLATILDIĞI HALDE YAPMAMAKTA
ISRAR ETMESİ, HAKLI BİR FESİH
NEDENİDİR. İŞÇİNİN “İŞİNİ,
UYARILARA RAĞMEN EKSİK,
(asi)KÖTÜ VEYA YETERSİZ OLARAK
YERİNE GETİRMESİ” GEÇERLİ BİR
FESİH NEDENİDİR.
“İçtihat Metni”
İş sözleşmesinin işçinin
davranışı nedeniyle geçerli bir
şekilde feshedilebilmesi için,
işçinin kendisine verilen
ihtardan sonra bir defa daha
yükümlülüğüne ihlal teşkil eden
davranışta bulunması gerekir,
İşçinin yapmakla görevli
bulunduğu görevleri kendisine
hatırlatıldığı halde yapmamakta
ısrar etmesi, haklı bir fesih
nedenidir.
İşçinin “işini, uyarılara rağmen
eksik, kötü veya yetersiz olarak
yerine getirmesi” geçerli bir
fesih nedenidir.
(4857 s. İş K. m. 18, 20, 22,
25)
Davacı, feshin geçersizliğine ve
işe iadesine karar verilmesini
istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen
hüküm altına almıştır.
Hüküm, süresi içinde davalı
avukatı tarafından temyiz
edilmiş olmakla, dava dosyası
için tetkik hakimi tarafından
düzenlenen rapor dinlendikten
sonra dosya incelendi, gereği
konuşulup düşünüldü:
Davacı işçi, iş sözleşmesinin
geçerli neden olmadan işverence
feshedildiğini ileri sürerek
feshin geçersizliğine ve işe
iadesine karar verilmesini, işe
başlatılmama halinde ödenmesi
gereken tazminat ile boşta geçen
süre ücretinin belirlenmesini
istemiştir.
Davalı işveren, iş sözleşmesinin
fesih bildiriminde belirtilen
nedenle geçerli olarak
feshedildiğini belirterek,
davanın reddine karar verilmesi
gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, objektif bir
performans değerlendirilmesinin
yapılmadığı, feshin geçerli
nedene dayanmadığı gerekçesi ile
davanın kabulüne karar
verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18.
maddesi işverene, işçinin
davranışlarından ve
yeterliliğinden kaynaklanan
nedenlerle iş sözleşmesini
feshetme yetkisi vermiştir.
İşçinin davranışlarından
kaynaklanan fesihte takip edilen
amaç, işçinin daha önce işlediği
iş sözleşmesine aykırı
davranışları cezalandırmak veya
yaptırıma bağlamak değil; onun
sözleşmesel yükümlülükleri
ihlale devam etmesi,
tekrarlaması rizikosundan
kaçınmaktır. İşçinin
davranışları nedeniyle iş
sözleşmesinin feshedilebilmesi
için, işçinin iş sözleşmesine
aykırı, sözleşmeyi ihlal eden
bir davranışının varlığı
gerekir. İşçinin kusurlu
davranışı ile sözleşmeye aykırı
davranmış ve bunun sonucunda iş
ilişkisi olumsuz bir şekilde
etkilenmişse, işçinin
davranışından kaynaklanan
geçerli bir fesih söz konusu
olur. Buna karşılık, işçinin
kusur ve ihmaline dayanmayan
sözleşmeye aykırı
davranışlarından dolayı işçiye
bir sorumluluk yükleneme-yeceğinden,
işçinin davranışlarından
kaynaklanan geçerli fesih
nedeninden de bahsedilemez.
İşçinin davranışlarından ve
yeterliliğinden kaynaklanan
nedenler, aynı Yasa’nın 25.
maddesinde belirtilen nedenler
yanında, bu nitelikte olmamakla
birlikte, işyerlerinde işin
görülmesini önemli ölçüde
olumsuz etkileyen nedenlerdir.
İşçinin davranışlarından veya
yetersizliğinden kaynaklanan
nedenlerde, iş ilişkisinin
sürdürülmesinin işveren
açısından önemli ve makul
ölçüler içinde beklenemeyeceği
durumlarda, feshin geçerli
nedenlere dayandığını kabul
etmek gerekecektir.
İşçinin davranışlarına dayanan
fesih, her şeyden önce, iş
sözleşmesinin işçi tarafından
ihlal edilmesini şart
koşmaktadır. Bu itibarla, önce
işçiye somut olarak hangi
sözleşmesel yükümlülüğün
yüklendiği belirlendiği, daha
sonra işçinin, hangi davranışı
ile somut sözleşme yükümlülüğünü
ihlal ettiğinin eksiksiz olarak
tespit edilmesi gerekir.
Şüphesiz, işçinin iş
sözleşmesinin ihlali işverene
derhal feshetme hakkını verecek
ağırlıkta olmadığı da bu
bağlamda incelenmelidir. Daha
sonra ise, işçinin isteseydi
yükümlülüğünü somut olarak ihlal
etmekten kaçınabilip
kaçınamayacağının belirlenmesi
gerekir. İşçinin somut olarak
tespit edilmiş sözleşme ihlali
nedeniyle işverenin işletmesel
menfaatlerinin zarar görmüş
olması şarttır. Eğer işçinin
yükümlülüğünü ihlal
etmekten kaçınma olanağına sahip
olduğu tespit edilirse, fesihten
önce işçiye ihtar verilip
verilmediği, ihtara rağmen
davranışını tekrar etmesi
halinde İş Kanunu’nun 19.
maddesi uyarınca savunması
alınarak iş sözleşmesinin
feshedilip edilmediğine
bakılacaktır. Ancak, ağır
yükümlülük ihlalleri nedeni ile
işverenin iş sözleşmesine devam
etmesinin beklenemeyeceği
hallerde, işçiye davranışından
dolayı ihtar verilmesine gerek
olmayacaktır. Başka bir
anlatımla, işçinin sözleşmeyi
ihlal eden davranışının türü ve
ağırlığı itibariyle, onun
gelecekte sözleşmeye uygun
davranması şartıyla işverenden
iş ilişkisine devam etmesinin
haklı olarak beklenebileceği
durumlarda ihtar gerekli ve
zorunlu olmalı; aksi takdirde
işveren ihtar vermeksizin iş
sözleşmesini feshedebilmelidir.
Buna göre, işverene süresiz
fesih hakkı verilen İş
Kanunu’nun 25. maddesinde
belirtilen hallerden dolayı
kural olarak, işçiye önceden
ihtar verilmesine gerek olmadığı
kabul edilmelidir.
İşçinin yükümlülüklerinin
kapsamı, bireysel ve toplu iş
sözleşmesi ile yasal
düzenlemelerde belirlenmiştir.
İşçinin kusurlu olarak (kasten
veya ihmalle) sebebiyet verdiği
sözleşme ihlalleri, sözleşmenin
feshi açısından önem kazanır.
Geçerli fesih sebebinden
bahsedilebilmesi için, işçinin
sözleşmesel yükümlülüklerini
mutlaka kasıtlı ihlal etmesi
şart değildir. Göstermesi
gereken özen yükümlülüğünün
ihlal edilerek ihmali davranış
ile ihlali yeterlidir. Buna
karşılık, işçinin kusuruna
dayanmayan davranışları, kural
olarak işverene işçinin
davranışlarına dayanarak
sözleşmeyi feshetme hakkı
vermez. Kusurun derecesi, iş
sözleşmesinin feshinden sonra iş
ilişkisinin arz edebileceği
olumsuzluklara ilişkin yapılan
tahmini teşhislerde ve
menfaatlerin tartılıp
dengelenmesinde rol
oynayacaktır.
İşçinin iş sözleşmesini ihlal
edip etmediğinin tespitinde,
sadece asli edim yükümlülükleri
değil; kanundan veya dürüstlük
kuralından doğan yan edim
yükümlülükleri ile yan
yükümlerin de dikkate alınması
gerekir. Sadakat yükümü,
sözleşmenin taraflarına,
sözleşme ilişkisinden doğan
borçların ifasında, karşı
tarafın şahsına, mülkiyetine ve
hukuken korunan diğer
varlıklarına zarar vermeme, keza
sözleşme ilişkisinin kapsamı
dışında sözleşme ile güdülen
amacı tehlikeye sokacak,
özellikle karşılıklı duyulan
güveni sarsacak her türlü
davranıştan kaçınma
yükümlülüğünü yüklemektedir.
İşçinin iş sözleşmesinden doğan
yükümlülüklerini kusurlu olarak
ihlal ettiğini işveren ispat
etmekle yükümlüdür.
İşçinin iş görme borcu,
işverenin yönetim hakkı
kapsamında vereceği talimatlarla
somutlaştırılır. İşverenin
yönetim hakkının karşıtını,
işçinin işverenin talimatlarına
uyma borcu teşkil eder. İşveren,
talimat hakkına istinaden, iş
sözleşmesinde ana hatlarıyla
belirlenen iş görme ediminin,
nerede, nasıl ve ne zaman
yapılacağını düzenler. Günlük
çalışma süresinin başlangıç ve
bitiş saatlerini, ara
dinlenmesinin nasıl
uygulanacağını, işyerinde işin
dağıtımına ilişkin ya da
kullanılacak araç, gereç ve
teknikler konusunda verilecek
talimatlar bu türden talimatlar
arasında kabul edilirler.
İşverenin yönetim hakkı,
işyerinde düzenin sağlanmasına
ve işçinin davranışlarına
yönelik talimat vermeyi de
kapsar. Buna karşılık, işverenin
talimat hakkı, iş sözleşmesinin
asli unsurlarını oluşturan,
ücretin miktarı ve borçlanılan
çalışma süresinin kapsamına
ilişkin söz konusu olamaz.
İşveren, tek taraflı olarak
toplam çalışma süresini
arttırmak veya ücrete etki
edecek şekilde azaltmak
yetkisine sahip değildir.
İşverenin iş sözleşmesinin asli
unsurlarını kapsayacak şekilde
talimat vermesi, iş
sözleşmesindeki edim ile karşı
edim arasındaki dengenin
bozulması halinde, iş
güvencesine ilişkin hükümlerin
dolanılması söz konusu olabilir.
İşverenin talimat verme
hakkının, yasa, toplu iş
sözleşmesi ve bireysel iş
sözleşmesi ile daraltılıp
genişletilmesi mümkündür. Bir
başka açıdan ifade edilecek
olursa, işverenin talimat verme
hakkı, kanun, toplu iş
sözleşmesi ile bireysel iş
sözleşmesi hükümleri ile
sınırlıdır. Bu itibarla,
işveren, ceza ve kamu hukuku
hükümlerine aykırı talimatlar
veremeyeceğinden, işçi bu nevi
talimatlara uymak zorunda
değildir. Bunun dışında işveren,
işçinin kişilik haklarını ihlal
eden talimatlar veremez. Keza,
Medeni Kanun’un 2. maddesinde
düzenlenen hakkın kötüye
kullanılması yasağı gereği,
işveren dürüstlük kuralına
aykırı talimatlar da veremez. Şu
halde işveren, diğer işçilerin
lehine fakat bir veya birkaç
işçinin aleyhine sonuç doğuracak
eşitsizlik yaratacak talimatlar
veremeyeceği gibi, işçiye eza ve
cefa vermek amacıyla da
talimatlar veremez. Buna göre,
işveren talimat verirken eşit
işlem borcuna riayet etmekle de
yükümlüdür.
İş sözleşmesinin işçinin
davranışı nedeniyle geçerli bir
şekilde feshe-dilebilmesi için,
işçinin kendisine verilen
ihtardan sonra bir defa daha
yükümlülüğünü ihlal teşkil eden
davranışta bulunması gerekir.
İşçiye verilen ihtardan sonra
yeni bir yükümlülük ihlali
meydana gelmemişse, sırf ihtara
konu olan davranışa dayanılarak
iş sözleşmesi geçerli bir
şekilde feshedilemez.
Çünkü, ihtarın verilmesiyle
işveren, ihtara konu olan
davranış nedeniyle iş
sözleşmesini’feshetme hakkından
örtülü olarak feragat etmiş
bulunmaktadır.
Davranış nedeniyle fesih, ancak,
sözleşmeyi sona erdirmeye oranla
daha hafif bir çare söz konusu
olmadığında gerekli olur.
Ölçülülük ilkesinin ihtardan
başka diğer bir aracı da,
çalışma yerinin
değiştirilmesidir. Çalışma
yerinin değiştirilmesi feshe
oranla daha hafif çare olarak
gündeme gelen (asi) bir araçtır.
Ancak bu tedbirin
uygulanabilmesi, işveren
açısından mümkün olması ve
kendisinden haklı olarak
beklenebilmesi koşuluna
bağlıdır. İşçinin başka bir
çalışma yerinde çalıştırılması
imkanı söz konusu değilse,
ölçülülük ilkesi ve ultima ratio
prensibi uyarınca, İş Kanunu’nun
22. maddesi uyarınca değişiklik
feshi düşünülmelidir.
İşverenin yönetim hakkı
kapsamında verdiği talimatlara
işçi uymak zorundadır. İşçinin
talimatlara uymaması, işverene,
duruma göre iş sözleşmesini
haklı ya da geçerli fesih hakkı
verir. İş Kanunu’nun 25.
maddesinin II. bendinin (h)
fıkrası, işçinin yapmakla
görevli bulunduğu görevleri,
kendisine hatırlatıldığı halde
yapmamakta ısrar etmesini, bir
haklı fesih nedeni olarak kabul
etmektedir. Buna karşılık,
yukarıda da ifade edildiği
üzere, İş Kanunu’nun gerekçesine
göre, işçinin “işini, uyarılara
rağmen eksik, kötü veya yetersiz
olarak yerine getirmesi” geçerli
fesih nedenidir (Dairemizin
17.03.2008 gün ve 2007/27680
Esas, 2008/5302 Karar sayılı
ilamı).
Davacı işçinin iş sözleşmesi
uişi olması gerektiği gibi
yerine getirmemesi ve düşük
performans göstermesi” nedeniyle
feshedilmiştir. Dosya içeriğine
göre, davacının vardiya
saatlerini ayarlamadan işyerini
terk ettiğinden söz edilerek
28.05.2007 tarihinde yazılı
olarak uyarıldığı, davacının
uyarı yazısını hatasını kabul
ettiğini yazarak imzaladığı,
04.06.2007 tarihinde iş
disiplininden uzaklaşmak ve
çalışma arkadaşları ile
ilişkilerinde uyumsuzluk
gösterdiği gerekçesi ile bu kez
ihtar cezası verildiği,
davacının ihtar yazısının
üzerine “işimde yaptığım
hatalarımın farkındayım,
düzeltmeye çalışıyorum” şeklinde
yazılı beyanda bulunduğu,
20.06.2007 tarihinde verilen
ihtar cezası üzerine yine benzer
ifadeler kullandığı
anlaşılmaktadır. Sözü edilen
uyarı ve ihtar yazılarının
üzerine el (asi)yazısı ile
yazılan ifadelerin baskı ile
alındığı kanıtlanmamıştır.
Davacının eylemleri bir bütün
olarak değerlendirildiğinde,
işin yprütümünü bozucu
niteliktedir. Bu nedenle, feshin
geçerli nedene dayandığı
kabul edilmelidir. Davanın
reddine karar verilmesi
gerekirken, yazılı gerekçe ile
reddi hatalıdır.
Belirtilen nedenlerle, 4857
sayılı İş Kanunu’nun 20.
maddesinin 3. fıkrası uyarınca,
hükmün bozulmak suretiyle
ortadan kaldırılması ve
aşağıdaki gibi karar verilmesi
gerekmiştir.
Hüküm: Yukarıda belirtilen
nedenlerle;
1-) Yerel mahkemenin kararının
BOZULARAK ORTADAN
KALDIRILMASINA,
2-) Davanın REDDİNE,
3-) Harç peşin alındığından
yeniden alınmasına yer
olmadığına,
4-) Davacının yapmış olduğu
yargılama giderinin üzerinde
bırakılmasına, davalının yaptığı
(20) TL yargılama giderinin
davacıdan tahsili ile davalıya
ödenmesine,
5-) Karar tarihinde yürürlükte
bulunan tarifeye göre 575.- TL
ücreti vekaletin davacıdan
alınarak davalıya verilmesine,
6-) Peşin alınan temyiz harcının
isteği halinde davalıya
iadesine, kesin olarak
02.02.2009 tarihinde oybirliği
ile karar verildi.